Mitoloji, edebiyat, felsefe müktesebatında Homer'in 25 yüzyıllık izlerini sürmek, elbette umutsuz bir uğraş. Kitaplar evreninin üstad-ı azamlarından Alberto Manguel, yeni yayımlanan kitabı "Homeros’un İlyada ve Odysseia'sı" bu zorluğu bir nebze olsun kolaylaştırmış.
Jorge Luis Borges'in rahle-i tedrisinde yetişen Alberto Manguel'in kitapları, çakarların eriştirdiği dar geçidin sonunda gözümüzü alan deniz feneridir. Kurmacaları da elbette kayda değerdir ama onu daha çok kitaplar, kütüphaneler ve okuma uğraşı ve kültürüne dair yazıları ve kitaplarıyla sevdiğimiz de bir hakikat.
Alberto Manguel fenerinin ışığı bu kez bizi önce 2 bin 500 yıl öncesine götürüyor ve o çağlardan günümüze birçok farklı ışık kaynağındaki yansımalarla, irili ufaklı fenerler ve koca bir efsanenin eşliğinde bizi bugünlere eriştiriyor.
O kadim yolculukta bize İlyada'nın Akhilleus, Agamemnon, Odysseus, Menelaos, Helen ve Nestor'u, Odeyssia'nın Sirenler'i, Kyklops’u, Kirke’si ve Penelope'si başta olmak üzere sayısız kahraman eşlik ediyor.
Manguel'in aktarımında rotamızı bazen İzlanda sagalarının fısıldandığı iklimlere çeviriyor, bazense Fellini'nin 8 ½’una, Bergman’ın Yedinci Mühür’üne sinemanın kült filmlerinde soluklanıyoruz.
Manguel, öncelikle bize Homer mitlerinin çağlar boyunca ünlü yazar ve düşünürlerce nasıl algılandığını aktarıyor. Verimli okumaların meyvesi olan anekdot ve alıntılar marifetiyle yapıyor bunu.
Manguel Homer'in dünyasını kategorik bir bakış açısıyla ele alıyor. Unutmadan belirteyim ki, değişik dillerde, farklı dönemlerde ve coğrafyalarda şekillenmiş Homer algısını izlemek ve bundan bütünlüklü bir sonuca varmak her okurun altından kalkabileceği bir yük de değil elbette. Homeros'un Roma döneminde, Hristiyanlık aleminde, İslam coğrafyasında izlerini sürmek, yani hem yatay hem dikey okuma ve hatırlama meşakkatini göze almak ancak Alberto Manguel gibi umman-ı derya kültüre sahip birinin yardımıyla altından kalkılabilecek bir uğraş.
BİR ANA EKSEN EKSİKLİĞİ
Homeros'un yaklaşık yirmi beş yüzyıl boyunca nasıl okunduğunu ele almak, yani onca uzun bir zaman diliminde seyretmek, kaçınılmaz dağınıklığı da peşi sıra sürüklüyor. Bir de onca alıntının bir ana fikir etrafında konuşlanmamış olması meselesi var. Lakin, o çağlar boyunca taradığı yazar ve eserlerden aktardığı anekdotlar, iyi okurlar için yine de çok iştah açıcı.
Manguel, önce İlyada ve Odysseia şiirlerinin ortaya çıkışından yazıya geçirilişine kadar uzanan serüvenini incelerken dünya şiirinde, edebiyat ve felsefe tarihinin en önemli yapıtlarında Homer'in izlerini sürüyor.
Sözgelimi Eflatun'dan Vergilius’a, Dante'den Pope ve Joyce’a kadar pek çok isim Homeros'tan alıntılar yapmış, ona göndermeler yapmış ve bir başka deyişle onları yeniden üretmiştir. Manguel'in peşine düştüğü izler tam da bu.
Yakın tarihten ilginç anekdotlar da aktarıyor Alberto Manguel. Mesela savaşlar ve ölümlerle perişan olmuş Kolombiya’da bir köy sakinlerinin kütüphanelerindeki "İlyada" baskısını ellerinde tutma çabasını anlatırken alkımıza ister istemez Jose Arcadio Sanchiç'i, Melquiades'i ve Aureliano Buendia'sı ile "Yüzyıllık Yalnızlık" gelmiyor mu?..
Bu ilginç anekdotun tamamını paylaşmak bence bu kitabın tanıtımına daha iyi hizmet edecektir.
