2018’de Dünya ikincisi oldular, Türkiye’de voleybol ateşini yaktılar.

2019’da dünya dördüncüsü oldular.

Pandemi nedeniyle bir yıl ara verilen Milletler Ligi’nde 2021’de üçüncülük kürsüsüne çıktılar.

Milletler Ligi’nde 2022’de dördüncü olduktan sonra, 2023’te şampiyon oldular, Türkiye’nin artık voleybolda önemli bir ülke olduğunu kanıtladılar.

Ama ne yazık ki, ay-yıldıza verdikleri bu gururun heyecanı ve coşkusu, futbolda yakaladığımız bir Avrupa galibiyeti kadar sürmedi.

“Şampiyon” unvanıyla katıldıkları bir sonraki turnuvada ABD’ye 13 saat “ekonomi sınıfında” uçurduk onları. Ayakları tutuldu. Kırıldılar, sitem ettiler ama yine de ellerinden geleni yaptılar. Milletler Ligi’ni iki yıl üst üste altıncı sırada tamamladılar.

Dünya çapında elde edilen bu zaferlere ilgi, Osimen’in Galatasaray’a transferi kadar değildi.

Bu yıl yeniden şahlandılar.

İlk hafta Brezilya etabını iki galibiyet, iki yenilgiyle geçerken, genç kadromuzla “Biz voleybol ülkesiyiz” mesajı verdiler.

İkinci haftada Ankara’da yıldızlarımızın da devreye girmesiyle dörtte dört yaparak, zaferden zafere koştular.

Japonya’daki etapta Polonya, Japonya ve Tayland’ı yenerek, ABD yenilgisine rağmen, ilk 4’e adlarını yazdılar.

Başarıdan başarıya koşarken elbette gönüllere de “taht kurdular” ama “Sultanlığı” pek sevmediler. “Bize Atatürk’ün kızları deyin” dediler.

Çin’deki finallerde, çeyrek finalde Kanada, yarı finalde ev sahibi Çin, finalde ise Brezilya’yı yenerek, Türkiye’ye bir dünya şampiyonluğu daha getirdiler.

Öyle böyle bir başarı değil, dünya şampiyonluğu. Uykuları kaçıracak, sabahlara kadar kutlanacak, sevinç gözyaşlarıyla karşılanacak bir başarı.

Peki bu zaferin Türkiye’deki yankısı nasıl oldu. Ne yazık ki cılız sevgi gösterileri. Adeta başarıyı normalleştiren bir tavır.

Ne coşkulu sokak kutlamaları. Ne şampiyonluk şarkıları.

Atatürk’ün kızlarının voleybolda dünyayı dize getirişi, ne yazık ki pazar akşamı, futbolda bir derbi maçı kadar konuşulmadı televizyon kanallarında. Tam onların zaferinden söz açılmışken, konu döndü dolaştı futbola, A Milli Takımın Dünya Kupası’nda uğradığı hezimete geldi. “Voleybolda oluyor da futbolda neden olmuyor” dendi. Yani futboldaki hayal kırıklığı bile, Atatürk’ün Kızları ile gelen büyük başarıyı gölgeledi.

Kızlarımızın zaferi, Muhammed Salah’ın Beşiktaş’a transferiyle ilgili yorumlardan bile daha az yer aldı sosyal medyada…

Yazık. Çok yazık.

Oysa öyle büyük bir başarı ki bu, sabahlara dek kutlamak gerek. Öyle büyük bir zafer ki bu, başaranların adını tarihe “altın harflerle” yazmak gerek.

Hatırlayın. A Milli Futbol Takımımız 2002’de dünya üçüncüsü olduğunda yaşanan coşkuyu hatırlayın. Milyonlarca kişinin bayraklarla sokağa dökülüşünü, günlerce hatta aylarca süren sevinç gösterilerini hatırlayın.

Ama ne yazık ki; futbolcularına Dünya Kupası’na katılım ödülü olarak “Bodrum’da villa” vaat eden bizler, voleyboldaki dünya şampiyonluğunu hakkıyla, coşkuyla kutlamayı bile beceremiyoruz.

Sonra da “Biz voleybol ülkesiyiz” diyoruz.

Kızlarımızın filede yazdığı destan; yedi düvele ilan ediyor:

“Evet; biz voleybol ülkesiyiz.”

Ama bunun farkında değiliz. Çünkü biz, futbolla yatıp, futbolla kalkmayı seviyor, parke salonlardaki heyecana, coşkuya, başarıya pek ilgi duymuyoruz. Keşke duyabilsek.