İlber Ortaylı (1947-2026) 13.03.2026 Cuma günü 79 yaşında vefat etti. Cumhuriyet döneminde yetişmiş ülkemizin değerli tarihçilerimizden biriydi. Kendisiyle olan tanışıklığımız ve dostluğumuz, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivindeki çalışmalarımıza dayanır. Ben sözü geçen Tarih Bölümünde lisans öğrencisi ve daha sonra da araştırma görevlisi olduğum zamanlarda (1979-1984), İlber Hoca, Tarih Bölümündeki hocaları özellikle Adnan Erzi (öl.1990) ve Yavuz Ercan (öl.2022) ve Özer Ergenç gibi genç tarihçileri ziyarete gelirdi. Bölümde, sıra dışı tavırlarıyla ve sakalıyla dikkati çekerdi. Onun bölüme gelme nedenlerinden biri, Siyasal Bilgilerdeki hocaları ile Tarih Bölümündeki muhafazakâr Türkçü hocalar arasındaki siyasi ve akademik tartışmalar konusunda yorum yapmaktı. O, her iki fakültedeki hocaların siyasi görüşlerini izler ve özellikle Siyasal Bilgilerden hocası Coşkun Üçok’un görüşlerini savunmak için gelirdi. Yaşar Yücel’in (öl.2017) TTK Başkanı olduğu o yıllarda (1983-1992), Türk Tarih Kurumunda, her hafta Cuma günleri saat 5’te yerli ve yabancı tarihçiler konferans verirlerdi. Bu konferansların akademik seviyesi çok yüksekti. Bu konferanslara hem lisans öğrencileri hem hocalara hem de üst düzey devlet adamları katılırdı. Katılımcılar arasında Kurtuluş Savaşı gazilerinden tutun da, Sadi Irmak (öl.1990) ve Süleyman Demirel (öl.2015)gibi başbakanlar, Kenan Evren (öl.2015) gibi cumhurbaşkanları ve Kamuran Gürün(öl.2004) gibi ermeni sorunu konusunda uzman üst düzey diplomatlara kadar geniş bir kitle vardı. Bunlar, konferans sonunda, konferans adabına uyarak olarak söz alırlar ve görüşlerini bildirirlerdi. Bu konferanslar o kadar ciddi idi ki, konunun uzmanı olmayanlar konuşamazlar, soru dahi soramazlardı. Eğer uzman olmayan biri konferans konusuyla ilgili olarak soru veya yorum yapmaya kalkarsa, ön sırada oturan otoritelerden biri, ‘Türkiye Cumhuriyeti zor koşullarda kurulmuştur, onun para ve zamanını almaya ne hakkınız vardır. Sizin arkanızdaki güç nedir?’ diyerek azarlarlardı. Biz öğrenciler olarak, konferans salonunda konuşamaz, ama gece geç saatlere kadar uzayan konferans bittikten sonra kendi aramızda mütalaa yapabilirdik. Şüphesiz o yıllarda İlber Hoca da bu konferansların müdavimiydi ve biz gibi, soru soramayan, yorum yapamayan gençler arasındaydı. Tartışmalar, çoğunlukla DTCF’den M. Altay Köymen (öl.1993), Coşkun Üçok (öl.1988), Ekrem Akurgal (öl.2002) arasında olurdu. Bu tartışmalar, öğrenciler arasında, temelde, ‘sağcı-solcu hocalar’ arasındaki tartışmalar olarak algılanırdı. Burada ‘henüz rüştünü ispat etmediği için’ doçentlere konuşma yaptırılmazdı. Aslında, Tarih Bölümünde İlber Hoca’nın hocaları ile benim de hocalarımın çoğu, Firuzan Kınal (öl.1990), M. Altay Köymen, Faruk Sümer (öl.1995), Şerif Baştav (öl.2010), Adnan Erzi (öl.1990), Bahaeddin Ögel (öl.1989), Şerafettin Turan (öl.2015) gibiSoğuk Savaş dönemi hocalarıydı. Lisans öğrencisi olarak bunlarla sıcak ilişkiler kurmak neredeyse imkânsızdı. İlber Hoca, şüphesiz, kendine olan özgüveniyle dikkati çekerdi. Ankara’da yapılan yerli ve yabancı konferans veya kongreleri kaçırmazdı. 