Uzun yıllar boyunca kalın bağırsak kanserinin (kolorektal kanserin) yaşlılık hastalığı olduğu düşünülüyordu. Vakaların yaklaşık yüzde 90’ı 50 yaş üzerindeki kişilerde görülüyordu. Ancak son yirmi yılda dünya genelinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Özellikle 50 yaşın altındaki kişilerde görülen erken başlangıçlı kolorektal kanser sıklığı birçok ülkede artıyor.
Bu artışın nedenleri hâlâ tam olarak açıklanabilmiş değil. Obezite, hareketsizlik, ultra işlenmiş gıdalar, kırmızı et tüketimi ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler olası nedenler arasında sayılıyor. Ancak bu faktörlerin hiçbiri tek başına genç yaşta görülen kanser artışını açıklamaya yetmiyor.
Son dönemde yayımlanan bir İspanyol çalışması dikkatleri çevresel maruziyetlere ve özellikle tarım ilaçlarına çevirdi. Araştırmacılar yaşam boyu maruz kalınan çevresel etkileri değerlendiren eksposom yaklaşımını kullandılar. Çalışmada genç yaşta görülen kolorektal kanser ile en güçlü ilişkiyi gösteren pestisit, pikloram adlı bir herbisit olarak öne çıktı.
Pikloram sistemik etkili bir herbisittir (ot öldürücü). Bitkinin yapraklarından ve köklerinden emilir, bitki içinde taşınır ve özellikle geniş yapraklı yabancı otları öldürür. En yaygın kullanım alanları, mera ve otlaklar, tahıl tarımı, endüstriyel bitkiler, yol kenarları ve demir yolları alanlarıdır. Pikloram en çok tahıl ve mera alanlarında kullanıldığı için, eğer genç yaşta görülen kolorektal kanserlerle ilişki gerçekse, maruziyet yalnızca meyve-sebze tüketiminden değil; su, toprak, hayvansal ürünler ve çevresel yayılım yoluyla da gerçekleşiyor olabilir. Bu durum konuyu klasik “sebze üzerindeki ilaç kalıntısı” tartışmasının ötesine taşımaktadır.
Bu bulgu tek başına kesin bir kanıt değildir. Ancak önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Acaba bazı çevresel maruziyetler onlarca yıl içinde gelişen kanser sürecini hızlandırıyor olabilir mi?
Bu noktada Heinrich Böll Stiftung tarafından yayımlanan Pestisit Atlası önemli bir arka plan sunuyor. Atlasın verilerine göre dünyada her yıl yaklaşık 385 milyon pestisit zehirlenmesi yaşanıyor ve yaklaşık 11 bin kişi doğrudan bu zehirlenmeler nedeniyle yaşamını kaybediyor.
Pestisitlerin yalnızca akut zehirlenmelere yol açmadığı da bilinmektedir. Parkinson hastalığı, lösemi, meme kanseri, akciğer kanseri, hormonal bozukluklar, tip 2 diyabet ve obezite ile ilişkilerini gösteren çok sayıda çalışma bulunmaktadır.
İspanyol çalışmasında öne çıkan pikloram, Atlas’ta ayrıntılı olarak ele alınan glifosat veya neonikotinoidlerden farklıdır. Ancak bu maddelerin tümü aynı daha geniş soruna işaret etmektedir: çevrede yaygın olarak bulunan ve insan sağlığı üzerindeki uzun dönem etkileri hâlâ tam olarak aydınlatılamamış tarım kimyasalları.
Türkiye açısından konu daha da önemlidir. Pestisit Atlası’na göre Türkiye’de kullanılan pestisitlerin yaklaşık yarısı İzmir, Manisa, Aydın, Antalya, Adana, Mersin ve Bursa’da kullanılmaktadır. Bu nedenle şu soru artık meşru bir halk sağlığı sorusudur: Yoğun pestisit kullanılan bölgelerde genç yaşta kolorektal kanser görülme sıklığı daha mı yüksektir? Bugün için bunu bilmiyoruz; ancak araştırılması gerektiğini biliyoruz. Sorun sebze ve meyve tüketmek değildir. Sorun havayı, suyu, toprağı ve tüm gıda zincirini kirleten üretim modelidir. Pestisitler yalnızca uygulandıkları tarlalarda kalmaz; toprağa, yeraltı sularına ve atmosfere karışabilirler.
Kolorektal kanser artık yalnızca bireysel yaşam tarzı tercihleriyle açıklanabilecek bir hastalık değildir. Ultra işlenmiş gıdalar, hava kirliliği, plastikler, endüstriyel kimyasallar ve pestisitler gibi çevresel etkenler giderek daha fazla dikkat çekmektedir.
Kaynakça
1. Maas S, Aran D, Castells A, Seoane JA, ve ark. Epigenetic fingerprints link early-onset colon and rectal cancer to pesticide exposure. Nature Medicine. 2026;32.