Ülkemiz tarımı, artık konvensiyonel tarımdan hızla uzaklaşıp, organik tarım ya da hiç olmazsa, sürdürülebilir tarıma geçmelidir. Hatta bu bir tercih değil zorunluluk olmalıdır. En azından öncü kent İzmir, bunu başararak Türkiye ye örnek olmalıdır.

Burada İzmir derken ortak tarım havza uygulaması nedeni ile Manisa ilimiz de kasdedilmektedir. Zira son yıllardaki iklim değişikliği, ihraç edilen tarım ürünlerinin AB kapısından dönmesi sonucu uğranılan zararlar, dünya ortalamasının üzerindeki tarım ürün fiatları, ülkemizde hızla artan başta kanser olmak üzere sağlık problemleri ve obezitedeki artış bu paradigma değişikliğini zorunlu kılmaktadır. Organik tarımda öncü kent İzmir’imiz, organik tarıma 70 lerin sonunda 1980 lerde başlamıştır. Türkiye de ilk organik tarımın yapıldığı il İzmir’imizdir. ( Çekirdeksiz kuru üzüm ). Halen 140 civarı organik üründen 90 çeşidi ilimizde üretilmektedir. İzmir’imiz yine Türkiye de ilk kez belediye bünyesinde kurulan “Tarım Daire Başkanlığı” kurumuna sahiptir. Hatta bu konuda öncü olmuştur, bu gün birçok ilde belediyeler, Tarım Daire Başkanlıkları kurmuştur. Büyük şehir belediye başkanlarımız tarıma büyük önem vermiş Sn. Kocaoğlu “Tarımda İzmir modeli” uygularken Sn.Soyer de “Bir Başka Tarım Mümkün” mottosu ile tarıma gereken önemi verdiklerini ifade etmişlerdir. Sn.Tugay da “İyi Tarım İzmir” diyerek tarıma desteklerini sürdürmektedir.

Ayrıca İzmir’imiz, Osmanlıdan bu yana tarım ürünleri ihracatımızda çevre illerin dışa açılan kapısı olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

İzmir’imiz çay ve fındık dışında Türkiye de üretilen tarım ürünlerin tamamını yetiştirip ihraç etmektedir. Zeytinyağında halen başkent konumundadır. Kiraz, salçalık biber, incir, üzüm, satsuma mandalina, enginar gibi tarımsal ürünlerin büyük bölümü İzmir de üretilmektedir. 2025 yılı ülkemiz tarımsal hasılası sıralamasında İzmir ikinci, ortak havza Manisa ile birlikte Türkiye’nin her dönemde tarımsal hasılasında birinci sıradadır.

“İzmir neyin merkezi olmalı” sorusunun tek bir cevabı vardır; “Tarım ve gıda merkezi.. İzmir sahip olduğu tarihi, ekonomik, coğrafi ve iklimsel şartlar nedeni ile bu ünvanı sonuna kadar haketmektedir. Bu konuda daha iyi olabilmek için, uzun yılları kapsayacak bir plan yapılmalı, ( ürün deseni planlaması ) doğru çalışan, iki tarafı da kollayan, bir “sözleşmeli üretim” modeli ve kooperatifçilik geliştirilmeli İzmir’in bu konuda özgün yönleri öne çıkarılmalı ve bazı ürünlerde markalaşmaya gidilmeli, “az işlenmiş gıda” konseptini öne alan bir üretim şekli benimsenmelidir. Henüz harekete geçmeyen organize tarım bölgelerine ( Bayındır, Dikili, Kınık ve Alaşehir OTB ) leri reel akademik destek sağlanmalı Basbaş Serbest bölgesi ile ihracat şansının artırılması sağlanmalı, büyük yatırımcı ( yerli-yabancı ) bölgeye çekilmeli ve tabii ki yazımın başında belirttiğim organik tarım ve sürdürülebilir tarım İzmir’in tarımsal üretimine yön vermelidir. Bu dört OTB’miz tam kapasite üretime geçtiğinde ise tarımda tartışmasız bölgemiz lider olacaktır.

Ancak OTB lerimiz ilk kuruldukları ( 2019 ) günden bu yana maalesef büyükşehir belediyemizin ilgisine mazhar olamamıştır. Halbuki bu OTB’ler tam anlamıyla üretime geçtiğinde, modern tarım uygulamaları ile tüm bölgede öncü olduğu gibi, bölgemizde tarımsal üretimi de düşünülenin çok çok üstünde arttıracak adeta patlatacaktır. Belki o zaman biraz daha ilgiye mazhar olurlar diye düşünüyorum.

Enver OLGUNSOY