Geçtiğimiz Pazar günü, hayvan severleri adeta kahreden bir günün yıldönümüydü. Kamuoyunda Katliam Yasası olarak da adlandırılan 7527 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinin üzerinden tam 2 yıl geçti.
Yasa, eskiden uygulanan “yakala-kısırlaştır-aşıla-aldığın yere bırak” yaklaşımını silip attı. Onun yerine “tüm sokak hayvanlarını topla-barınağa tık-yer yoksa da bir çaresine bak” anlayışını getirdi!
Önceki yazılarımda paylaştığım bazı rakamları yeniden ve ısrarla hatırlatmak isterim:

• Tarım ve Orman Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı verilerine göre; yasa çıktığı tarihte ülke genelinde yaklaşık 322 belediyenin toplam kapasitesi yaklaşık 105 bin olan hayvan bakımevi vardı.
• O dönemde Türkiye'de 4 milyon civarında sahipsiz köpeği bulunduğu tahmin ediliyordu.
• 2024 Ağustos ayı itibarıyla mevcut bakımevi kapasitesi sokak hayvanlarının yüzde 2.6'sını karşılayacak kadardı.
• Bugün ise yeni açılan bakımevleriyle birlikte kapasite yaklaşık 200 bin seviyesine çıktı. Bu da barınaklarda sokak hayvanlarının sadece yaklaşık %5'ine yer olduğu anlamına geliyor!
• İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin güncel açıklamasına göre Türkiye'deki sokak hayvanlarının yaklaşık %83'ü toplandı.
• Veriler ortada. Toplanan hayvanların çoğuna yer yok. Peki hayvanlara ne oldu? Bu sorunun cevabını az çok herkes tahmin edebiliyor. Ama tabii ki yetkililerden resmi bir cevap gelmedi.
*
Katliam Yasası, maalesef uzun yıllar verilen mücadelenin sonunda hayvanlar adına kazanılan tüm hakları ortadan kaldırdı. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sayısız hayvan hakkı ihlalinin kapısını sonuna kadar açtı.
Yasa elbette açık açık “bütün sokak köpeklerinin öldürülmesini” emretmedi; ancak “ötanazi” koşulları öyle geniş yorumlanabilir şekilde tutuldu ki, hayvanların yaşam hakkı adeta bakımevinin şartlarına, kapasitesine ve veterinerlerin vicdanına bırakıldı.

*
İki yılda neler yaşanmadı, neler... Çok değil, yasanın yürürlüğe girmesinden günler sonra Niğde skandalı patlak vermişti, hatırlayın! Niğde Belediyesi geçici bakımevindeki köpeklerin enjeksiyonla öldürüldüğü ve toplu olarak gömüldüğü iddiaları kan dondurdu. Daha bu olayın şoku geçmeden Ankara Altındağ'da barınak yakınında çok sayıda ölü hayvan bulundu.
Zaten daha o günlerden bu toplamaların sonunun nereye varacağı konusunda tüm hayvanseverlerin endişeleri ve korkuları misliyle arttı.
Sonrasında da hep aynı karanlık olaylar peşi sıra yaşandı.
Yasada güya belediyelere bakımevleri yapmaları için 2028'e kadar süre verilmişti ama bu madde çok çabuk unutuldu. Bakanlık çok geçmeden tüm belediyelere “sokak hayvanlarını toplayın yoksa cezayı keseriz” baskısı yapmaya başladı.

Bugün gelinen noktada, artık şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz: Yasa kendi eliyle kaotik bir durum yarattı. Sokaktan alınan köpeklerin sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde tutulması öngörüldü ancak sokakta yaşayan köpeklerin sayısı ile mevcut bakımevi kapasitesi arasında dağlar kadar fark olduğu hesaba katılmadı. Yasayı yapanlar ve bu yasayı onaylayanlar “Kapasite dolunca toplanan köpeklere ne olacak” diye düşünmedi. Ya da belki de düşündü ama umursamadı.
*
2 koca yılda, kimbilir kaç can gerekli ve yeterli altyapı yapılmadan çıkarılan bu yasanın kurbanı oldu? Tam sayıyı bilmemiz mümkün değil. Yüreğimiz giden canlara yanıyor; hala hayatta olanlar için de endişeliyiz.

Lütfen bu canları unutmayın. Lütfen onlar için çabalamaktan vazgeçmeyin.
Orman yangınına neden olmanın cezası büyük!