PAYLAŞILAMAYAN İLYADA
Kolombiya Kültür Bakanlığı 1990 yılında, ülkenin uzak kırsal
bölgelerinde yaşayanlara kitap ulaştırmayı amaçlayan bir gezici
kütüphane sistemi kurmuştu. Bu amaçla ormanlık ve dağlık arazilere, eşeklerin sırtına vurulu büyük heybelere doldurulmuş kitaplar
taşındı. Kitaplar, vardıkları köyde, durum icabı kütüphaneciliğe soyunacak köy öğretmenine veya köyün ileri gelen yaşlılarından
birine, birkaç haftalığına teslim ediliyordu. Köylere ulaştırılan kitapların çoğu teknik içerikli kitaplar, tarımcılığa yönelik kılavuzlar,
dikiş kitapları ve benzerleriydi ancak aralarında birkaç edebi eser
de vardı. İşbu “kütüphaneci”lerden biri, bir tanesi hariç tüm kitapların okunup iade edildiğini bildirmişti. “Sadece bir kitap geri
gelmedi” diyordu. “Her zamanki uygulamaya yönelik kitapların
yanında bir de İlyada’nın İspanyolca çevirisi verilmişti. Kitabın
okuma süresi bitip iade vakti geldiğinde köylüler kitabı geri vermeyi reddettiler. Bunun üzerine kitabı onlara hediye etmeye karar
verdik ama neden özellikle bu kitabı geri vermek istemediklerini
sorduk. Köylüler, Homeros’un anlattığı öykünün kendi öykülerini
yansıttığını söylediler: Öykü tanrıların, ne diye savaşıldığını, ne
zaman mutluluğa kavuşacaklarını, ne zaman öldürüleceklerini
asla tam bilmeyen erkekler ve kadınlara karıştığı, savaşlarla yüzünden
parçalanmış bir ülkeyi anlatıyordu.”
BÜYÜK YAPITLAR ARASINDAKİ BAĞLAR
Son olarak şunu söylemek isterim ve bu söyleyeceğimin bu yazının ruhunun tamamını kucaklamasını umarım:
Çağlar boyunca yazılmış kitapları, dile gelmiş söylenceleri izlerken günün birinde - yani yeterince okunmuş, didik didik edilmiş- sayısız eserin arasında incecik tellerle ilişkilendirilmiş manevi bağları keşfetmek ömre bedeldir!
Manguel'in "Homeros’un İlyada ve Odysseia"sı bize bu zevkten bir tadımlık sunan kayda değer bir çalışma olmuş.
Homeros’un İlyada ve Odysseia'sı / Alberto Manguel / Yapı Kredi Yayınları

Dört asırlık kişisel gelişim kitabı
Avrupa'da, bilginin kilisenin tekelinde olduğu yıllarda yaşayan İspanyol cizvit düşünür ve yazar Baltasar Gracián y Morales'in insan hayatının farklı yönlerine dair üç yüz aforizmadan oluşan eseri, klasik dönemlerin belki de kişisel gelişim kitaplarından biri sayılabilir.
Sözlü geleneğin yanı sıra, kitapların tek bilgi kaynağı olduğu devirlerde böyle bir kitabın nasıl büyük bir ilgi gördüğünü tahmin etmek güç değil.
Günümüzde ise sosyal medyanın sunduğu imkanlar sayesinde herkes herkese akıl verir duruma geldi. Diploma, uzmanlık, araştırma ruhu gerektirmeyen bir yetenek oldu.
Türkçe baskısı "Akıllı Davranma Sanatı" adıyla yayımlanan bu kitapta, kimileri günümüz için de geçerli olan- önemli aforizmalar var.
İşte onlardan bazıları...
* Bir şey, bir imge, onu yaratan değil ona tapan tarafından putlaştırılır. (Bu ifadenin çevirisi kitabın çevirmenine değil bana aittir.)
* Bütün zaferler nefret doğurur. Üstlerinize karşı zafer kazanmanız ya akıllıca olmadığı gibi sonunuzu da getirebilir.
* Başlangıçta çokca övülen şeyler, nihayetinde beklenileni vermezse itibar kaybına sebeptir.
* Sahiden de sıra dışı şahsiyetler, doğru zamanda ve doğru yerde doğmuşlardır.
* Tamamen kendine yeten, kendi içinde her şeyi bulan kişi, kendine sahip olduğu sürece her şeye sahiptir.
* Her şeyde iyi olanı bulmak, zevk sahibi kişilerin ayrıcalığıdır.
* Olgunluk, hemen her şeye öylece inanmamak demektir. Ne çok çabuk inan ne de hemen sevgini belli et.
* Dostlarını seçmeyi bilmelisin... İnsan sahip olduğu dostlara bakılarak tanımlanır.
* Her budala tamamen ikna olmuştur. Tamamen ikna olmuş herkes bir budaladır.
*Aşırı nezakete kendinizi kaptırmayın çünkü bu bir aldatma biçimidir.
* En işe yaramaz olanlar bile teselliyi uzun ömürlü olmakta bulur.
*Aptallığın her türü bir kabalık biçimidir. Kaba ve küstah kişiler de daima aptal kişilerdir.
* Hiçbir şeyde sıradan olmayın... Öncelikle kültürel beğenilerde kalabalığın yüzeysel beğenilerinden uzak durun.
* Sağduyu sahibi biri, başkalarının işine burnunu sokmakla yetinmemeli, başkalarının da kendi işlerine karışmasına engel olabilmelidir.
