Asya sanatına göre kışın üç dostu ağaç varmış; Çam, bambu ve erik. ABD'li psikiyatrist yazar Dr. Suzan J. Song, "Neden Acı Çekeriz, Nasıl İyileşiriz?" adlı kitabında bu üç ağacın kışları açan çiçeklerinin dayanıklılığını, umut ve kararlılıkla yaşama becerisini örnek alırsak hayat gailesindeki engelleri daha konforlu aşabileceğimizi söylüyor.
Kore asıllı ABDli yazar Dr. Suzan J. Song; istikrarsızlığa, travmalara, insan ilişkilerine, acıların biçimine ve iyileşme yollarına yoğunlaşmış bir psikiyatrist, antropolog ve küresel ruh sağlığı uzmanı.
Klinik bakım, insani krizler, kamu politikası ve sistem dönüşümü alanlarını birleştiren çalışmalarıyla uluslararası düzeyde tanınırlığa sahip, çocuk/ergen ve yetişkin psikiyatristi Song, özellikle zorunlu göçe maruz kalmış çocuklar ve ailelere dair önemli projeler yürüttü. Yirmi yıldan fazla Sahra Altı Afrika, Sierra Leone, Liberya, Burundi, Haiti, Etiyopya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ürdün'deki Suriyeli mülteci kamplarında ve Doğu Avrupa'da çatışma bölgelerinde bulundu ve buralarda ruh sağlığı ve psikososyal destek sistemlerinin tasarlanması, uygulanması ve bu alanlarda verdiği danışmanlık hizmetleriyle biliniyor.
Sekiz yıl ABD Dışişleri Bakanlığı'na bağlı İnsan Ticaretiyle Mücadele Ofisi'nde danışman olarak çalışan Dr. J. Song, halen ABD Adalet Bakanlığı'na bağlı Suç Mağdurları Ofisi'nde, kitlesel şiddet olayları sonrasında topluluklara destek sağlayan danışman olarak görev yapıyor.
İNCİTMEMEYİ SEÇENLERE!...
Onun ilk kitabı olan ve geçtiğimiz günlerde Mehtap Özer İsoviç'in çevirisiyle yayımlanan "Neden Acı Çekeriz, Nasıl İyileşiriz" özellikle sahada edinilmiş tecrübeler ışığında yazılmış olması bir yana, Song'un sorunları ele almadaki naif ve hassas bakışıyla ayrı bir değer kazanıyor.
Hayat yolunda karşımıza çıkan engeller, bu engellerin üzerimizde yarattığı sıkıntılara ve bunlarla nasıl başa çıkmamız gerektiğine dair sayısız kitap yayınlanıyor. Konunun uzmanlarına, akademik ortamda ve sahada tecrübe kazanmış isimlere saygım sonsuz. Ancak tabela üzerinde var olan eğitim programlarından mezun olan, bir akademik değer ifade etmeyen yaldızlı sertifikalara sahip kişilerden uzak durmakta fayda var deyip konumuza dönelim.
Suzan J. Song, kitabını "İncinmişliğini içinde taşıyan ama incetmemeyi seçenlere" ithaf ederek zaten kitabın daha ilk sayfalarında beni kendisine bağladı. (ve zaten iyi kitap ilk sayfalarında bağlamaz mı okurunu kendine!)
Ne kadar uygulanabilir bilemem ama müthiş bir öneri:
İncinmişsen ve için yanıyorsa bile sen incitme!
Zaten o da önsözünde şu sorunun üzerinde duruyor:
"Hayattaki zorlukların üstesinden zarafet ve özgüvenle gelmelerini mümkün kılan birtakım bakış açıları ya da davranış kalıpları mı var? Şayet öyleyse, bunlar herkesin öğrenebileceği beceriler mi?"
Hepimizin aradığı bu değil mi?
İncitmeden ama örselenmeden de hayat gailesinin üstesinden gelmek.
KIŞ SOĞUĞUNUN İNATÇI ÇİÇEKLERİ
Kitapta ayrıntılı bir biçimde anlatıyor ama Dr. Suzan J. Song, hayatın zorluklarını aşma ve gelişme yolunda geliştirdiği metodunu Asya sanatından ödünç aldığı "Kışın Üç Dostu" üzerinden açıklıyor.
Kışın üç dostu tabiri; en zorlu kış şartlarında bile canlılığını muhafaza edip çiçeklerini açabilen çam, bambu ve erik ağaçlarına bir atıf. Asyalılar bu üç ağacın resimlerini evlerinin duvarlarına kulağa küpe misali asar, onların dayanıklılığını, umut ve kararlıkla yaşama becerisini örnek alırlarmış.
