Bazı şeyleri hatırlamak istemeyiz. hatta çoğu kez unutmanın merhametli bir tarafı bile vardır. Ya peki yaşadığın her şeyi unutup günde seksen dakika boyunca hafızan yerine geliyorsa ve sonra o anlar da silinip gidiyorsa!.. Yōko Ogawa "Hizmetçi ve Profesör" romanında bu hayatın da mümkün ve şenlikli olabileceğini anlatıyor.

Akutagawa ödüllü Japon yazar Yōko Ogawa'nın duygu katsayısı yüksek romanı "Hizmetçi ve Profesör" yeni yayınevinden bu kez Zeynep Ebru Okyar'ın çevirisiyle okurların beğenisine sunuldu.

Yōko Ogawa'nın, Türkçeye çevrilmiş diğer romanı "Hafıza Polisi"nde (Kafka Kitap - 2021) distopik bir öykü eşliğinde ele aldığı 'hafıza' meselesi, bu kitapta duygu yüklü bir iklimde karşımıza çıkıyor.

Hafıza kaybı, başımıza gelene kadar, hatta maruz değilsek bile korkusunu derinden hissettiğimiz bir güce sahip. Çünkü belleğini yitirmek, yaşanmışlığın tüm ruhsal kazanımlarını yitirmek demek.

Romanın kahramanı Profesörün yaşadığı da aslında bu. Mesleğindeki başarıları ve yaşantısıyla da çevresinde saygın bir yere sahip olan matematik profesörü, bir trafik kazası geçirir. O talihsiz olaydan geriye tuhaf bir hafıza sorunu kalır. Evet hâlâ bir şekilde parlak bir zihne sahiptir ama hatıralar belleğinde en fazla seksen dakika kalmaktadır. Neredeyse her gün reset atılan bir bilgisayar gibi hayal edin kendinizi. Her sabah sıfırlanmış hafızayla güne başlayıp kıyafetlerine iliştirilmiş notlarla âna tutunmaya çalışmak ilk bakışta size çok dramatik ve meşakkatli gelebilir. Ama Profesörün bir avantajı var. Sayılarla arasındaki ilişki, akademik hayatındaki ilk heyecanını yaşadığı günlerdeki gibi taptaze çünkü. Sayılar bütün sihriyle ve sonsuz varyasyonlarıyla onu hâlâ hayata bağlı tutuyor gibi sanki.

Ama yine de günlük hayatını sürdürebilsin diye yakınları genç bir hizmetçi tutar Profesör için. Kadıncağız Profesörün evine beyzbol hastası on yaşındaki çocuğunu da getirmektedir. Profesörün zihni her gün sıfırlansa da anne oğul onun saklı dünyasına her gün yeniden girmeyi başarır. Özellikle yaşlı adam ile çocuğun arasında ilginç bir dostluk gelişir. Ortak noktaları sayılar ve beyzbol tutkusudur. Zamanla gelişen sıcak ilişkiler, gerçek bir ailedeki duygusal ortamı aratmaz. Her gün yaşanan seksen dakikalık ara, yitip giden saatlerin ve günlerin telafisi ve tesellisi olur.

"Hizmetçi ve Profesör" bana aile bağları, çocukluk ve toplumsal vicdan temalı filmleriyle tanınan Japon yönetmen Hirokazu Koreeda'nın romanslarını hatırlattı. Zaten insan hikayeleri, duygu dozajı iyi ayarlanmışsa -Çinli yazar Yu Hua'nın Yaşamak'ı gibi- er ya da geç okurun büyük teveccühüne mazhar olabiliyor. Bu romanın da bir biçimde okurda yankısını bulacağına inanıyorum. Koreeda gibi bir yönetmen onu sinemaya uyarlarsa da hiç şaşırmam.

NAZİK AMA NÜFUZ EDİCİ BİR YAZAR

Biraz da romanın yazarını tanıyalım...

1962'de Japonya'nın Okayama şehrinde dünyaya gelen Yōko Ogawa, "Hafıza Polisi" ile 2020 yılında Uluslararası Booker Ödülü'ne aday gösterilmişti.

Popüler eserleri arasında "Dalış Havuzu" ve "Iris Oteli" de bulunan Ogawa, Tokyo Waseda Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İlk romanı "Kelebeğin Kırılması"nı yazarken bir ev hanımıydı. Bebeğini büyütürken yazdığı "Hamilelik Günlüğü" ile kazandı şöhretini ve Akutagawa Edebiyat Ödülü'nü.

Matematikçi Masahiko Fujiwara ile birlikte sayıların olağanüstü güzelliği üzerine bir diyalog olan "Dünyanın En Zarif Matematiğine Giriş"i birlikte yazdı.

"Hizmetçi ve Profesör"ten üç yıl sonra yazılıp yayınlanmış bu kitap Ogawa'nın kafasındaki temaların ve ilgi odaklarının sürekliliğine dair bir örnek olarak gösterilebilir.

Büyük Japon yazar Kenzaburō Ōe'nin “İnsan psikolojisinin en incelikli işleyişini nazik ama nüfuz edici bir düzyazıyla ifade edebiliyor” diyerek Yōko Ogawa'yı övmesi de, onun ülkesinin edebiyat ortamındaki saygın yerini anlamak için bir ölçüt olabilir.

