Yıllardır bu sahneleri izler, bu satırları yazar, bu acı tablolara tanıklık ederim. Kulaklarımda hâlâ eski ustaların "Türk futbolu bir aynadır, kimi zaman toplumun kendisini, kimi zaman da çürümeyi gösterir" sözleri çınlıyor. Bugün geldiğimiz nokta ise ne yazık ki bir aynadan öte, kör bir karanlık; Türk futbolu için açık ve net bir dip noktasıdır.
Günlerdir köşemize taşımaya çalıştığımız, bizzat sahadan, kulislerden ve TFF koridorlarından süzülüp gelen bilgiler artık halının altına süpürülemeyecek kadar büyüdü. 30 Eylül 2026 itibarıyla patlak veren 448 kişilik bahis soruşturması, futbolumuzun üzerine karabasan gibi çöktü. Süper Lig’den 1. Lig’e kadar son beş yılda yöneticilik yapmış 448 ismin Futbol Disiplin Talimatı’nın 57. maddesi kapsamında PFDK’ya sevk edilmesi, münferit bir olay değildir. Bu, yıllardır bizzat sistemin kendisi tarafından beslenen bir aymazlığın ve denetimsizliğin patlamasıdır.
Tartışma artık sadece kulüplerle de sınırlı kalmadı. Listenin şok dalgası doğrudan Futbol Federasyonu’nun kalbine vurdu. TFF Yönetim Kurulu Üyesi Ural Aküzüm’ün görevinden ayrılmasıyla başlayan süreç, peş peşe gelen istifalarla 12 kişiye ulaştı. Basına yansıyan bu rakamlar, kurumun içindeki paniğin ve güvensizliğin en somut kanıtı.
İşin daha da vahim tarafı, hazırlanan listelerin bile sağlam bir temele oturmadığı yönündeki itirazlar. Fatih Karagümrük cephesinden gelen "listede adı geçen bazı isimler Sportif A.Ş. yönetiminde bile değil" çıkışı, TFF’nin iç denetim mekanizmalarının ne denli havanda su dövdüğünü gözler önüne seriyor. Yıllardır Türk futbolunu yönettiğini iddia edenler, kimin nerede yönetici olduğunu dahi ayırt edemez hale gelmiş.
Asıl soru artık yalnızca "Kim bahis oynadı?" değil! Türk futbolunu denetleyenleri kim denetliyordu?
Madalyonun diğer yüzünde ise MHK ve Ferhat Gündoğdu krizi duruyor. Türk futbolunda yazılı olmayan o kadim gelenek. Kurullara gelen herkesten peşinen boş istifa mektubu almak. Nitekim geçmişte Ahmet Şahin ve Yunus Yıldırım gibi isimlerin bu yöntemle nasıl harcandığını gördük.
Ancak Gündoğdu vakası, federasyonun kendi kazdığı kuyuya nasıl düştüğünün resmidir. Üç yıllık sözleşmeyle tarihe geçen ve arkasında yaklaşık 15 milyon liralık bir tazminat riski barındıran Gündoğdu’dan boş istifa mektubu alınmadığı ortaya çıktı. TFF Ana Statüsü’nün 43. maddesi ve Etik Kurul süreçlerinin getirdiği o uzun, dolambaçlı bürokratik yollar (81. madde) federasyonun elini kolunu bağladı. Yönetim, bırakın futbolu yönetmeyi, kendi içindeki krizleri dahi idare edemez, günü kurtaramaz bir acziyete sürüklendi.
Daha da acısı, yaşananlar karşısında atılan adımlardaki tutarsızlıklar: "VAR odasında arama yapıldı" diye açıklama yapıp, savcılıktan anında yalanlama yemek... Ardından kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek için apar topar bahis dosyasını ortaya atmak... TFF’nin eli ayağı birbirine dolaşmış durumda.
Bugün Türk futbolu yönetilmiyor; sadece idare ediliyor, hatta günü geçiriliyor. Ancak o "gün geçirme" lüksü de artık ortadan kalktı. Görünen o ki yeni istifalarla birlikte bu yapı artık kışı çıkaramayacak ve kurum kaçınılmaz olarak bir genel kurula sürüklenecektir.
Yeni TFF başkanlığı için kulislerde hazırlık yapanların olduğunu biliyor, duyuyoruz. Dileğimiz ve temennimiz odur ki; önümüzdeki dönemde yine koltuğu koruma derdine düşenler değil, futbolun akmasını, temizlenmesini ve adil bir temelde yeniden kurulmasını sağlayacak, gerçekten yöneten bir akıl karşımıza çıkar.
Aksi takdirde, TFF yönetiminin iyi düşünüp doğru adımlar atmaması halinde, hepimizin bildiği o acı gerçek değişmeyecektir: Tünelin sonu karanlık.
Sizce yaşananlar bireysel ihlallerin toplamı mı, yoksa Türk futbolunda çok daha büyük bir kurumsal denetim sorununa mı işaret ediyor?
Kararı vicdan sahibi sporseverlere bırakıyorum...