Song da en zorlu zamanlarımızda, en güçten düştüğümüz, kolumuzun kanadımızın kırıldığı anlarda bile bize esenlik sağlayacak üç ayaktan oluşan kendi iyileşme metodunu öneriyor:
Anlatı... Ritüeller ve Bir Amaca Sahip Olmak.
Bu kavramları kısaca şöyle açıklayabilirim...
* Anlatı: Yani, hikâye ve açıklamaların insanların hayatında ne kadar önemli bir rol oynadığı... Mesela hayatın gerçeklerini nasıl algılıyor ve onlara nasıl tepkiler veriyoruz? Bu yolda bizi ne gibi şeyler etkiliyor ve yönlendiriyor?
* Ritüeller: Kaybettiklerimizi onurlandırmak, muğlak kayıp örneklerinden hareketle kesinlik ihtiyacına umutsuzca tutunma hissinden kurtulmak. Geçmiş benliklerimizi şu anki halimizle bütünleştirerek ritüellerin yardımıyla bir öz dönüşümden geçmek.
* Bir Amaca Sahip Olmak: Bizi farklı, esen ve görece mutlu edecek bir gerçekliğe duyduğumuz arzudan yola çıkarak dünyayla daha geniş manada bir bağ kurabilmek. Anlamlı bir hayat sürmek, hayatımızdaki mevcut istikrarsızlıklarla yüzleşebilmek ve bunların içinde bir dinginlik ve ahenk bulmak.
ACILARDAN ÖĞRENECEKLERİMİZ...
Kitaptan seçtiğim ve altını kalınca çizdiğim bazı ifadelerle Kışın Üç Dostu'nun bağlamına ekstra katkı vermiş olayım...
* Acı çekmenin, hem kendimiz hem de başkaları hakkında bizlere öğreteceği çok şey var. Acı çekmek canımızı yakabilir ama bu illa böyle olmak zorunda değil. İyileşmek de geçmişi silip yok etmek ya da sınırlarımızı zorlayıp onu hızla ardımızda bırakmak değil.
* İnsanın gelişiminde erişebileceği en üst mertebenin acılara katlanmak olduğunu sanıyoruz. Ancak acılara iç muhasebe yapmadan katlanmak, insanı hissizleştirebilir. Psikolojik dayanıklılıkta ustalaşmışım gibi de davranamam. Ben de hâlâ kırılıyorum, hâlâ sorguluyorum ve hâlâ belli ettiğimden çok daha ağır yükler taşıyorum. Ancak bende değişen şey, bu yükü nasıl taşıdığım ve kimlerin benimle birlikte taşımasına müsaade ettiğim. İstikrar yanılsamasının peşinden koşmayı bıraktım. * Duygusal dayanıklılığın ulaşacağım bir varış noktası olduğuna artık inanmıyorum. Bunu daha ziyade, kendimizi çektiğimiz acılarla birlikte konumlandırabilmeye ve hayat bizden öyle olmamızı istemediğinde bile insan kalabilmeye verdiğimiz isim olarak görüyorum.
* Tanıdığım insanlar arasında duygusal açıdan en dayanıklı olanlar, en zor zamanlardan geçip hayatta kalanlar değildir. En dayanıklı olanlar, acı çekerken kendilerine sırt çevirmeyip destek olan ve iyileşme süreçlerini başkaları için bir çözüm yoluna dönüştürenlerdir.
Neden Acı Çekeriz, Nasıl İyileşiriz? / Dr. Suzan J. Song / TİMAŞ Yayınları

Kedilerle yaşanmış uzun bir ömürden fragmanlar
Sosyal medyadaki bazı bookstagram ehline, yani kimi kitap kapağı yorumcularının dediklerinin aksine "Kedi Kitabı", bir çocuk kitabı değil. Büyük bir yazarın ömrü boyunca kedilere duyduğu derin aşkına dair şükranın ifadesi. Yazar bu malzemeleri yıllar içinde üretirken çocuk gibi eğlendiğini inkar etmiyor. Ancak meselenin - yani bir insanın bir hayvanı niye sevdiği ve sevmesi gerektiği meselesinin, merhamet ve empati duygusunun- önemi odağından hiç uzaklaşmıyor.
"Kara patileri sert çiçekler gibi" bir kedinin "acı sedefotu ve sonbahar gecesi" kokması, "tehlike bahçelerinden evlere haber getirmesi" bir çocuğun anlayacağı metaforlar değil.