HİÇBİR ŞEYDE BİR ŞEY BULMAK

Roman yazarlığına erken denilebilecek bir yaşta, yeni yirmilerinin ortalarında başlayan "Hizmetçi ve Profesör"ün yazarı Yōko Ogawa kendisine sıkça yöneltilen "Neden yazıyorsun... Düşüncelerini neden kurmacalarla ifade ediyorsun" sorularına yıllarca basmakalıp cevaplar vermiş. Ancak bu sorular, kendi zihninde ve yüreğinde de cevabını bulamadan yankılanıp durmuş.

Birçok söyleşide şuna benzer ifadeler kullanmış:

"Bir biçimde fark ettim. Roman yazıyorum çünkü romancıyım. Her insan hayatını yaşayarak kendi hikayelerini yaratıyor ve ben de bu hikayeleri yazıyorum çünkü insanım..."

Ancak bir gün gelmiş ve Profesör Kawai'nin düşünceleri onu çok etkilemiş. İşte o an neden ve nasıl yazdığının cevabını da bulmuş:

"Günün birinde Profesör Kawai'nin eserleriyle tanıştım ve onun "öykü"den ne anladığını öğrendim. Hikayeler, korkularımız ve üzüntülerimizle ve mantıksal olarak cevaplanamayan tek soruyla başa çıkabilmemiz için gerekliydi. Yani, nihayetinde bütün hayatlar ölümle noktalanır. Ve hiçbir şeyde bir şey bulmak, ki bu özünde bir öykü anlatmaktır, ölümün varlığını anlamanın tek yoludur. İnsanlar ancak bir öyküye sahip olarak beden ve ruhu, dış ve iç dünyaları, bilinçli ve bilinçsiz olanı bir araya getirebilirler (...) Bir öykü biçiminde, ruhumuzun en derin, en karanlık noktalarına hakim olan kaosu sözcüklerle ifade edebiliriz. Öyleyse yaşamak, her birimize uygun bir hikaye yaratmaktır."

Hizmetçi ve Profesör / Yōko Ogawa / Domingo Yayınları

Yunan mitleri serisine Odysseia ile muhteşem final

İngilizlerin çok renkli ve çok yönlü siması yazar, aktör, komedyen ve yayıncısı Sir Stephen John Fry, okurlarını Antik Yunan coğrafyasında ve Ege ile Akdeniz'in serin sularında çıkardığı yolculuğu, serinin dördüncü kitabı "Odysseia" ile noktaladı.

Antik Yunan Mitleri serisinden daha önce "Mitos", "Kahramanlar" ve "Troya" adlı kitaplar yayınlanmıştı.

Yunan mitlerine dair yeni kitapların yayınlanmadığı bir sezonu hatırlamıyorum. Onca kitabın insanı seçim yapmakta zorlaması bir yana, binlerce yıl değişip dönüşerek çoğalan mitleri, o mitlerde adı geçen sayısız kahramanı, yer ismini ve olayı akılda tutmak bile -işin uzmanı değilseniz- başlı başına bir mesele.

Önemi ise şu: Dünya edebiyatı, daha da özelinde Baktı klasikleri bu mitlerin etrafında döner. Ne Shakespeare'yi ne Voltaire'i ne de Victor Hugo ya da Montaigne'i bu mitlere bir ölçüde vakıf olmadan anlamanız mümkün değil. O yazarların eserlerindeki onca göndermenin gölgede kalması bile o sözlerin etkisini içinizde hissedememek, yeterince anlayamamak, dolayısıyla o kitaptan tat almamakla sonuçlanır.

Peki neden Stephen Fry'in kitaplarını okumalıyız" derseniz, çok şey denebilir ama tek ve net bir cevap da mümkün:

Stephen Fry o sonsuz ihtimallerle şekillenmiş düşler, yarı gerçekler ve yaşanmışlıklar dünyasını sürükleyici bir roman tadında aktarıyor. Girift bir efsanevi tarihi okumayı bir şölene dönüştürüyor ve kendinizi o dünyanın bir parçası gibi hissediyorsunuz.

2. Odysseia

AŞAĞILIK ODYSSEUS'UN KALLEŞLİĞİ!

İşte Fry'ın "göz kamaştıran bir final" olarak nitelendirilen kitabı "Odysseia"sından küçük bir bölüm. Bu küçük paragraf bile onun eğlenceli ifade tarzını anlamak için yeterli bence:

Jüpiter mavi Akdeniz'e kederle baktı. Kuzeydoğuda Odysseus'un darmadağın olmuş, hırpalanmış gemileri; güneybatıda ise Aineias'ın karaya vurmuş filosundan geriye kalanlar duruyordu. Çok geçmeden, yanı başında beliren aşk ve güzellik tanrıçası Venüs'ün öfkeli sesi duyuldu.

"Aşağılık Odysseus'un' kalleşliğiyle sevgili Troya'mın surlarının delinmesine izin verdiğin yetmezmiş gibi, şimdi de şehir ve halkı görülmemiş bir vahşet ve zalimlikle yok ediliyor! Hepsi benim güzelliğimin cezası, değil mi?"

