İngiliz yazar Robert Harris, "İmperium, Lustrum ve Diktatör" kitaplarından oluşan "Cicero Üçlemesi"nde Roma İmparatorluğunun dil, sanat, retorik ve edebiyatta altın çağını yaşadığı yılları anlatıyor. Romanın baş kahramanı ise, hitabetin çağlar ötesi üstadı Cicero.

Antik Roma, edebiyat ve sinema için bitmek tükenmek bilmeyen bir esin kaynağı. İmparatorluğun belli başlı tüm sezarları, ünlü komutanları, arenaları, gladyatörleri, lejyonerleri, filozof ve devlet adamlarının pek çoğu popüler tarihi romanlarda kullanıldı. O romanlar ise sinemaya dizi ya da uzun metrajlı bir film olarak uyarlandı.

Retorik ustalığının yanı sıra, entelektüel kişiliği, devlet adamlığı, hukuk, felsefe ve edebiyat alanlarındaki yetkinliğiyle bilinen, MÖ 106 ile MÖ 43 yılları arasında yaşamış Marcus Tullius Cicero, öyle bir hayat yaşadı ki, o dönem edebiyat, hitabet ve dil tarihi açısından "Altın Çağ", daha düz bir deyişle "Cicero Dönemi / Ciceronian Period" olarak adlandırıldı.

Siyasi mücadeleler, sonsuz çekişmelerle geçmiş, ancak bir yandan da edebi, felsefi, dil tarihi ve retorik sanatının zenginleştirdiği göz alıcı ama bir yandan da inişli çıkışlı yaşantı, Roma'nın pek çok diğer parlak figürü gibi edebiyatın dikkatinden kaçmadı.

Geçtiğimiz günlerde Destek Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan "Çiçero Üçlemesi", ünlü siyaset adamının çalkantılı hayatını "İmperium, Lustrum ve Diktatör" adlı üç kitapta anlatıyor.

ÜÇLEME DOKUZ YILIN EMEĞİ

İngiliz basınının önemli gazetecilerinden olan İngiliz yazar Robert Harris'in 2006 -/ 2015 yılları arasında yazdığı üç ciltlik Çiçero Üçlemesi'ni usta çevirmen Doğan Aydoğan Türkçeye kazandırdı. Roma İmparatorluğu'nun en çalkantılı dönemini Çiçero'yu merkeze alarak anlatan romanda, kaosun hakim olduğu, kanlı iç savaşlar sonucu kurumların çöktüğü, Cumhuriyetten diktatörlüğe evrilen imparatorlukta

Sulla, Pompey, Jül Sezar ve Mark Antony gibi generallerin giriştikleri güç savaşı anlatılıyor.

Bu yüzden ilk kitap "İmperium", devletin özüne, ikinci kitap "Lustrum", olayların tırmandığı beş yıllık döneme (Lustrum bu demek zaten) ve "Diktatör" de Roma'nın efsanevi imparatoru Julius Caesar'a odaklanıyor.

1. Manset2 Cicero Robert Harris İnternet Icin

ALTIN ÇAĞIN 36 YILI

* Imperium:

İlk kitap Imperium'da olaylar Gaius Verres'in yargılanmasıyla başlıyor. Üçlemedeki 36 yıllık zaman dilimi, Cicero'nun en güvendiği yardımcısı ve sekreteri Tiro'nun belleğinden aktarılıyor.

İlk kitapta Cicero'yu genç, hırslı ve gözü kara bir avukat olarak tanımaya başlıyoruz.

İlk kitabın konusu şöyle...

Cicero, Apollonius Molon'dan ses eğitimi almaktadır ama bu entelektüel meşgale, siyasi olayların tam ortasına dalmasına engel olmaz. Derdi Sicilya valisidir. Adayı bir suç örgütü gibi yöneten Vali Gaius Verres'in gasp suçuyla yargılanabilmesi için deliller toplar. Hasımları Cicero'ya karşı tek cephede birleşirken en azılı rakibi, duruşmayı erteletmek için hukuk dışı yöntemlere başvuran Verres'in avukatı Quintus Hortensius Hortalus'tur. Cicero, Hortalus'un entrikalarına İmparator Pompey uzlaşmasıyla cevap verir ancak bunun büyük bir bedeli olacaktır.

