Tanıyanlar bilir son derece barışçıl, dostluğu her şeyin üstünde tutan bir yapım vardır.
Buna karşın, tarihe ve tarihteki savaşlara karşı büyük ilgi duyarım.
Her ne kadar farklı alanlarda kitaplar okumaya özen göstersem de iş filmlere gelince tarihi ve savaş filmleri ilgi alanımın başında gelir.
Aşkımız İzmir ve Ege toprakları; kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış, bu coğrafyada yaşanıla gelen efsaneler bugün bile hala filmlere, romanlara konu olmaya devam ediyor.
Geçen pazar gece 01.00 seansında kızım Sudem’le, Christopher Nolan’ın Odyssey’ini izledik. Ünlü yönetmen gerçekten bir başyapıt ortaya koymuş.
Ancak filmi izlerken ne aklıma geldi biliyor musunuz?
Bugün efsanelere konu olan sadece Truva’da değil, hemen hemen bütün medeniyetlerin yıkılmasına genellikle bir ‘Truva atı’ sebep olmuş.
Elbette sadece bir ‘Truva atı’ var, ancak yıkılmayacağını düşünen bütün medeniyetler, o ülkenin kendi insanı kasıtlı ya da bilmeden sinsi düşmana kapıyı açtığı için yok olup gitmiş.
Kendini dev aynasında gören, günlerini, aylarını, yıllarını zevk-i sefa ile geçirerek geleceği düşünmeyen bu toplumlar, bir müddet sonra yanlışları ile yüzleşmesine rağmen yok olup gitmekten kurtulamamışlar.
****
Şimdi buradan tekrar İzmir’e gelecek olursak.
Yani İzmir futboluna.
Her biri ülkenin en eski kulüpleri arasında yer alan takımlarımızın bugün hemen hemen hepsi kan ağlıyor, hatta tarihin karanlığında yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.
İzmir kulüpleri arşivlere bile girmeyecek başarıları bugün maalesef ‘zafer’ sanarak aylarını, yıllarını heba ediyor.
Kulüplerimizin bu duruma gelmesinin en büyük nedeni ise, yine bu renkleri yönetenleri seçerken yapılan yanlış tercihler.
Kendi ellerimiz ile içeri aldığımız Truva Atları.
Yanlış anlaşılmasın, bugün kulüplerin başında olanlardan söz etmiyorum sadece.
Elbette onların için de yanlış kişiler var ancak sorun aslından geçtiğimiz yüz yılın son dönemlerinden başlıyor.
Kaldı ki, bu sadece kulüplerle de sınırlı değil.
İzmir’in başta şehir olarak doğru yönetildiğini düşünen var mı?
Geçen hafta İzmir’in en önemli markası ‘İzmir Enternasyonel Fuarı’ (İEF) tam 95’inci defa kapılarını açtı.
Hanginizin haberi var?
Zaten İzmirlilerin vekili gibi görünenleri bile göremedik açılışta, sizin niye olsun ki.
Yani kulüplerden önce İzmirli kendini sorgulamalı aslında.
‘Atatürk’ denildiğinde bu ülkede akla gelen ilk şehir hangisi sizce?
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, 8 Eylül 1922’de Belkahve’den İzmir’e bakarak yanındakilere "Bu şehre bir şey olacak diye çok korktum" dediği anlatılır.
Bugün 9 Eylül, İzmirimizin kurtuluşunun 104’ün yıl dönümü.
Oysa dilinden ‘Atatürk’ü düşürmeyenler, onun ‘bir şey olacak diye, çok korktuğu’ İzmir için ne yapıyorlar söyleyin?
Halbuki, Büyük Önder ‘Gençliği Hitabe’de ne diyor;
Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;
Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
Haydi İzmirliler, siz de vazifenizi hatırlayın artık.
Kurtarın kulüpleri makus talihinden.
Bayramımız Kutlu Olsun!