Birçok film çekildi, kitaplar yazıldı son yüzyılda gezegenimizde yapılan kirli savaşlar konusunda. Şili'de, Arjantin'de, Cezayir'de, Bosna'da, Japonya 'da, Vietnam'da, Meksika'da, Bolivya'da, daha birçok ülkede bu kirli savaşların örnekleri var.
Gazze'deki kirli savaşla ilgili film yapılıp kitap yazılıp yazılmayacağını bilemeyiz ama bu katliam şimdiden tarih sayfalarında yerini aldı. Savaşın kirli olmayanı var mı diye sorarsanız, bunun yanıtını Atatürk yüzyıl önce vermiş;

''Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.''
Aslında Gazze'deki katliamın bir savaş olup olmadığı da tartışma konusu. Savaş iki ordu arasında olmalı. İsrail Ordusu karşısında bir ordu var mı? Yok. Kimler var? Siviller var. Kadınlar var. Çocuklar var.
7 Ekim tarihinden bu yana 18 bini aşkın kayıp var. Bunun 7 binden fazlası çocuk. Beş bine yakını da kadınlar. Yaklaşık her on dakikada bir çocuk ölüyor Gazze'de. Günde 350-400 sivil yaşamını yitiriyor. Enkaz altında kalanların sayısı ise bilinmiyor. Hiroşima ve Nagazaki hariç böyle günlük bir kayıp yok, son 5 bin yılın savaş tarihinde. İki yıldır devam eden Ukrayna savaşında bile ölen sivil sayısı 10 bin.
Ufacık kara parçasında yerlerinden sürülen sivillerin sayısı 1 milyon 300 bin. Kuzey Gazze'nin yüzde 70'i yıkılmış durumda. İkinci Dünya Savaşı’nda bile şehirlere bu ölçüde zarar verilmemiş. 18 hastane devre dışı kalmış, bebekler küvözlerde can vermekte...
Bu ortamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne 'İnsani Ateşkes' Karar tasarısı sunuluyor. Çekimser kalan İngiltere dışında bütün ülkeler kabul oyu veriyor. Peki ne oluyor? ABD'nin veto oyu ile tasarı reddediliyor. Yani Amerika, 'İsrail sivilleri katletmeye, bebekleri öldürmeye devam edebilir' diyor. Yetmiyor, İsrail Amerika'dan 500 milyon dolarlık 45 bin tank mermisi istiyor. Başkan Biden, talebi Kongre'ye dahi sokmadan onaylıyor. ''Bu yetmez, daha fazla hastane bombalayın, daha çok sivili sığınaklarda katledin’’ deniyor.
HHH

Bu kirli savaş karşısında biz ne yapıyoruz? Bol bol laf üretiyoruz. Ha bir de kolaları yerlere döküp, kafelerde kahve içenleri taciz ediyoruz. Bu nasıl bir protestoysa bu zavallıların katliamın başladığı 7 Ekim'den bu yana hükümetin sözde 'Boykot' kampanyalarının arka planında, bu ülkenin Filistinlileri soykırıma tabi tutmasına yardımcı olacak şekilde, ticaretin devam ettiğinden haberleri bile yok. Yüzlerce geminin İsrail'e malzeme taşındığının farkında bile değiller. Ki bu malzemeler arasında İsrail tanklarının akaryakıt ihtiyaçlarının bulunduğu iddiaları da havada uçuşmakta.
Sonuçta bu kirli savaş bütün çirkinliğiyle, vahşetiyle devam etmekte. Birçok ülkede, hatta İsrail'deki halk protestoları da bir sonuç vermekten uzak. Siviller, kadınlar ve bebekler ölüyor.
Aklımıza büyük usta Nazım'ın dizeleri geliyor;
''... Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kağıt gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı
teyze, amca bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
Şeker de yiyebilsinler.''