Güçlü olduğu kadar hırslı ve acımasız erkeklerin çarpıştığı Roma'nın çaylak avukatı Cicero, karısının da desteğiyle, girdiği mücadeleleri kazanıp hükmünü yürütebilecek midir?.. Cicero kaybedenin tarihten ve hayattan silineceği savaşa girdiğinin ne kadar farkındadır.

* Lustrum:

İkinci kitap Lustrum, gerilimi ve sürükleyiciliği ile dikkat çekiyor. Milattan Önce 63 yılıdır. Yedi güçlü figür, Roma'ya hükmetmeye taliptir. Ancak bu, kıyasıya bir iktidar savaşı demektir. En başta artık bir konsül olan Cicero ile gaddar rakibi Sezar vardır. Taht oyunlarının diğer aktörleri ise büyük general Pompey, Roma'nın en zengin adamlarından adamı Crassus, bir siyasi fanatik olan ünlü Cato, psikopat Catiline ve çapkınlıkları kadar hırsıyla da tanınan Clodius'tur.

İttifaklar, ihanetleri, zulümler baştan çıkarmaları kovalar. Anlatıcı yine Cicero'nun gizli sekreteri Tiro'dur. Efendisinin tüm sırlarını bildiği için de hedef tahtasındadır.

Bu kitapta aristokrat Catilina'nın kanlı darbe girişimini, Cicero'nun bu isyancıları yargısız infaza tabi tutuşunu okuruz. Ama sonrasında tek başına kalır, desteklerini yitirir. Onu bekleyen yazgı, Roma'dan sürgün edilmektir.

* Diktatör:

Üçlemenin son kitabı, kontrolsüz geçlerin gücün ve siyasi hırsların sonuçlarına odaklanır.

Siyasi gücünü ve desteğini yitiren Cicero Roma’dan sürgün edilse de akıl oyunlarıyla yine başkente dönmeyi başarır. Pompey katledilmiş ve Julius Ceaser, Roma'nın yükselen gücü olmuştur.

Bu kitabın en can alıcı noktası Caesar'a düzenlenen suikasttır.

Cumhuriyet ideallerini ve demokrasiyi korumak adına hayatının en büyük ve en tehlikeli kumarını oynayan Cicero, artık Mark Antony ile Octavian'ın yeni diktatörlük rejiminin hedefi haline gelmiştir.

YAZARA DAİR

1957 yılında dünyaya gelen İngiliz yazar ve gazeteci Robert Harris, kurgu dışı kitaplarla başladığı yazarlık kariyerini çok satan tarihsel kurmacalarla devam ettirdi. Roman yazarlığına çok satan "Fatherland / Anavatan" ile başlayan Harris'in bu romanı dahil pek çok eseri sinemaya uyarlandı.

Bunların arasında "The Ghost Writer" ve "An Officer and a Spy"ı sayabiliriz. Ayrıca 2024 yılında filme çekilmiş Conclave de başarılı bir edebiyat uyarlamasıdır. Yazar "The Ghost Writer" ve "An Officer and a Spy"ın senaryolarını yönetmen Roman Polanski ile birlikte yazmıştır.

Çiçero Üçlemesi - İmperium - Lustrum - Diktatör / Robert Harris / Destek Yayınları

2. Anniebot Sierra Internet Icin

Kahramanı yapay zeka cariyesi olan roman

Yapay zeka, neredeyse her gün doğumu, sessiz sedasız müthiş bir yeniliği hayatımıza katıyor. Sanırım bu teknolojinin zirve noktası insan eliyle yaratılmış insansılar olacak. Çağdaş edebiyat da gelişmeleri şaşılacak bir hızla izliyor ve yakın geleceğin olası yeni normalleri androidleri ve insan kopyalarını roman ya da öykü karakteri olarak sözcüklerin ve kavramların evrenine sokuyor.