Örnek olarak aldığım "Tekir Lorenzo" şiirinde, aslında herhangi bir kedinin insan ve doğa ile kurduğu ilişkiyi yedi dizede özetleyivermiş Ursula K. Leguin.
Şiirin içinizde yarattığı duygu fırtınasında çokca coşku, bir tutam da hüzün var. Çünkü kucakda oturan küçük kedinin kulaklarındaki yaralar, onun nasıl bir ortamda yaşadığını üç sözcükte anlatıveriyor.
Yine kitaptaki bir başka şiirden örnek vereyim, "Neko Yirmisinde" adlı şiirden!..
......
bir kedi ömründen fazlasına dikmiş
bulanık ve aydınlık bakışlarını
tutarak sırrını:
senin için fiil yok
olmak dışında,
ihtiyar olmak,
ihtiyar kemik torbası,
pervane,
gölge.
Bu dizeler insan varoluşuna dair, düşünsellik çıtası bir hayli yüksek imgeler içermiyor mu?
Böyle bakınca bir kediyle birlikte yaşlanmış kişilerin ne kadar baht sahibi olduğunu düşünüyorum ister istemez.
Hayat felsefesini bir kedi işbirliğiyle, bir kedinin desteği ve yardımıyla inşa etmek.
"Kedi Kitabı", özellikle içindeki şiirlerle - ki bu şiirler yazarın hayatından şu veya bu şekilde geçip gitmiş kedilerin esiniyle yazılmış, felsefi tarafı güçlü bir derleme.
Çünkü telif bir kitap değil bir derleme bu. Ursula K. Leguin'in yıllar boyunca yazdığı yazıları, düştüğü notları, yaptığı çizimlerinin bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş bir övgü / hürmet ve 'tribute' çalışması.
Cıvıl cıvıl bir kitap "Kedi Kitabı!"
O cıvıltıların içinde birbirinden sevimli renk çümbüşü çizimler, Süperfare ile Muhteşem Pisi’nin serüvenlerine dair minik bir çizgi roman, kedilerin o akıl sır ermez ruh haline ve düşünüşlerine ışık tutan kedi mektupları da var. Bu kitaptaki her ayrıntının içinde yazarın kendi hayatından izdüşümler var.
Büyük bir yazar düşünürün hayatı boyunca -bize en yakın varlık olduğuna her daim inandığım- kedilerle kurduğu inanılmaz aşk bağına eşlik etmek keyifli olduğu kadar düşündürücü bir eylem.
Kedi severler, kedi sevmeye kendini yatkın ve hazır hissedenler, en önemlisi de bir hayvanı sevmenin tüm dünyayı ve içindekileri sevmek anlamına geldiğini anlamayı kabul edenler için elbet.
ay
sessiz şehrin gölgelerini doğuya düşürüp
karlı tepeleri kül grisine çevirdiğinde.
Güneş parlar, kuş uçar, karlar erir, kedi yok.
Kedi Kitabı / Ursula K. Leguin / Metis Yayınları

Borges ve İslam düşüncesi
Jorge Luis Borges, bir agnostikti ve öyle de öldü. Ancak dünyanın dört bir yanında doğup büyümüş mitolojiler, masallar, inanışlar, tasavvuf, Binbir Gece Masalları, birçok unsuruyla İslam ve Doğu kültürü onun ilgi alanındaydı.
Bir an düşünüp aklıma gelenleri sıralayayım... Ferîdüddin Attâr’ın ünlü eseri Mantıku't-Tayr (Kuşların Dili) ile bağdaştırdığı sembolik öyküsü "El-Motasim’e Bir Bakış", İslam'daki çoklukta tekliğin yansıdığı ve Elif harfiyle simgeleşen "Alef", adı üstünde "İbni Rüşd’ün Arayışı", Esmaül Hüsna'dan Zahir'den adını alan "Zahir", Borges'in İslam kültürü ve tasavvufundan esinlendiği öykülerden en çok bilinenleri.
Karşılaştırmalı edebiyat alanında çalışan, doktorasını Barselona'da Mevlana üzerine yapan Nesrin Karavar - Blecua, hazırladığı ve İspanyolcadan çevirdiği Borges - Belki Ölmeden Önce Bir Kez Daha Yaşarım" adlı kitabında, ünlü yazarın Doğu düşüncesiyle kurduğu bağ
farklı yönleriyle ele alınıyor.