Her çağda insanlar fazlaca kulak asmasalar da başkalarının aklına ihtiyaç duymuştur; büyük ihtimalle ve nihayetinde kendi bildiğini okuması kesin olmasına karşın üstelik. İçselleştiremesek de bilgelik içeren ifadeleri okumayı, onları bir yerlere not edip unutmayı seviyoruz. Bu konuya dair umabileceğimiz tek şey, o akılların bilinç dışımızın bir yerinde kazınması, ihtiyaç anında bilinç düzeyine çıkmasıdır.
Akıllı Davranma Sanatı / Baltasar Gracián / Remzi Kitabevi

Sinsi şiddet, kendini göstermeyi seven şiddet
Az gelişmliş toplumların yazgısı, kendi hükmünü bir biçimde yürütüyor. O hüküm, her anlamda güçlünün zayıfı ezdiği bir iklimi konsolide ediyor.
Günümüzün en popüler önemli feministlerinden ve kültür eleştirmenlerinden olan Jacqueline Rose, "Şiddet ve Kadına Şiddet"in hemen girişinde şiddet ikliminin seyrine dair çok önemli bir tespit yapıyor:
"Kişi gözüyle görünce şiddeti tanır; ancak son on yılda ortaya çıkan bir şey varsa o da en yaygın ve sinsi şiddet türlerinin gözle görülemeyenler olduğudur."
Gerçi bizim gözümüzün gördüğü bile yetiyor ama görülemeyen şiddetin yasalardan ve toplum baskısından kolayca sıyrılabilmesi, ona dair ortaya konacak direnci de mecalsiz bırakıyor. Ama yine de Rose'un vurguladığı üzere şiddet kendini göstermeyi sever.
"Şiddet ve Kadına Şiddet" kadına şiddetin ve şiddetin küresel ölçekte, dahası dünyanın dört bir yanında faşizmin yükseldiği ortamlardaki siyasi ve ideolojik yapıların şiddeti nasıl besleyip büyüttüğünü de örneklerle ortaya koyuyor.
Şiddet ve Kadına Şiddet / Jacqueline Rose / Alfa Yayınları

Nabokov'un karanlık sularında
İspanyol yazar Sara Mesa, son iki yılda Türkçede peş peşe yayımlanan "Bir Aşk" ve "Aile" adlı romanlarında aşk, ilişkiler ve aile içi gibi meseleleri ele almıştı.
Sara Mesa, Türkçede yayımlanan, Çağla Soykan'ın çevirisiyle okuyacağımız yeni romanı "Neredeyse" de ise öyküyü on dört yaşındaki bir çocuğun etrafında kuruyor. Belki öykünün dramasını oluşturan tabu eşiğiyle Nabokov'un Lolitası'ndan hatırladığımız tehlikeli sularında yüzüyor Mesa.
Romanın konusu şöyle...
Sonbahar'ın ağırlığını hissettirdiği günlerde, on dördünde bir çocuk bir kez daha okulu kırmış, ve bir parkın kuytuluğunda vakit öldürüyor. Kimbilir nelerin düşünü kurarken yaşlı bir adam giriyor öykünün kadrajına. Nazik, çekingen sabırlı biri. Her ne kadar kız kendinden emin gibi görünüyor ve tetikte duruyorsa da günler aktıkça bu ikilinin kuşlar hakkında konuşmalarıyla ilerleyen arkadaşlıklarının bambaşka bir yere evrilme ihtimali ister istemez tedirgin ediyor bizi.
Mesa'nın anlatısı bu kez daha tehlikeli ve karanlık sularda seyrediyor.
Neredeyse / Sara Mesa /Sel Kitap

Yaşlılığın Şairi'nden!..
Kavafis, gezgin hayatıyla Romen yazar Panait İstrati'nin roman kahramanlarını hatırlatır. Büyük şair yazarın İngiltere istisnasını bir yana bırakırsak şiirlerinde ve dünya görüşünde doğup büyüdüğü ve yıllar sonra döndüğü İskenderiye'nin ve ergenlik yıllarını geçirdiği İstanbul'un etkilerini taşır.
Rum asıllı Türk öğretmen, çevirmen ve yazar Ari (Aristotelis) Çokona'nın Türkçesiyle okuyacağımız Kavafis'in şiirleri, Akdeniz'in levant dönemlerinden hiç dinmeyen tatlı bir esinti gibi. "Yaşlılığın Şairi" olarak tanınan Kavafis, bazen de bu şiirinde olduğu gibi insan hallerinin trajik yönüne vurgu yapar:
YAŞLILARIN RUHLARI
Yıpranmış eski bedenlerinin
içinde oturur yaşlılann ruhları.
Nasıl da hazinler zavallıcıklar, nasıl da
sıkılırlar sürdürdükleri seftl hayattan.
Nasıl da yitirmekten korkarlar,
nasıl da severler o hayatı,
harap olmuş eski postlarının
içinde oturan çelişkiler içindeki,
-trajikomik- akılları karışmış ruhlar.
Şiirler / K. P. Kavafis / Yapı Kredi Yayınları