eçen hafta “Ölüdeniz’i de öldürmüşüz” başlıklı yazıma epey yorum geldi. Bizim Hüseyin’in, “Zaten ölüymüş, bir daha mı öldürmüşler? Hahahaha…” şeklindeki eksi elli derecelik soğuk esprisini bir kenara bırakırsak, çoğunluk meselenin farkında... Ordu Olay Gazetesi’nin sahibi Zeki Özel, Karadeniz’de durumun çok daha vahim olduğunu anlattı. Urla’dan, Çeşme’den arkadaşlar telefon açıp yakındıkları sorunları paylaştılar.
Kıyıların kirliliği, denize atılan çöpler, çeşitli maddeler ve artık berraklığını kaybeden denizler…
Demek ki mesele yalnızca Ölüdeniz’in meselesi değil.
***
Zaten piknik alanlarından biliyoruz. Bizde ne yazık ki yeterince çevre kültürü yok.
Piknik yapıyor, yiyoruz, içiyoruz, eğleniyoruz. Sonra da ortalığı savaş alanına çevirip çekip gidiyoruz. Bu manzaraya bakıp küfür etmek ise en kolayı. Ama sorun çözülmüyor.
Belki de çevre kültürü oluşturmak için kreşlerden başlamak gerekiyor. Çocuğa daha o yaşta, “Bu dünya senin çöplüğün değil” demeyi öğretmek gerekiyor.
Doğayla bir türlü barışamadık. Dağlar delik deşik, denizler kirli… Peki sosyal hayatımız çok mu farklı?
Geçenlerde Soma’da, yedi aylık SMA hastası bir bebek için başlatılan yardım kampanyasının kumbarasındaki paralar çalındı. E bu kadarına da pes diyebilirsiniz. Hatta ağır bir küfür sallayabilirsiniz. Dediğim gibi, en kolayı bu.
Ama yine aynı soruya geliyoruz: Neden?
***
Yıllarca gurbetçilerimizden dinledik. “Bizim orada kapılarda kilit bile yok”, “Hırsızlık mı? O da ne?”
İsveç’in son hapishanelerinden birini kapatıp müzeye dönüştürme kararı aldığını da okuyoruz. Onların derdi de suçlu bulamamak. Peki onlar iyi de biz mi kötüyüz? Alakası yok.
Mesele insan doğasını “iyi” ya da “kötü” diye ikiye ayırmak kadar basit değil.
Ekonomistler, gelir dağılımındaki bozulmanın ve ekonomik sıkıntıların sosyal hayatı da doğrudan etkilediği konusunda hemfikir. İnsanların yarına güveninin azaldığı, geçim derdinin büyüdüğü, adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda yalnızca gelir düşmez.
Hoşgörü de düşer. Sabır da düşer. Birbirine güven de…
Üstelik büyük şehirlerde yoğun göçün yarattığı hızlı değişim de toplumsal ilişkilerdeki o eski görünmez denetimi zayıflatıyor. Anadolu’da hâlâ bazı köylerde evlerin kapısı kilitsizdir. Ama büyükşehirde camiden çıktığınızda ayakkabınızın yerinde olup olmadığını bilemezsiniz.
***
Konu biraz dağıldı...
Kıyı ve deniz kirliliğinden başladık, hırsızlığa, ekonomiye, göçe ve toplumsal güvene kadar geldik. Çevreyi kirletmekle başkasının hakkını çiğnemek arasında sandığımız kadar büyük bir mesafe yok.
Yani aslında konu dağılmadı. İçinde her şeyi barındıran dağınık bir toplumuz.
Hepsi bu...