Evet bir 4 yıl daha geçti ve TOBB’a bağlı odalarda “seçim mevsimi” deldi. Geri dönüp bakıldığında odalarımızın ülke yönetiminde pek de yönlendirici olmadığını görüyoruz. Buna son yıllarda uygulanan başkanlık sistemi olduğunu tahmin etmek zor değil.

Halbuki Demokrasi; yurttaşlık bilinci oluşmuş ileri toplumlarda bireylerin katılımcılık istenciyle daha da gelişir, olgunlaşır. Bireylerin sorumlu bir katılımcılık ruhuyla örgütlenerek toplumun örgütlü bir topluma yönelişi gelişmişlik olgusuyla eşanlamlıdır. Batı toplumlarında bireyler 20’li 30’lu rakamlarla ifade edilen sivil toplum örgütüne isteyerek üye olmakta ve ileri demokrasilerin olmazsa olmaz kuralı olan kendi kendini yönetmede çeşitli kurumlar aracılığıyla hükümetlerin özellikle yürütme görevlerini yönlendirmede etkili olmaktadırlar.

Burada isteyerek üye olma sorumlu bir katılımcılığın birincil özelliğidir. Birey gönülden, isteyerek ve özgürce seçerek katıldığı örgütlerde, kurumlarda daha istekli ve katılımcı rol oynamakta ileri demokrasilerin en önemli özelliği olan kendi kendini yönetmede söz sahibi olabilmektedir.

Odalar da en önemli kurumlardan, sivil toplum örgütlerindendir. Ancak odalara üyeliğin zorunlu olmasından olsa gerek, dinamizmden yoksun, pasif, edilgen bir katılımcılık söz konusudur. Oda üyeleri sadece seçim dönemlerinde-seçimde rakip varsa seçilmeye talip üyeler tarafından uyarılarak-ya da yılda iki kez-bu odalarda ne iş yapılıyor ki-diyerek aidat ödeme dönemlerinde kızarak odaların varlığını hatırlarlar.

Halbuki odaların, sivil toplum örgütlerinin demokrasilerde çok önemli olan yürütmeyi yönlendirmede görevleri vardır. Bu mekanizmalara üyenin isteyerek ve sorumlu bir şekilde, sahip çıkması gerekir. Özellikle son yıllarda sivil toplum örgütlerinin önemi globalleşme ile olağanüstü artmıştır. Çünkü globalleşme ulus devletleri pasivize etmiş ve globalleşmenin olumsuzluklarından ülkesini, vatandaşını koruyamaz hale getirmiştir. İşte tam bu noktada sivil insiyatifin, sivil toplum örgütlerinin, odaların görevi yaşamsal önem kazanmakta ve globalleşmenin olumsuzluklar karşısında durabilecek tek güç olarak bu yapılar kalmaktadırlar.

Bu kadar ağır görevlerinin yanında odaların üyelerinin haklarını ülke gerçekleriyle bağdaştırarak korumak, sosyal yaşantılarını zenginleştirmek vs. gibi asal görevleri de vardır.

5174 sayılı yasa ile kurulan odalarda bu görevler odaların mutfağı diye adlandırılan meslek komitelerinden başlar, oda meclislerine yansır, oradan da görev olarak yönetim kurulların gündemine girer. Oda üyeleri, meslek komite çalışmalarına ne denli katılımcılık gösterirlerse o komitenin performansı o kadar artar. Meslek komite üye seçimleri 4 yılda bir yapılmakta ve oda üyelerimiz seçimden sonra meslek komitelerini yalnız bırakmakta katılımları ile aktive etmemekte ve katılımcılığın birinci ayağı kopmaktadır. Bunun sonucu meslek komiteleri çoğunlukla toplantı bile zor yapar hale gelmektedir. Katılımcılık tabandan geldiğinde bir dalga gibi taa tepelere kadar etki edebilen bir olgudur. Bu etki ülkenin yönetimine kadar uzar. Tabanda kopan halka hepimizin şikâyeti olan “bizi bir avuç lider yönetiyor” olgusunu meydana getirir.

Katılımcılık Türk toplumunun yapısı gereği ve otoriter mekanizmaların (otoriter devlet, başkanlar, parti liderleri, müdürler vs.) varlığı sonucu maalesef olması gerektiği kadar gelişmemiştir. Otorite bireyin bireyselleşmesine fırsat tanımamıştır. Katılımcı istenç ister istemez otorite ile çatışır. Otoritenin kendi isteği doğrultusunda kurduğu baskı mekanizmalarına birey katılımcılık ruhuna sahip değilse karşı koyamaz siner, pasifize olur, otoritenin isteklerine kendi çıkarlarına aykırı bile olsa boyun eğer.