Ege Orman Vakfı, son günlerde Türkiye'nin farklı bölgelerinde peş peşe yaşanan orman yangınları üzerine, yangınları bilerek veya ihmal sonucu çıkarmanın hukuki sonuçları hakkında bir bilgilendirme yazısı paylaştı. Vakfın sosyal medya hesabından paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“İhmal veya kasıt sonucu orman yangınına sebebiyet verilmesi, yalnızca çevreye ve canlı yaşamına telafisi güç zararlar doğurmakla kalmaz; 6831 sayılı Orman Kanunu ve ilgili ceza hükümleri kapsamında ağır hapis ve adli para cezalarını da beraberinde getirir.

- İzin verilen yerler dışında ateş yakmak ve ateşi söndürmeden terk etmek suçtur. Cezası, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, adli para cezasıdır.
- Ormanlara sigara izmariti atmak, cam şişe ve yangına neden olabilecek atık bırakmak suçtur. Cezası, 1-3 yıl hapis, adli para cezasıdır.
- Ormana 4 km mesafede veya ilgili kanun kapsamındaki köy sınırları içinde anız/bitki örtüsü yakmak yasaktır. Cezası, 1-3 yıl hapis, adli para cezasıdır.
- İhmal sonucu orman yangınına sebep olmak suçtur. Cezası 3-10 yıl arası hapistir.
- Kasten orman yakmanın cezası 10 yıldan az olmamak üzere hapistir. Ayrıca adli para cezası verilir.
- Örgüt faaliyeti kapsamında orman yakmak müebbet hapis ile cezalandırılır. Ayrıca adli para cezası verilir.
- Neden olunan yangınlarda ölüm veya yaralanma olması halinde bu suçlardan ayrıca cezalar uygulanır.”
Vajkfın yazısında ormanları korumanın yalnızca kamu kurumlarının değil toplumun her bireyinin ortak sorumluluğu olduğunun da altı çizildi; “Bir kıvılcım bir ormanı yok edebilir. Alınacak tek bir önlem ise binlerce ağacı, sayısız canlıyı ve ortak geleceğimizi korur. Şüpheli bir durum veya duman gördüğünüzde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayın” denildi.
WWF'den çağrı: Yangından kaçan pusuda ölmesin

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye geçtiğimiz haftalarda ülkenin farklı bölgelerinde meydana gelen orman yangınlarından yaban hayatının da olumsuz etkilendiğini belirterek, yangın felaketinden kurtulan hayvanların avcılık faaliyetleri yüzünden yaşamlarını kaybetmemeleri için çağrıda bulundu.
Vakfın konuyla ilgili yazılı açıklaması şöyle:
“Orman yangınları, yalnızca orman ekosistemlerini değil; yaban hayatını, doğal yaşam alanlarını ve biyolojik çeşitliliği de ciddi şekilde etkiliyor. Yangınlardan sağ kurtulan yaban hayvanları; habitat kaybı, besin kaynaklarının azalması ve göç yollarının bozulması nedeniyle yaşamlarını sürdürmekte zorlanıyor.
Muğla’da yangınlardan etkilenen bölgelerde 11 yaban keçisine yönelik av ihalesi planlandığı bilgisi kamuoyuna yansıdı. Yangınların etkilerinin sürdüğü bu dönemde, yaban hayatının toparlanabilmesi ve ekolojik dengenin korunabilmesi için doğaya nefes alma fırsatı tanınmalı. Yangınlar sonucu zarar gören ekosistemlerin yeniden sağlıklı yapıya kavuşması için uzun vadeli koruma ve rehabilitasyon çalışmaları şart.
Bu doğrultuda: Planlanan av ihaleleri durdurulmalı. Başta yangın bölgeleri olmak üzere yaban hayatı üzerindeki baskının azaltılması amacıyla kara avcılığı faaliyetleri askıya alınmalı, Yaban hayatı popülasyonlarının mevcut durumu bilimsel yöntemlerle değerlendirilmeli; alınacak koruma tedbirleri kamu yararı ve biyolojik çeşitlilik ekseninde şekillendirilmeli.”
KULAĞIMIZA KÜPE
“Sevginin sonsuz çeşidi vardır, ama en saf olanı merhamettir. Çünkü bir tek o, 'benim için ne var' diye sormaz.”
- Hillary Jordan (Uyandığında)