Mustafa Kemal elinde dürbünüyle Kocatepe'den Türk piyadelerinin, top ateşiyle cehenneme dönüşen bölgeye akınını izlemekteydi. Sabah güneşi, piyadelerin süngülerini bir ışık ormanına çevirmişti. Yoğun makineli tüfek ateşi karşısındaydılar. Manga-manga, takım-takım sıçrayarak ilerlemeye başladılar.

Başkumandan Mustafa Kemal'in bir yanında Sovyet elçisi Medivani, diğer yanında Azerbeycan Elçisi İbrahim Abilev vardı. Her ikisi de Türk askerinin tel örgüleri nasıl aşacağını merak ediyordu. Medivani Mustafa Kemal'e, “Türk askeri bu tel örgüleri nasıl aşacak?” diye sordu.

Her şey bir anda oldu. 10 binlerce asker sırtlarındaki çantaları çıkarıp tel örgülerin üzerine atarak, köprüler, basamaklar oluşturdular. O zaman Mustafa Kemal Medivani'ye şu yanıtı verdi: İşte böyle geçecekler.

***
Çok kısa bir zaman geçmişti. Kocatepe'deki komutanlar dürbünlerini, bütün tepelere yukarıdan bakan Kalecik Sivrisi'nin doruğuna çevirdiler. En tepede yeni dikilmiş devasa bir Türk Bayrağı nazlı nazlı dalgalanmaktaydı. Destanın ilk işareti belirmişti.

Cephenin hemen önünde durum böyleyken, Tınaztepe'de durum daha farklıydı. Burada Yunanlılar tepeyi boydan boya, kat kat ağır tel örgülerle tahkim etmişler, yaz uykusuna yatmışlardı. “Türkler burayı bir yılda aşamaz” diyorlardı. Çok güvendikleri dikenli tel örgülerin 25-26 Ağustos gecesi güçlü iplerle, halatlarla bağlanarak yüzlerce mandayla çekilip götürüldüğünü duymamışlardı. Saatler 09.00'u gösterirken Tınaztepe'de Türk bayrağı dalgalanmaktaydı.

***
Kurtuluş Destanı ilmek-ilmek örülmekteydi. Son ilmek 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da atıldı. Afyon'dan Dumlupınar'a kadar bölgenin tamamı adeta bir kan gölüne dönüşmüştü. Düşman askerleri kaçarken geçtikleri tüm köyleri yakıyor, yıkıyor, öldürüyor, işkence ediyor, tecavüz ediyordu. Dumlupınar'da kumanda Başkomutan Mustafa Kemal'de idi. Düşmana son darbe vurulurken Mustafa Kemal cephede yoğun düşman ateşine karşın ayağa kalktı: “Hacı Anesti! Mağrur kumandan! Nerdesin? Gel de ordularını kurtar!” dedi.

Yunan Ordusu artık tamamen dağılmıştı. Dağlara, ormanlara, tepelere kaçmaya çalışmaktaydı.

Başkomutan Dumlupınar'a girdiğinde yakılmış, yıkılmış, karanlık, yoksul bir köyle karşılaştı. Bir köy evinin kuru peykeleri, döşemeleri ve toprakları üzerinde kıvrılarak sabahı ettiler. Ertesi sabah birbiri üzerine yığılmış binlerce düşman ölüsü, parçalanmış yüzlerce topçu hayvanı, toplanıp karargaha götürülecek sürü sürü tutsak kafileleriyle ortalık bir mahşer yerini andırmaktaydı.

Mustafa Kemal dalgın dalgın ufka bakar, ağzından şu cümleler dökülür: “Görünüş insanlığı utandırabilir. Fakat meşru savunmamız için bunu yapmak zorunda kaldık. Türkler, başka ulusların yurdunda böyle bir davranışa girişmezler.”

***
Başkumandalık Meydan Savaşı kazanılmış, artık İzmir yolları görünmüştü. Bu büyük zaferi hafife alanlar, emperyalizme karşı kazanılan eşsiz mücadeleyi yok sayanlar, 'Zafer Haftası' yerine başka haftaları ikame etmeye çalışanlar bilmelidirler ki Kocatepe'de, Dumlupınar'da şanlı bayrağımız dalgalandığı sürece amaçlarına asla ulaşamayacaklardır. Şimdi her yeri bayraklarla donatmanın, meydanlarda Büyük Zaferi coşkuyla kutlamanın zamanıdır.

Başta büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum.