Sıkıntılı geçse de şu tedavi sürecinin en önemli yararı, bir adım geriye çekilerek ahvale bakmak ve uyarılarımızın, eleştirilerimizin, önerilerimizin ne işe yaradığını gözlemleme fırsatı bulmak oluyor. Ahval artık şaşırtıcı değil, mide bulandırıcı bir bataklıktır. Korkunçtur, hazindir, utanç vericidir. Akıl, vicdan, onur terazisi kaymamış, suç ortaklığına bulaşmamış, beynini ve kalemini satmamış herkes, bu bela ikliminden nasıl çıkacağımızın derdi ve sıkıntısı içindedir.
Değerli okur dostlarım, her günü bir önceki güne rahmet okutan memleketimizde, haftada bir ve kısıtlı bir köşede, her şeyi anlatmaya ve irdelemeye olanak yok. Birçok yoldaşımızın bildiğince, özellikle facebook adresli sosyal medya hesabımı, bu bağlamda çok yoğun kullanmaktayım. Zamanınız olur da yolunuzu düşürürseniz, başta İzmir olmak üzere pek çok konuya değindiğimi görebilir, yorumlarınızla zenginleştirebilirsiniz. Doğrusu pek sevinirim.
****
Ahvali mide bulandırıcı bir bataklık olarak tanımlarken, elbette kastettiğim yalnızca kıvrımsız beyinlerin, kötücül politikaların, insanlıktan çıkmış organizma koalisyonun kente ve ülkeye yaşattığı rezillikler değildir. Fas sahillerinden İspanya’ya, onlarca cesedi dalgalara bırakarak çıkan binleri okuyup izliyor musunuz? Trump adlı organizmanın şefliğini yaptığı “dünyayı yöneten çapsızlar korosu”nun söylediklerini, eylediklerini ve insanlığa bela üstüne bela açan cehennem mühendisliklerini görüyor musunuz? Bu soruların birinci dereceden muhatapları, yıllardır “Dünya NEO ORTAÇAĞ belasına sürükleniyor” diye yazdığımızda, panelde konferansta söylediğimizde, önümüzden arkamızdan sırıtan tiplerdir.
Liboşizm sosuna batırılıp ruhsuzluk tavasında kızartılarak, gazetede, ekranda, meydanda, dergâhta, mecliste gözümüze sokulan bu tipler var diye, yazmaktan söylemekten eylemekten vaz mı geçeceğiz? Ne münasebet! Bizi faşistin, yobazın, cehaletin ve satılmışlığın huzur bulduğu “fikr-i sabit” bataklığından… İcazet ve işaret kulluğundan, “ağamda pişer bize de düşer” alçaklığından. Önceki günün papatyalığından bugünün süslümanlığına evrilen çanak yalayıcılığından… İbrik kalem uşaklığı yapmanın keyfini sürerken, sistem şiştiği anda vidanjöre gönderilecek cem-i küçükgillerin yaşadığı kepazelikten uzak tutan bir özelliğimiz vardır: “fikr-i takip”.
Bu özelliğimiz konjonktürel değildir. Ona buna, sağa sola, rüzgâra cukkaya, partiye kökene göre belirlenmez. Mesela “mal varlığınızı bildirin, bildiremeyenlerin hak ettiklerini bulmalarını kolaylaştırın” deyiverir. “Kimseye eş, dost, parti, hemşeri, yeğen kuzen diyerek torpil yapmadım. Eğitimi, deneyimi, liyakati katletmedim. Emir büyük yerden diyerek, hak edenlerin haklarını çiğneyerek, ahlaksızlığa su taşımadım diyebilecek gururla dolaşın. Ha gayret!” çağrısı yapıverir.
****
Fikr-i takip, söylediklerinin ve yazdıkların peşine düşmenin de öteki adıdır. Mademki her şeyi açıkça konuşuyoruz ve hep öyle yapacağız, geliniz son üç dört aydan beri yazdığımız, eleştirdiğimiz, önerilerle yardımcı olmaya çalıştığımız kimi konulara ve muhataplarının yanıtlarına-yaptıklarına bakalım.
Konu: Karşıyaka Belediyesi Suat Taşer Sanat Merkezi adına bir inşaatın adının eklenmesinden vaz geçilmesi çağrısı. Sonuç: Belediyeden de, hocayla hayatının kesişmesinin keyfini sürenlerden de, kentin san’at öznelerinden ve toplaşmalarından da: sessizlik. Konu: Belkahve ATA ANI EVİ’nin durak adının, çevre düzenlenmesinin ve algılanmasının var olan perişanlıktan kurtarılması, belediye otobüslerinde ve çevre ortam anonslarında adına yakışır duruma getirilmesi. Sonuç: Büyükşehire bildirildi haberi dışında, sessizlik. Konu: Karşıyaka anıtının altındaki Kadın Müzesi ile Mavişehir’deki Çanakkale Zaferi Anıtı ile Çanakkale Şehitleri Kaya Anıtının görünür kılınması için çağrı. Sonuç: sessizlik. Konu: Büyükşehir başta olmak üzere tüm belediyelerin kültür-sanat varlıklarının envanterinin çıkarılması ve yapıtların kente sunulması. Sonuç: sessizlik. Haydi, bu da bonus olsun: “Kafsinkaf, Büyük Altay, Şanlı Alltınordu” gibi gözbebeklerimiz neden bu halde?” Kuşkusuz bunun da karşılığı sessizlik olacak. Sizi bilmem ama.
40 yıllık yönetmenim, bu kadar berbat ölü taklidi yapanını bir arada görmedim!