12 Eylül sonrasında oluşan o soğuk ve tatsız hava, Ankara’da yapılan sempozyum ve konferanslarda kendini gösteriyordu. TTK Konferans Salonu dışındaki yerlerde yapılan tür toplantılarda eski hocalar mümkün olduğunca konuşmamaya başladılar. İlber Hoca ise Siyasal’daki görevinden istifa etmişti. Bu durum, içinde bulunduğum sağcı hocalar arasında ‘1402’den atıldı’ya dönmüştü. İlber Hoca, yapılan tüm akademik toplantılara katılıyor ve görüşlerini çekinmeden bildiriyordu. Özellikle ATASE’nin yaptığı Askeri Tarih Sempozyumlarında herkesin soru sormaya ve eleştiri yapmaya cesaret edemediği bir ortamda, sakallı ve takım elbisesi olmadan, mikrofonu eline alıyor ve o üniformalı subayların dik bakışları altında konuşmacılara sorular yöneltme ve eleştiriler yapma cesaretini gösteriyordu. İlber Hoca, Siyasal’daki görevinden ayrıldıktan sonra maddi olarak sıkıntı çekti. TTK’nın Belleten dergisinde ve Cumhuriyet gazetesinde yazılar yazıyordu. TTK Başkanı olarak Yaşar Yücel (öl.2017), ona, mümkün olduğunca destek veriyordu.

İlber Hoca ile yollarımız, ikinci kez, Tapu ve Kadastro arşivinde kesişti. Milli Güvenlik Kurulu, Ankara’da Tapu Arşivinde korunan eski yazılı belgelerin okunması işi için ilan ile eski yazı bilen eleman arıyordu. Bunu gazetelerde duyurmuşlardı. Ben ise o yıllarda Araştırma Görevlisi olarak lisans üstü tez hazırladığım için Refet Yinanç (öl.2019) ile birlikte Tapu Arşivine araştırma yapmaya gidiyordum. Arşiv Belgelerine büyük ölçüde aşinaydım. Arşiv personeli, bu nedenle, bizi tanıyordu. Neticede bu iş için ben de müracaat ettim. 1984 yılında Arşiv Dairesi Başkanı Yavuz Yeşilyılmaz’ın da içinde bulunduğu bir jüri tarafından yapılan sınavda beni başarılı buldular ve oluşturulan ‘siyakat ekibi’ne beni de kabul ettiler. O yıllardaki Tapu Arşivi idarecileri olan Tahir Aydoğmuş, Mehmet Başbay, Tevfik Aycı ve M. Ali İnceoğlu gibi arşiv uzmanları ile tarihçi iki doçent hocadan ‘siyakat kursu’ aldık. Bu ekibin içinde İlber Hoca da vardı. Bizlere Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Halim Çorbalı’nın (öl.2010) makam katında büyük bir salon tahsis edildi. Çalışma koşulları çok sıkıydı. Eski defterler bizlere zimmet ile teslim ediliyor ve mesai bitimde geri alınıyordu. İlber Hocayla birlikte bu dönemde eski defterler üzerinde çok çalıştık. Çok tatlı hatıralarımız oldu. Okuyamadığımız kelimeleri birbirimize soruyorduk. İlber Hoca, bu zamana kadar, özgün Osmanlı belgeleri üzerinde çalışmamıştı. Bu defterler okundukça yeni bilgiler ediniyordukve Osmanlı tarihi hakkında merakımız artıyordu. Belgeleri birbirimizletartışıyorduk. Üniversitede bulamadığımız akademik ortamı burada yakalamıştık. Nitekim İlber Hoca bu dönemi unutamamıştır; muhtelif