Kitapta "Borges'te Mistik Deneyim / María Kodama", "İslam Mistikleri - Borges'in Yayımlanmamış Ders Notları / Nesrin Karavar-Blecua", "Borges'te Mistik Sessizlik: Alef ten Zâhir'e / Luce López-Baralt", "Binbir Gece Masalları'nın Bitmeyen Serüveni / Margarida Castells Criballés", "Borges'in Doğu Tasavvuru / Verónica García Moreno", "Borges ve Aklın Sınırları / Julio Crivelli", "Borges'in Kütüphanesinde Din / Fernando Flores Maio" adlı yazılar bulunuyor.
Borges: Belki Ölmeden Önce Bir Kez Daha Yaşarım / Nesrin Karavar-Blecua / Alfa Yayınları

Yazarını takip eden kahramanın romanı
Çok satan romanların şablonları belli. Ama yine de her yazar çok satmayı başaramıyor. Sadece standart edisyonu yaklaşık 85 milyon basılan, genişletilmiş versiyonları, özel edisyonları ve sesli kitap formatlarıyla dünya çapında 150 milyon satışa ulaşmak için "Simyacı" diye bir roman yazmak gerekir. Tüm kitaplarının dünya çapında toplam satışı 320 milyona yaklaşan Paolo Coelho, bir best seller üstadıdır.
Coelho yeni romanı "Melek"te de artık ustası olduğu şablonları kullanıyor, sadık okurlarında bir "Simyacı" etkisi yaratması beklenmese de onları küstürmeyeceğe benziyor. 79 yaşında otuzuncu kitabını yazmış olmak başlı başına bir başarı zaten.
Peki ne var "Melek"te şablon olarak. Gizem var... İnanç meselesi var, arayış var, mistisizm var, gidilen tekinsiz, yabancı diyarlar var ve elbette mitolojik unsurlar var.
Romanın konusuna gelince...
Brezilya'nın Rio de Janeiro şehrinde yaşayan Paulo, hayallerine tam kavuştum derken varını yoğunu kaybetme korkusu yaşamaya başlar. Akıl hocası J.’nin de etkisiyle her şeyini geride bırakır ve meleğini bulmak üzere ABD'nin dört eyaletine yayılmış olan Mojave Çölü’ne doğru bir yolculuğa çıkar. Ancak çöl onun umduğu kadar sakin bir yer değildir. Ve Emrah İnce'nin çevirisiyle okuyacağımız romana özgün adını veren "Valkyrieler /As Valkírias/ modern savaşçı bakireler" motosikletleriyle engin çölde tozu dumana katmaktadırlar.
Kahraman Mojave Çölü'nde -tıpkı Paolo Coelho'nun bir zamanlar yaptığı gibi- kırk günlük seyahatte ilahi habercileri / melekleri ararken karşılaştığı tehlikelerin üstesinden de gelmesi gerekecektir.
Otobiyografik unsurlar taşıyan, aydınlanma ve kendini keşfetmeye dair tipik bir Paolo Coelho romanı."
Melek / Paulo Coelho / Can Yayınları

Karanlığın kelebekleri
Geçtiğimiz yıl "Cennette Gibiyim" ile hem Duygu Asena Roman Ödülü'nü hem de Attila İlhan Roman Ödülü'nü kazanma başarısını gösteren Sibel K. Türker, yeni romanı Mecnun Kelebekler’de, okurunu soğuk Ankara kışında kendi yazgılarıyla boğuşan kahramanlarıyla tanıştırıyor.
Filiz soğuk ve karanlık bir ortamda düşünme hastalığının kör kuyularında gezinmektedir. Gündelikçi olarak gittiği evlerin kendine uzak hayatları karşısında ezilse de kendisine yepyeni bir hayat kurmaya kararlıdır. Aslında bu hayatı kurar da. Filiz'in yeni hayatı kendi tuhaflıklarıyla ilgi çeken tiplerle sarılmıştır.
Cebinde akrep besleyen -ironi değil gerçek- İsmet, aşkı kendisi için yaşamaktansa aşkın kendisine âşık olan Nilnehri, kendince günahkâr Vedia ve içinde masalsı âşıklar barındıran Cemal... Her biri kendi karanlıklarından kurtulmanın yollarını arayan mecnun kelebeklerdir.
Türker, "Mecnun Kelebekler"de yoksulluktan ve çaresizlikten söz ederken her şeye inat dayanışmaya ve umutlara da vurgu yapıyor.
Mecnun Kelebekler / Sibel K. Türker / İthaki Yayınları