STELLA HANDY TİPİ CARİYE

Amerikalı yazar Caragh M. O'Brien, iklim değişikliği sebebiyle felakete sürüklenmiş bir dünyada geçen distopik gençlik romanı serisi olan Birthmarked üçlemesi ile ünlenmişti. O'Brien'ın Sierra Greer mahlasıyla (gençlerin anlayacağı tabirle nick name) yazdığı Annie Bot'un adını romana veren kahramanı ise Stella Handy tipi seksi ve muzip bir cariye. Annie'yi cariye diye nitelendirimek gayretkeşlik sayılmamalı. Zira binlerce tarih boyunca cariyelerin de özellikle dişiliğinden, el emeğinden sınırsızca yararlanılmıştı. Üstelik çoğu zaman savaş ganimeti oldukları için sıfır maliyetliydiler. Vakti zamanı geldiğinde bilişim çağının yapay cariyelerinin insan hayatına ne katkılar sunacağını, nasıl bir cariye olabileceklerini zaman gösterecek.

Romanın baş kahramanı "Annie Bot", iyi bir aşçı, evinin hamarat kadını, güvenilir bir çocuk bakıcısı, kısacası sahibinin arzularına göre şekillendirilebilen seksiliğini nazlanmaksızın sahibinin hizmetine her daim sunabilen bir robot.

Üstelik default ayarlarına yapacağınız bir iki müdahale ile 'kusursuz bir sevgili' olması işten bile değil.

Sahibi Doug da standart bir Amerikalı. Annie'yi duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılaması, akşam eve dönüşte kendisini sevgi kumkuması bir eş gibi karşılaması için sahiplenmiş. İstiyor ki Annie, kıyafetten yeme içmeye kadar türlü konularda danışmanlık hizmeti de versin, yeri geldiğinde cinsel ihtiyaçlarını yüksek motivasyonlla gidersin.

Bu amaçlarla programlanmış olan Annie Bot da saçını süpürge etme konusunda kararlı. Doug ile yaşadığı günler boyunca 'insanca davranmayı' kıvıracak gibi sanki. Merak etmeyi, sır saklamayı, arzu duymayı, kıskanmayı, utanmayı, korkmayı ve istemiyi becerir gibi görünürken kusurları da su yüzüne çıkmaya başlıyor. Doug sevgilisinden dört dörtlük bir kadın olmasını isterken Annie Bot'un kadınlığının dozu arttıkça, 'hisleriyle' hareket ediyor ve her şeyi sorguluyor.

Belli ki Sierra Greer, ilişkiler, arzu, saygı ve özlem kavramlarını bir android kadın üzerinden daha kolaylıklı bir biçimde irdeleme ve bir karmacada değerlendirme imkanı vermiş.

Uzun diyalogları, yer yer esprili sahneleriyle bu modern zamanlar cariyesinin öyküsünü keyifle okuyacaksınız.

Annie Bot / Sierra Greer / April Kitap

3. Kan Meridyeni Cormack Internet Icin

Gezegenin en vahşi varlığına dair bir şiddet epiği

"Deniz" adlı romanıyla 2005 Man Booker Ödülü'nü kazanan İrlandalı yazar John Banville'in “Kitap âdeta İlahi Komedya’nın Cehennem’i, İlyada ve Moby Dick’in bir birleşimi gibi…" diyerek övgülere boğması aslında bana biraz abartılı gelmişti.

Ama, ezberimizde gezegenin en kötü varlığı olmamıza rağmen "iyi olmayı" "insan olmak"la açıklayan uğursuz ezberi bir kenara bırakırsak insan kötülüğünü, vahşete, şiddete ve kan dökücülüğe olan arzusunu böylesine etkileyici bir dille anlatan bir roman okuduğumu hiç hatırlamıyorum.

POSTAPOKALİPTİK ROMANLARIN YAZARI

Amerikan edebiyatının Herman Melville ve William Faulkner gibi isimleriyle birlikte anılan Cormac McCarthy, kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde eserler verdi ve usurlarla pek çok ödülün de sahibi oldu.

McCarthy'nin insan eliyle işlenen saf kötülüğün, şiddetin destanını yazdığı... karanlığın, vahşetin ve dilin sınırlarını zorlayan romanı "Kan Meridyeni"nin konusu şöyle...