"Abartıyorsun sevgili Venüs'üm..."

"Hiç de abartmıyorum! Paris o altın elmayı senin şu gözde kızın Minerva'ya ya da karın Juno'ya verseydi... Dünya bugün ne kadar farklı olurdu, değil mi?"

Odysseia / Stephen Fry / Alfa Yayınları

3. İhlalin Sınırları Internet Icin

Edebiyat yerleşik alanın konforunu bozarsa

Jale Özata Dirlikyapan'ın hazırladığı "İhlalin Sınırları"nda aralarında Orhan Pamuk'un "Kafamda Bir Tuhaflık"ı... Şebnem İşigüzel'in Memoria'sı... Mehtap Ceyran'ın "Mevsim Yas"ının da bulunduğu yazarların eserleri üzerinden çağdaş romancılığımız mercek altına alınıyor. Her bir yazar bu romanlardaki zamanın ruhunu keşfe çıkıyor, karakterlerini, temalarını, üsluplarını ve olay örgülerini irdelerken açık ya da gizli iletilerinin ne olduğunu kavramaya çalışıyor.

Metis'in "Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri"dizisinden yayımlanan kitaba yazılarıyla Fatih Altuğ, Melek Aydoğan, Esengül Ayyıldız, Yekbin Balçık, Jale Özata Dirlikyapan, Leyla Burcu Dündar, Çimen Günay-Erkol, Deniz Gündoğan İbrişim, Koray Kırmızısakal, Erhan Meydan, Göze Orhon, Emre Sünter ve Zeynep Uysal gibi yazarlar katkı vermiş.

Jale Özata Dirlikyapan, adanı kapağa taşıyan çalışma için şunları söylüyor:

“Edebiyat, yerleşik olanın konforunu bozduğunda, yasaklanmış ya da unutulmuş olanın eşiğinden içeri girdiğinde dönüştürücü/yıkıcı gücüne kavuşur (...) Bu derleme, günümüz romanının bu yönelimini, parçalanmış öznelerden tekinsiz mekânlara, tutulamayan yaslardan aşındırılan kimliklere uzanan geniş bir spektrumda, tek bir çatı kavram etrafında okumayı öneriyor: İhlal.”

İhlalin Sınırları / Jale Özata Dirlikyapan / Metis Yayınları

4. Aksam Vakti Internet Icin

Akşam Vakti Dünya

Romanlarında kendi yaşadığı kozmopolit hayatın izlerini keşfetmeye alıştığımız İngiliz yazar Christopher Isherwood, Almanya, Hollanda, Danimarka, İspanya ve Portekiz’de de yaşadı.

Birçok eseri sinemaya uyarlanan Isherwood'un Seda Çıngay Mellor'un çevisinden okuyacağımız "Akşam Vakti Dünya" romanının konusuna gelince...

Evliliği gibi tekdüze bir alışkanlık haline gelmiş Hollywood partilerinden bunalmış, atadan varlıklı Stephen Monk, eşi Jane'in ihanetine uğrayınca ne zamandır aradığı bahaneyi bulur ve ikinci annesi gibi gördüğü Sarah Teyze’sinin evine döner. Ama bir süre sonra ciddi bir trafik kazası geçirir ve yatağa bağlı kaldığı aylar boyunca uzun zamandır aklında olan bir projeye, ünlü bir yazar olan ve birkaç yıl önce ölen ilk eşi Elizabeth Rydal’ın mektuplarını bir bir okur ve yayına hazırlamaya girişir. Bu mektuplar aracılığıyla geçmişe dönen Stephen, Paris’teki ilk aşklarına, önceki eşi Elizabeth’le evliyken Kanarya Adaları’nda yaşadığı kısa ama etkili kaçamağa, Jane’e duyduğu takıntılı ilginin yol açtığı felaketlerin anılarına bir kez daha kaptırır kendini.

Akşam Vakti Dünya / Christopher Isherwood / Yapı Kredi Yayınları

5. Jean Internet Icin

İnsanlık zincirinden kurtulunca!

İnsan gözünü karartmayagörsün, anında korkunç bir canavara ve bir kıyım makinesine dönüşür.

Daha önce "İntihar Dükkânı" ve "Dansa Davet" adlı kitaplarıyla tanıdığımız Fransız yazar Jean Teulé'in "İsterseniz Yiyin Onu" adlı romanının konusu şöyle...

Fransız 1870 yazı... Hautefaye kasabasında insanlık tarihinin en anlamsız kitlesel cinnetlerinden biri patlak verir. Küçücük bir yanlış anlaşılma, bir panayırdaki insanları zıvanadan çıkarır. Şiddet tırmandıkça tırmanır, kolektif histeri akıl almaz bir boyut kazanır.

Gürkan Çimen'in çevirdiği roman, linç kültürüne ve insanın içindeki kötülük tohumlarının aslında ne kadar güçlü olduğuna dair ders niteliğinde bir taşlama...

İsterseniz Yiyin Onu / Jean Teulé / Sel Kitap