Türkiye’nin İngiliz Büyükelçi memuru Bay Leeper, İstanbul’daki elçilik personeli Bay Helm ve Bay Buchan-Hepburn ile birlikte, 1926 yılında, Konya, Klikya, Antalya, Rodos ve İzmir’i kapsayan bir ziyaret yaptı. Bu ziyaretin amacı gezilen bölgelerdeki İtalyan silahlarını tespit etmekti. Bu ziyaretini gizli bir rapor halinde İngiliz Dışişleri Bakanlığına sundu. Bu rapor Türkiye’nin İngiliz büyükelçisi R.H. Hoare tarafından Sir Austen Chamberlain’e sunuldu. Biz bu raporun Rodos ile ilgili kısmını yayınlıyoruz ( Further correspondence respecting Turkey, Part XII, (FO 424, 265), S. 42-43).

‘’Rodos, Anadolu anakarasından açıkça görülebilmektedir. Makri (Fethiye) limanından Rodos'a vapurla sadece dört saat sürüyor, ancak bu süre sonunda Asya ve Avrupa'yı geride bırakmış oluyorsunuz, ilgisizlik ve çöküşten, coşkuya ve neredeyse ateşli bir faaliyete doğru gidiyorsunuz. Anadolu'da, neredeyse tüm kıyı şeritlerinde bakımsız veya terk edilmiş evler görülüyordu. Rodos'ta da evler her yerde mantar gibi bitiyorlar. Türkiye'de iyi bir karayolu bulmak zordur ve bulunduğunda da aniden kaybolup, görünürde hiçbir sebep yokken birkaç kilometre sonra tekrar ortaya çıkar. Öte yandan Rodos, halihazırda birinci sınıf bir karayolu ağıyla donatılmıştır. Bu, turist için bir zevktir ve kısmen onun içindir, ancak eğlencesinin bedelini ödemesi beklenir. İtalyanların istediği ödeme, bu başarı öyküsünün geniş çapta yayılması veya bir Türk Anadolu'ya dönme talihsizliğine sahipse, daha da iyisi Türkiye’de bunları anlatması olduğuna hiç şüphem yoktur. Rodos'a, savaştan beri alışılagelmişin aksine, çok büyük miktarda para akıtılıyor; üstelik İtalya en zengin ülkelerden biri de değildir. Rodos'un kendisi bu harcamanın karşılığını asla yeterli düzeyde alamayacaktır. Bu çılgınlığın içinde mutlaka bir yöntem olmalıdır ve İtalyan yetkililer son derece aklı başında görünüyorlar. Rodos'taki Türklere adil ve hatta cömert davranılıyor; birkaç kilometre ötedeki kendi ülkelerine kıyasla çok daha iyidir. Hatta Türk konsolosu bile onların Türkiye'ye geri dönmeyeceklerini kabul ediyor. Rodos'ta hâlâ fes ve şalvar giyilir. Onlara yabancı gelen yollara sürüklenmezler ve kadınlarının garip fikirlerle yoldan çıkarıldığını veya onlara evlerinin huzurunu bozan haklar verildiğini hissetmelerine gerek yoktur. Türkler ada ile anakara arasındaki tüm trafiği kesmezler. Kayıklar kıyıdan kıyıya sık sık sefer yaparlar ve hiç şüphesiz ki, Ankara'da hoş karşılanmayacak hikâyeleri anakaraya taşıyorlar. Bu akıllıca bir propaganda ve İtalyanların bundan açıkça çıkarı vardır. Ayrıca, İtalyanlar, Levant'ta iyi yönetim kapasiteleriyle yabancıları etkilemekle de açıkça ilgileniyorlar. Rodos'u ziyaret ettikten sonra, bu medeniyet eserinin, suyun karşı tarafında (Türkiye) da devam ettirilemeyeceğini kendine sormayan kim olabilir ki? Rodos'taki bir otelde temiz bir yatağa tertemiz çarşafları serip, huzurlu bir uykuya dalmadan önce, Türk bile olsa, kim kendi kendine şöyle demeden durabilir ki? ‘’Anadolu'da bu ne kadar da hoş olurdu!’’ Ve İtalyanların da bunu arzuladığından hiç şüphe yoktur.

Rodos valisi Bay Logo bir diplomattır ve Oniki Adalar'ın işleri Roma'daki Dışişleri Bakanlığı'nın yetki alanına girer. Bu hiç de şaşırtıcı değildir. Rodos, bir koloni olarak, İtalya'ya fazla bir getiri sağlaması asla beklenemez. İtalyan kolonistlerin Rodos, Leros ve diğer bir veya iki en az verimsiz adaya getirilmesi planlanıyor; ancak bu, adaya 4.000 İtalyan köylü yerleştirmeyi başardıkları varsayımıyla bile mümkündür. Bu durum göç sorununa hiçbir çözüm sunmuyor ve adaların gördüğü ilgiyi de haklı çıkarmıyor.

İtalyan subaylarının bir gün Anadolu kıyılarını işgal edeceklerini açıkça övündüklerini duydum. Bu belki de sadece İtalyan subaylarının aşırı coşkusu olup, Mussolini'nin planının tamamen dışında olabilir. Ancak yerel halk onların sözlerine inanmaya meyilli ve bu ortamda uzun süre kalıp da halkın şüpheciliğine ortak olmamak zor olurdu.

Ziyaret ettiğimiz diğer tek ada, Rodos'tan vapurla on saat uzaklıkta bulunan ve Anadolu kıyılarına da yakın olan Leros adasıydı. Porto Lago, Oniki Adalar'ın en iyi limanına ev sahipliği yapıyor ve İtalyanlar burayı deniz uçağı üssü olarak seçmişler. Aynı zamanda, şehri çevreleyen tepeleri de hızla tahkim ediyorlar. Limandan ayrılırken, tesadüfen yolcularımızdan biri olan Rodos Türk konsolosu (asistanı da eski bir yüzbaşıydı), güverteye yanıma geldi ve konuşmaya oldukça istekli olduğu belliydi. Gemideki ilk gününde çok ketum davranmıştı, ama Leros'da geçirdiği gün dilinin çözülmesine yardımcı olmuştu. Kenara doğru eğildiğimizde, dağın yamacında çeşitli yerleri işaret etti ve bu konularda uzman olduğu için buralarda gizli toplar olduğunu bildiğini söyledi. Acımasızlığını gizleyemedi ya da gizlemek istemedi ve ona tüm bu hazırlıkların neden yapıldığını düşündüğünü sorduğumda sadece omuzlarını silkti. Bu yolculuğu özellikle bu amaçlar için yaptığından neredeyse hiç şüphem yoktur ve dikkatimi bu konulara çekmenin yararlı olduğunu düşündüğünden de neredeyse hiç şüphem yoktur; zira daha sonraki bir dönemde Türkiye'nin İngiliz yardımına ihtiyacı olacağını neredeyse açıkça dile getirdi’’.