İki şey var ancak ölümle unutulur/ anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü" (NÂZIM HİKMET)

​Sadece bizim değil, Dünya kültürel tarihinde de seçkin bir yere sahip "Şiirin Şah Damarı" şairimiz Nâzım Hikmet, son eşi Vera Tulyakova Moskova'da hayatının son üç yılını Vtoraya Pesçanaya Sokağı'nda yer alan apartmanın üçüncü katındaki dairede geçirdi.
​"Memleketim, memleketim, memleketim, ne kasketim kaldı senin ora işi ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi. Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim." dizelerini bu evde de sıklıkla sayıkladı, hasretlik türküleri söyledi.
Yine b​u evde yaşlılık kaygıları duydu, ölüm sezgisi arttı, 31 yaşındaki Vera'yı kaybedeceğinden endişe duydu Nâzım.
​O Vera'ya ki;
iki bölümden ve yüzlerce dizeden oluşan "Saman Sarısı" gibi "senfonik şiir tanımını fazlasıyla hak eden" şiirini ithaf etmişti şairimiz.
​"Saman Sarısı", sanki "vedalaşmanın, gece yarılarına yaklaşıldığının duyumsandığı bir dönemde bütün bir ömrün gözden geçirilmesinin şiiri gibidir."
​"Ayrılık Defteri" 3 Haziran 1963'te; son karısı, sevgilisi, "saçları saman sarısı, kirpikleri mavi"; onun "hasretle yanan kalbine giren" Vera'ya verildiğinde 61 yaşındaydı Büyük Şair!

Ab268D4C 2006 4A1E B204 4F6343A0Ab45

**
​Nâzım eserlerinin önemli bölümünü Moskova'da bu evde kaleme aldı, dünyanın birçok diline buradan ulaştı.
​Çalışma odası, bütün zamanını geçirdiği bölümdü evde.
​Masasının "olmazsa olmazları" arasında daktilosu ve radyosu ilk sıradaydı Nâzım Baba'nın...
​Başucundaki radyosuyla hasretle çektiği ülkesinin istasyonlarından aldığı haberleri dinlerdi; büyük bir dikkatle!
​Onun dışında Dünya radyolarını da özenle dinlerdi. Budapeşte'yi, Sofya, Havana, Prag'ı...
​Radyosunun üzeri rozetlerle süslüydü şairin...

**
​"T689 - Riga"ydı markası da kıymetli radyosunun!
​Litvanya'nın Riga şehrinde üretilmeye başlanan ve zamanın popüler radyo modellerinden biriydi cihaz.
​Dokuz lâmbalı olarak tasarlanan radyo alıcısı, aynı zamanda gramofondan harici bir adaptörle kayıt oynatabilme özelliğine sahip masaüstü radyoydu.
​Nâzım'ın siyah-beyaz fotoğraflarında da sıkça yer alan radyosu, şimdi İzmir Enternasyonal Fuarı'nda açılan "ROMANTİKA-Bir Ömrün Seyrüseferi" sergisinde! Rozetler de üzerinde...

**
​Radyoyu -bizzat- Moskova Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır -adeta- Rusya'dan "mevcutlu" getirip teslim etmiş sergi yöneticilerine.
​Moskova'daki evdeki çalışma odası, getirtilen eşyalarıyla bire bir kurulmuş. Bir replikası yani.
İşte o odanın baş köşesinde de Nâzım'ın radyosu.
​Çalışma odası, şairin son yıllarına tanıklık etmiş "bir hafıza mekânı" olarak düzenlenmiş.
​İki de daktilosu vardı.
Biri "Erica", diğeri "Lettera 22" marka. Masa lâmbası, bibloları, vazoları, duvar halısı, kilimi. Hepsi özgün biçimde yer alıyor odada. Giysileri, kravat ve papyonları, çakısı, mektup zarfı açacakları, nikah cüzdanı, orijinal el yazısı notları, resim yaparken kullandığı paleti de sergide yer almakta...

**
​Radyonun, fotoğraflarını çekerken "şiir yazmaktan ve memleketini sevmekten başka suçu olmamış" Nâzım'ın, o "sürgündeki" evin penceresinden bakıp ölümünü "tahayyül ettiği" dizelerini anımsadım;
​"Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut, merdivenlerse daracık.
Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.
Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden: uğurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.
Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avlularım, uzun ömürler dilerim hepinize."

**
​Türkçenin gür sesini, doruktaki bir Dünya şairi Nâzım'ın anısını, selâmlıyoruz.
​"Güneşin Sofrası"nı, 8500 Yıllık Kent Güzel İzmir'de kuranları, böylesi kıymetli serginin "isim/fikir babası" Ünal Ersözlü 'yü, Folkart Gallery'i, ev sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi'ni, yapım yönetimde tüm emeği geçenleri bir kez daha kutluyorum.
​Dileğimizdir;
bu serginin müzeye dönüşmesi...