Yapay zekâ kaçacak sektör bırakmıyor! Bordrolu sistem çökerken asıl mesele iş bulmak değil, makinelerin ürettiği refahı adilce bölüşmek.

Modern toplumların en temel varoluş sözleşmesi olan "hayatta kalmak için emeğini satmak zorundasın" kuralı, insanlık tarihinde ilk defa teknik olarak hükmünü yitiriyor. Yüzyıllardır her otomasyon dalgasında sarıldığımız "yeni sektörler doğacak" tesellisi ise bana kalırsa bu kez devasa bir yanılsamadan ibaret. Buhar makinesi tarlayı, bilgisayar ise büroyu boşalttığında zihinsel emeğin sığınabileceği yeni kaleler inşa edebilmiştik. Ancak yapay zekâ kendi başına bir endüstri değil; tarımdan hukuka, finanstan tıbba kadar tüm sektörlerin kılcal damarlarına aynı anda yerleşen yatay bir zekâ katmanı. Bu yüzden insanın kaçabileceği ve biyolojik zekâsıyla mutlak üstünlük kurabileceği bakir bir istihdam alanı ufukta görünmüyor.

Ekonomistlerin de işaret ettiği gibi, asıl kırılma "nitelikli ve iyi ücretli işlerin" hızla buharlaşmasında yaşanıyor. Makinelerin insan emeğine ihtiyaç duymadığı bir dünya kağıt üzerinde cezbedici bir boş zaman cenneti gibi pazarlansa da, mevcut mülkiyet düzeninde tam bir mülksüzleşme tuzağına dönüşüyor. Çünkü gelir dağıtımı hâlâ bordrolu çalışmaya endeksliyken emeğin değerini sıfırlamak, insanları özgürleştirmez; onları üretimin tüm kontrolünü elinde tutan dar bir teknoloji oligarşisinin lütfuna terk eder.

Gözden kaçırdığımız asıl gerçek şu: Geleceğin düğüm noktası teknolojik değil, doğrudan anayasal ve politiktir. Makinelerin sıfıra yakın maliyetle gıda, sağlık ve barınma üretebildiği bir evrede "İnsanlara nasıl iş bulacağız?" diye sormak, at arabacılarına yeni kırbaçlar üretmeye benzer. Asıl hesaplaşmamız gereken soru, makinelerin yarattığı bu astronomik refahı bordroya bağlı kalmadan topluma nasıl paylaştıracağımız ve insanın kendi yarattığı makineler karşısında bir fazlalığa dönüşmesini nasıl engelleyeceğimizdir.