Binlerce yıllık zeytin kültürünün merkezlerinden Ayvalık'ta üretici artan maliyetler karşısında toprağından uzaklaşırken sektör temsilcileri markalaşma, iç tüketimin artırılması ve ortak hareket etme çağrısı yapıyor. Yaklaşık 2 milyon zeytin ağacının bulunduğu bölgede yüz binlerce ağacın satışa çıkarılması, zeytinciliğin geleceğine ilişkin kaygıları büyütüyor.

Ayvalık'ta zeytin yalnızca bir tarım ürünü değil; kentin belleği, kültürü, ekonomisi ve yaşam biçimi. Ancak 6 bin yıllık geçmişe dayanan bu miras, bugün üretim maliyetleri, yetersiz destekler ve uluslararası pazarlardaki rekabetin baskısı altında. Bir zamanlar kuşaktan kuşağa aktarılan zeytincilik geleneği, üreticinin geçim hesabına sıkışıyor. Hasat mevsiminin heyecanıyla başlayan festivalde konuşulanlar da bu çelişkiyi ortaya koyuyor: Zeytinin geleceği için markalaşma ve gastronomi turizmi kadar, üreticinin bugün ayakta kalabilmesi de gerekiyor.
Ayvalık'ta zeytin ağaçlarının satışa çıkarılması, sektörün karşı karşıya bulunduğu sorunların en çarpıcı göstergelerinden biri. Sektör temsilcilerinin paylaştığı verilere göre bölgede yaklaşık 2 milyon zeytin ağacı bulunuyor; bunların yüz binlercesinin satışa çıkarılması, üreticinin yaşadığı ekonomik sıkışmayı gözler önüne seriyor. Özgün Zeytinyağı temsilcisi Halil Sucu, 35 yıllık deneyimine dayanarak çiftçinin üretimden çekilme noktasına geldiğini anlatıyor. Sucu'nun verdiği mesaj açık: Hasat ve bakım giderlerinin hızla arttığı bir ortamda, üreticinin geçmiş yılların satış fiyatlarıyla ayakta kalması mümkün değil.
Üreticinin yaşı da geleceğeilişkin kaygıları artırıyor. Ortalama üretici yaşının 55'e ulaştığı bir sektörde genç kuşakları toprağa bağlamak, yalnızca kültürel mirası korumak için değil, üretimin devamlılığı açısından da zorunlu. Zeytin ağacı yüzyıllarca yaşayabiliyor; ancak onu yaşatacak insanın üretimden kopması, bu mirası da tehlikeye atıyor.
DÜNYAYA SATIYOR, AZ TÜKETİYORUZ
Türkiye'nin zeytinyağında önündeki sorunlardan biri de üretim gücünü iç pazarda ve uluslararası markalarda aynı ölçüde değerlendirememesi. Sektör temsilcilerinin aktardığı verilere göre kişi başına yıllık tüketimin yaklaşık 2 litre düzeyinde kalması, zeytinyağının geniş kesimlerin mutfağına giremediğini gösteriyor. Hedef ise tüketimi 5 litreye çıkarmak.
Zeytinyağının özellikle belirli bölgelerde ve belirli gelir gruplarında tüketilen bir ürün olmaktan çıkarılması gerekiyor. Anadolu'nun mutfak kültüründe daha fazla yer bulması, hem üreticinin iç pazardaki gücünü artırabilir hem de zeytinyağına yönelik toplumsal farkındalığı geliştirebilir. Çünkü zeytinyağı yalnızca ihracat rakamlarıyla büyüyen bir sektör değil; aynı zamanda gündelik yaşamın içinde karşılık bulması gereken bir gıda kültürü.
İTALYA MARKASIYLA YARIŞIYOR
Ayvalık zeytinyağının uluslararası pazarlarda hak ettiği yeri bulabilmesi için kalite kadar markalaşma ve pazarlama gücünün de belirleyici olduğu vurgulanıyor. Köklü Zeytinyağları temsilcisi Mustafa Kürlek, üretim maliyetlerinin küresel rekabeti zorlaştırdığına dikkat çekerken inovatif ürünlerle katma değerin artırılması gerektiğini savunuyor. Zeytin unu ve zeytinli makarna gibi ürünler, bu arayışın örnekleri arasında.
Sabuncugil Yağları temsilcisi Deniz Sabuncugil ise Ayvalık'ın köklü üretim geleneğine karşın ambalaj ve pazarlama alanında uluslararası rakiplerin gerisinde kalınabildiğine işaret ediyor. Ona göre Ayvalık zeytinyağının dünya pazarındaki konumunu güçlendirmek için üreticilerin ortak hareket etmesi gerekiyor.
Komili bünyesinde 45 yıllık deneyime sahip Mehmet Cavlı da dökme ihracat yerine ambalajlı ve markalı ürünlere yönelmenin önemini vurguluyor. Markanın yalnızca bir isim ya da şişe tasarımı değil, tüketiciye verilen bir güven sözü olduğunu hatırlatıyor. Ancak ortak marka hedefinin gerçekleşmesi için üreticilerin iş birliğinin yanı sıra maliyetleri azaltacak ve rekabet gücünü artıracak politikaların da devreye girmesi gerekiyor.
ZEYTİNYAĞI KÜLTÜRÜ EKSİK
Festivalin kültür ve gastronomi başlıkları, sorunun yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığını da gösteriyor. Zeytinin tarihsel yolculuğu, müzecilik aracılığıyla korunması ve gastronomi turizmiyle buluşturulması, Ayvalık'ın uluslararası tanıtımı açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak zeytinin kültürel miras olarak sahiplenilmesiyle zeytinyağının günlük tüketim alışkanlığına dönüşmesi arasında hâlâ mesafe bulunuyor.
Sektörün geleceği, bu iki alanın birbirini tamamlamasına bağlı. Zeytinyağını yalnızca hasat festivallerinde, müzelerde ve gastronomi etkinliklerinde konuşmak yeterli değil. Ürünün evlere, restoranlara ve Anadolu'nun farklı mutfaklarına ulaşması; üreticinin emeğinin karşılığını alması ve Ayvalık adının uluslararası pazarlarda güçlü bir markaya dönüşmesi gerekiyor.
Ayvalık'ta verilen mesajlar, zeytinciliğin geleceğinin yalnızca ağacın yaşına ya da yağın kalitesine bağlı olmadığını ortaya koyuyor. Üretici desteklenmez, tüketim yaygınlaşmaz ve ortak markalaşma sağlanamazsa binlerce yıllık mirasın ekonomik temelleri zayıflayabilir. Zeytin ağacı yaşamaya devam eder; asıl mesele, onu yaşatacak üreticinin toprağında kalabilmesi.