Aslında dertleri savaşın adı değil. Dertleri laik Cumhuriyet, dertleri Atatürk devrimleri.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin geçtiğimiz günlerde buyurdu;
''Kurtuluş Savaşı'nı ders müfredatından çıkaracağız. Yerine Milli Mücadele diyeceğiz. Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.''
Neredeydi koskoca Osmanlı İmparatorluğu Sayın Bakan? Mondros Ateşkes Anlaşması sonucu paramparça edilmiş, ordusu dağıtılmış, limanlarına el konulmuş değil miydi? Peki Sevr ile İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar tarafından işgal edilmemiş miydi kutsal topraklarımız?
Nasıl kurtarıldı bu topraklar? Kuvayı Milliye ve sonrasında düzenli ordunun verdiği şehitlerden haberiniz var mı Sayın Tekin? Milli Mücadele diyorsunuz. Tamam elbette içinde mücadele var. Yunan İzmir'de denize dökülürken yalnızca mücadele mi vardı? Biz düşmanla mücadeleyi nasıl verdik? Onları teneke çalarak mı, korkutarak mı ülkeden kovaladık? Yunanlılar yüz binden fazla kayıp vermişler, 'Büyük felaket' diyorlar.
****
Bakın rakamlarla açıklayayım; Yalnızca Sakarya Savaşı'nda resmi kayıtlara göre 3 bin 750 şehit. Kayıp, yaralı ve esirlerle birlikte
15 bine yakın vatan evladı...Kurtuluş Savaşı'nda toplam şehit sayısı ise 9 bin 100. Sivil can kayıpları ve haber alınamayan askerlerimizin sayısını ilave ettiğinizde bu sayı yaklaşık 139 bini bulmakta. Vatanları için canlarını feda eden, düşmandan kurtuluşumuzu sağlamaktan başka hiçbir amaçları olmayan bu şehitlerin anısına saygısızlık değil mi bu kutsal savaşa 'Kurtuluş Savaşı' dememek
Cumhuriyet'in 10. yılında Büyük Ata'nın konuşma metninden 'İstiklal Savaşı' ibaresini çizerek yerine 'Kurtuluş Savaşı ' ibaresini koymasından da mı haberi yok Tekin'in acaba?
Kurtuluş savaşımızın dünyadaki bütün mazlum milletlere örnek olduğunu, emperyalist güçlere karşı bağımsızlık savaşı veren bu milletlerin kendi savaşlarına da 'Kurtuluş Savaşı' adı verdiklerini de mi bilmiyor acaba Yusuf Tekin?
Yusuf Tekin bakanlığı süresinde hep tuhaf açıklamalarla gündeme geldi. Aslında Sayın Bakanın kariyerinde de tuhaflıklar hiç eksik olmamış.2018 tarihinde Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'ne profesör olarak atanmış. Peki profesör olmak için gerekli beş yıllık doçentlik çalışması var mı? Yok. Bitmedi; Profesör olduktan 2 ay sonra Hacı Bayram Veli Üniversitesi'ne rektör olarak atanmış. Rektör olması için en az üç yıl profesör kadrosunda bulunması gerekiyor.
****
Peki nasıl oluyor? Şöyle oluyor; Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle 3 yıllık koşul kaldırılıyor. Tekin Rektör olduktan sonra yeniden 3 yıl koşulu konuyor. Tuhaf değil mi?
Tuhaf atamaların kahramanı Tekin'in tuhaf açıklamalar yapması da çok doğal. Bir süre önce 'Sizin cemaat, tarikat dediğiniz oluşumlara biz sivil toplum örgütü diyoruz. Onlarla ilişkimizi sürdüreceğiz' demiş, tarikat ve cemaatlerle olan bağlarını itiraf etmişti.
Tarih kitaplarından Vahdettin'in kaçtığı ibaresinin çıkarılarak, 'Gitti' ibaresinin konulacağı yolunda da tuhaf bir açıklaması var Bakan'ın. Hani sıkılmasa 'Vahdettin İtalya'ya tatile gitti' ibaresini koyacak ders kitaplarına. Şimdilerde yeni bir tuhaflık sergiliyor. Bazı velileri ve sendikaları öne sürerek kız ve erkek öğrencilerin ayrı binalarda öğrenim görmesini istediklerini söylüyor. Yüz yıl önce başlayan karma eğitimi bugün tartışmaya açmak istiyor. İşin kolayı var sayın bakan(!); İlkokuldan sonra yasaklayın kız öğrencilerin okumalarını, evlerinde otursunlar, meslek sahibi olmak onların neyine(!) Osmanlı'yı yad etmiş olursunuz.
Kurtuluş Savaşı'ndan nerelere geldik. Nazım'ın Kurtuluş Savaşı’nı anlatan muhteşem Kuvayı Milliye Destanı'ndan dizeleriyle noktalayalım;
''...Dört nala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim…''