Önceki gün büyük devrimci ozan Nazım Hikmet'in 122'nci doğum gününü kutladık. Nazım'ın devrimci mücadeleleri ve devrimci şiirleri edebiyat tarihinde ilk sıradaki yerini korumakta.
Peki ya aşkları ve aşk şiirleri? Elbette bilinenleri çok fazla. Piraye, Münevver ve Vera'ya yazdığı mektup ve şiirler, edebiyatın baş köşesinde. İlk gençlik yıllarında yaşadığı aşklar ve yazdığı şiirler ise pek fazla bilinmemekte.
Bilinen ilk aşk şiirini 15 yaşında yazmış. Sevgilisi Sabiha adlı bir genç kız. Babası Vali olan Sabiha yaşça Nazım'dan büyüktür. Bir süre sonra da Nazım'ı terk eder. Kızgındır genç Nazım. Sabiha'ya yazdığı şiirleri yırtar atar, hiddetle 'Herkes Gibi' adlı şiiri yazar. Şiirin son dörtlüğü şöyledir;
''...Maziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni eminim.
Kalbimde kalbine yok bile kinim ;
Bence artık sen de herkes gibisin .''
Sabiha gitmiştir ama bu kez de Azize gelmiştir. Kadıköy'ün bu en güzel kızına vurulur 17 yaşındaki genç. 'Azize' adlı şiir şöyle başlar;
''Bir ilahi gibi içten duyulur
seven gönüllere aşina sesin.
Başında halenur, gözlerinde nur,
sevda mabedinde bir azizesin..''
Azize de geçici bir aşktır. 'İlk büyük aşkım' dediği Nüzhet ile birlikte olur sonrasında. Nüzhet'in eniştesi İttihatçı Muhittin karşı çıkar bu birlikteliğe; (Her sözüyle, her hareketiyle her şeye isyan etmiş, hatta saçları bile berberin tarağına isyan etmiş bu adamla senin gibi munis, uysal bir kız geçinemezsiniz'' der. Nüzhet, bir süre sonra Nazım'dan düzenli bir yuva ister. Nazım müthiş öfkelenir ve 'Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri'' şiirini yazar, ayrılırlar;
''.. O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın.
Yoruldu devin büyük yolunda
Ve elveda deyip mavi gözlü deve,
Girdi zengin bir cücenin kolunda
Bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve...''
Nazım artık Moskova'dadır. Gündeminde aşk değil devrim vardır. Aşk şiirleri yazmayacağını söyler. Ancak aşık olmayı engelleyemez. Rus öğrenci Anuşka'ya aşık olur. Sözünü tutar, aşk şiiri yazmaz.
Ve Piraye... İstanbul'un tanınmış Altunizade ailesindendir. Memet ve Suzan adlı iki çocuk annesi bir duldur. Resmen evlenmeseler de Nazım Piraye'ye gerçek bir koca gibi bağlanmış Memet'i kendi çocuğu gibi benimsemiştir.
Yıl 1945. Nazım Bursa Cezaevi’ndedir. Mektubunda şöyle seslenir;
''İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan
Giyin kuşan.
Benze bahar ağaçlarına
Hapisten
Mektubun içinde yolladığım karanfili
Tak saçlarına
Kaldır öpülesi çizgilerle kırışık beyaz,
Geniş alnını
Böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
Böyle bir günde isyan bayrağı gibi güzel olmalı
Nazım Hikmet'in kadını.''
İlginç gelişmeler olur. Çocukluk arkadaşı ve akrabası Münevver Hanım ziyaretine gelir. Sevgileri depreşir. Piraye'den boşanıp Münevver ile evlenmeye karar verir. Cezaevinde evlenirler. Hapisten çıktıktan sonra sade bir hayat yaşarlar, bir de çocukları olur. Ancak baskı rejimi peşini bırakmaz. Yeniden cezaevi yolu görünmek üzeredir. Sovyetler Birliği'ne gider. Münevver ile tüm irtibatı kesilmiştir. Yıllarca kendisinden haber alamaz. Moskova'da bir kalp krizi sonucu tanıştığı doktor Galina ile 10 yıl birlikte yaşar. Ancak O'na bir tek şiir bile yazmaz.
Münevver'i unutamaz. Belçika Başbakanı Spaak bile araya girer ancak buluşmalarını sağlayamaz. Zorlukla mektuplaşmaları sağlanır. 1960 yılına kadar mektuplar gider-gelir. O yıl bir senaryo görüşmesi için gittiği film stüdyosunda uzunca boylu, sarı saçlı, mavi kirpikli güzel bir kadınla tanışır Nazım. Bu Vera'dır. Vera eşinden ayrılıp Nazım'la evlenir. En güzel aşk şiirlerini yazar;
''Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi.
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
Ağzımı dayayıp musluğa şu içer gibi.''
Ömrü boyunca sevdi sevildi büyük ozan. Yaşama da severek veda etti. Şöyle demişti;
''Aşık olmayan bir şey olamaz. Sevdiğim ve saydığım bütün büyük insanlar aşık oldular. Aşıktılar. Öyle soyut anlamda aşk falan değil, eti ile, kemiği ile bir kadına aşıktılar. Üstatlarıma hiç olmazsa bu hususta benzediğimden övünç duyarım.''