konuşmalarında buradaki ‘siyakat ekibini’ bir ‘akademi’ olarak nitelendirmiştir. O yıllarda bu defterler henüz çözümlenmemişti. Ben, bir kelimeyi (soğan vergisi anlamındaki resm-i piyaz) epeyce uğraşmama rağmen, okuyamamıştım. Bu kelimeyi Fakültede Faruk Sümer’e sordum. Okudu ve kendisinin de bu kelimeyi üç ayda okuyabildiğini söylemişti. Şimdi bu defterler tamamen çözümlenmiştir. O da, Bu ekibin içinde, orta yaşın üstünde eski maliye müfettişleri, emekli diplomatlar, din adamları, üniversite hocaları vardı. Adlarını hatırlayabildiklerim şunlardır: büyük din âlimi Malatyalı Şeyho Duman, Çorum Bektaşi Dergâhının son şeyhinin oğlu Ahmet Mahir Ethembabaoğlu, Batı Trakya’dan Rasim Rodoplu, müzisyen ve sanatçı Ragıb Sağuner ve kardeşi, emekli Albay Ahmet Coşkun, imam Mehmet Nuri Tekbaş, Doç. İlber Ortaylı ve Süreyya Gümüş. Sonradan Muzaffer Arıkan(öl.2019), Refet Yinanç, Tuncer Baykara, Mesut Elibüyük gibi hocalardan oluşan bir üst kurul oluşturuldu. Bu ekipler, zamanla değişti. Haftada bir gün Milli Güvenlik Kurulundan generaller geliyor, bu eski defterlerin Latin harflere çevirisi konusunda bizden bilgi alıyorlardı. Hatta bir keresinde Dışişleri Müsteşarı Bilal Şimşir (öl.2023) gelmişti. İlber Hoca, onunla yaptığım bir diyalogum konusunda,beni uyarmıştı. Çünkü ben, bu defterlerin uzmanı olmayan Şimşir’in bizlere sorduğu alakasız sorulara, genç ve taşkın bir akademisyen olarak istihza ile cevap veriyordum. Gelen generallere olan tavrım konusunda da beni uyarmıştı. O yıllarda askerlere karşı dikkatliydi. İlber Hoca’nın Osmanlı tarihine olan ilgisi giderek artı. Sonradan İstanbul’daki Başbakanlık Arşivine gitmeye başladı. Yurt içinde ve dışında çıkan yeni yayınları takip ederdi. Akademik kariyer yapmak isteyen öğrencilere yabancı dil öğrenmelerini tavsiye ederdi. Halil İnalcık (öl.2016), Adnan Erzi, Şerafettin Turan ve Coşkun Üçok gibi akademik seviyesi yüksek hocalarla çalıştığı için kendisinin de akademik çıtası çok yüksekti. Bu sebeple tarihçiliğe yeni başlayanlara karşı bazen çok üst perdeden davranırdı. Kendine özgü seçtiği kelimelerle farklı bir hitabı vardı. Rusça bilgisini Türkiye’nin şartları gereği ne yazık ki iyi kullanamadı. Zira 12 Eylül öncesi ve sonrasında, Rusça olsun veyaolmasın Kril alfabesiyle yazılmış kitaplara sahip olmak, bunları okumak, taşımak ve Kril alfabesiyle yazmak ‘Komünizm’ gerekçesiyle takibata tabiydi. İlber Hoca, akademik tarihçiliğimizin lokomotiflerinden biriydi. O, yabancı dil bildiği için, yurt dışında yapılan toplantılara bildirisiyle katılır: eksiklik ve aşağılık duymadan yabancı akademisyenleri açıkça eleştirmekten çekinmezdi. Prof. Bernard Lewis’in(öl.2018) çalışmalarına hayrandı. Çekoslovakya, Çek ve Slovakya olarak ayrılmadan önce, Sosyalist dönemde, CIEPO vesilesiyle, onunla Prag’da geçirdiğimiz bir hafta halâ hatıramdadır. Her ne kadar belli çevreler eleştirseler de, onun Türk akademisine katkıları inkâr edilemez.