19. yüzyılın neredeyse tam ortasında ve ABD - Meksika sınırındayız... Evinden kaçan bir çocuk, Teksas çöllerine sürüklenir. Oralarda rastladığı bir suç çetesine girmeyi, kendisi için kestirme bir kurtuluş olarak görür. Acımanın ve ahlakın zerresinin olmadığı topraklarda kafa derisi avcıyerliler, sadece Meksikalıları değil yollarına çıkan tüm canlıları kıyımdan geçirmektedir. Sanki bir yeryüzü cehenneminin parodisi sergilenmektedir. O kanlı ortamın en şaibeli ismi ise Yargıç Holden'dir. Yakın çevresi onu, devasa cüssesi, hakikat ile ürpertici ilişkisiyle ve kendince bilgeliğiyle tanır. Yazar, "Kan Meridyeni"nde olan biteni biraz da onun gözünden gösterir bize, bunun için de önemlidir.

"Yol" ve "İhtiyarlara Yer Yok" gibi sinemaya uyarlanmış eserleriyle tanıdığımız Cormack MacCarthy'nin bu kült romanı, Amerikan edebiyatının en nadide örneklerindendir, şiddetle tavsiye olunur.

Kan Meridyeni / Cormac Maccarthy / İthaki Yayınları

4. Epistemoloji Internet Icin

Bilgi ve gerçek bilgi

Öngörülerimizi, inançlarımızı, tahminlerimizi, bize tevatürle nakledilen malumatı bilgi sanıyor, fena halde yanılıyoruz. Bazen bir şeyin bir kitapta yazmış olması bile yeterli oluyor kimileri için. Hatta gücü elinde bulunduranların "o iş öyledir" demesi de artık bilimsel bilgi yerine geçiyor. Oysa 'bilgi' doğruluğu kanıtlanmış bir şeydir, temenni, arzu, inanç, direktif içermez.

Bilgiye dair bilgilenmek üzere Stephen Hetherington'un yalın üslubuyla kişisel gelişim kitabı' tadında yazdığı "Epistemoloji Nedir" kitabına geçmeden önce, öncelikle 'bilgi teorisi' diye de tarif edilen epistomolojinin amacı nedir, onu hatırlayalım.

Epistemoloji, neyi bildiğimizi, bir şeyi bildiğimizi söylemenin ne anlama geldiğiyle, bildiğimizi nasıl bildiğimizle ve gerekçelendirilmiş inançları zorunlu kılanın ne olduğunu kavramakla ve bildiğimizi nasıl bildiğimizle ilgilenir.

NEDİR 'BİLGİ' SAHİBİ OLMAK

Stephen Hetherington ise tüm bunları kendince şöyle açıklıyor kitabında:

"... herhangi bir şeyi bilgi örneği yapan şeyin ne olduğunu keşfetmek isteriz: Sizin bilginiz neden bilgidir? Birisinin bilgisini, bilgi yapan şey nedir? (...) Epistemoloji genel anlamıyla bilgiyi -herkesin bilgisini, herhangi bir zamandaki, herhangi bir yerdeki her çeşit bilgiyi sorgular. Bizi tüm kültürlerden ve tüm yüzyıllardan insanlarla birleştirebilecek bir şeyin doğasını açığa çıkarmayı amaçlar, bunu da bilgi sahibi olmak olarak tanımlar. Bildiğiniz ne varsa, antik Çinlilerin ya da Yunanların bildiklerinden farklıdır. Peki onların bilgisi, sizinkiyle tamamen aynı türden bir şey miydi? Bilgi, özellikle insanlık binlerce yıl boyunca geliştikçe, insanların uzun zamandır kazandığı bir şey gibi görünüyor. Öte yandan bilginin ne olduğu konusunda daha ayrıntılı ve açıklayıcı olabilir miyiz?"

Elimizin altındaki 'bilgi', kendimizden gayet emin bir biçimde 'ben bilirim' ile kastettiğimiz şey olmayabilir. Hatta çoğu zaman bu, elimizdeki tek doğrudur; yeni bir şey bilmediğimizi anladığımız anın bilgisi!

Yazar, bütün bunları bize aktarırken bir basitleştirme çabasıyla lafı biraz fazlaca dolandırsa da kitabı, felsefeyle alçakgönüllü ilişkisi olanlar için faydalı bir okuma vaad ediyor.

Epistemoloji Nedir? / Stephen Hetherington / Alfa Yayınları