Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'na yeni başlamıştım. Hava bin beş yüz. O zamanlar gazetecilik çok havalıydı, okulunda okumak bile havalıydı...
Ama cebimde beş para yok... Hafta sonları garsonluk yapıp harçlığımı çıkarmaya çalışıyorum. Henüz Hatay'daki tek odalı evime taşınmamışım, yani barınacak yer sorun. Ama arkadaşlarım var... Şimdiki gibi değil, hakiki arkadaşlar...
Nedim Yaşar Gürsoy'un Güzelyalı'daki Dorino Moreno Sokağı'ndaki evinde kalıyoruz. Erken aramızdan ayılan sevgili Ahmet Sivari ile birlikte...
***
İzmir o zaman yedi/yirmi dört yaşanan bir şehir... Hele fuar zamanları... Barış Mançolar, Cem Karacalar, Zeki Mürenler, Sezen Aksular, Edip Akbayramlar, Ferdi Tayfurlar...
O dönemin en ünlü isimleri İzmir'de...Fuarda sahne almak onlar için de prestij... Manolya Aile Bahçesi, Ekici Över, Akasya... Hepsi ful...
Biz üç kafadar mutlaka fuar programı yapardık. Çünkü bitecek gibi değildi. Gece yarılarına kadar sanatçıları dinlemek var. Tiyatro istersen tiyatro... Nejat Uygur'un kapıları açık. Sonradan inşa edilen tiyatro binasında Ferhan Şensoy en ünlü oyunlarını sergiliyor... Ülke pavyonları gez gez bitmiyor. Lunapark ayrı bir eğlence alanı...
Gündüz gelenler için hayvanat bahçesini gezme imkanı var. Ünlü filimiz Pak Bahadır hayranlarını güler yüzüyle karşılıyor.
Anadolu'dan sırf fuar için İzmir'e gelenler var... Çevre şehirlerde yaşayanlar zaten fuarın müdavimi... Yani yok yok...
***
Önemli olay da hatırlamıyorum. Ama rutin olarak kayıp çocuk haberleri olurdu. Annesinin, babasının elin bırakan çocuğu bulmak o kalabalıkta zor tabii, adres belli... Kahramanlar Karakolu... Bulunan çocuk mutlaka oraya getirilir... Kavuşma mutluluğu orada yaşanırdı.
Gece yarılarında bile fuar alanı insan seli... Hele Montrö Meydanı, troleybüs bekleyen insanlarla dolu... Dolmuşlar, otobüsler sabaha kadar seferde... İzmir böyle bir şehirdi. Fuar da bu şehrin en canlı organizmasıydı...
12 Eylül Askeri rejimi insanları evine kapatmak için yoğun çaba harcadı. Başarılı da oldu. Bugün fuar alanını canlandırmak için çaba harcandığı belli...
Tabi artık zaman değişti. Satantçı kavramı bile aynı değil. Ama insanların huzurla, güle oynaya, korkmadan, yaşayacağı bir şehir mümkün... Umarım o günleri görürüz...