Haftalardır hakem kararlarını, VAR odasında dönen dolapları, verilen penaltıları ya da verilmeyen kartları, bahis ve MHK operasyonlarını konuşuyoruz değil mi? Peki, sorarım sizlere, asıl büyük yangını, yani o hakemlerin o sahaya nasıl getirildiğini kaçırıyor olabilir miyiz?

Elimde meslektaşımızın kaleme aldığı, Türk futbolunun köklerine kadar inen son derece sarsıcı ve akıl dolu bir dosya var. Gelin, bu dosyanın manşetindeki o can alıcı soruyu birlikte soralım. Üst düzey hakemliğe giden o meşakkatli, uzun yol neden durup dururken kısaltıldı?

İbrahim Hacıosmanoğlu’nun TFF Başkanlığı dönemi öncesinde, bu topraklarda hakem olmanın, Süper Lig çimlerine adım atmanın belli bir nizamı vardı. Aday hakemden başlar; İl hakemliği, bölgesel hakemlik, C, B ve A klasmanlarından süzüle süzüle Süper Lig’e çıkardınız.

Bu sadece isimlerden oluşan bir basamak oyunu değildi. Bu bir tecrübe süzgeciydi. Her kademe, hakeme farklı bir deplasman cehennemini, farklı bir maç yönetme stresini ve olgunlaşma evresini yaşatırdı. Atletik testler, psikolojik performans ölçümleri ve teorik sınavlar bu piramidin harcıydı. Ne olduysa Ferhat Gündoğdu başkanlığında oldu. Süper Lig ile A Klasman, B ile C Klasman birleştirildi. Hakemlerin pişeceği ara basamaklar adeta buharlaştırıldı.

Bu kısalan yolların kime yaradığı ise ortada... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma dosyalarına giren o WhatsApp yazışmaları, ses kayıtları hakem atamalarının hangi koridorlarda, nasıl yapıldığını gözler önüne seriyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise akıl almaz bir trajedi yatıyor. Ahmet İbanoğlu döneminde kurulan o muazzam ‘‘Hakem Akademisi’’ vardı. Birilerinin “paralel yapı” diyerek kapısına kilit vurduğu bu kurum; sadece bir dershane değildi. Bilimsel, ölçülebilir objektif bir eğitim havuzuydu. Psikoteknik laboratuvarlarından tutun da hakem koçluğuna, Kyros Vassaras’ın rehberliğine kadar modern futbolun gerektirdiği ne varsa buradaydı. Peki sonuç? Akademi kapatıldı, tüm yetki MHK’nin merkezinde, daha doğrusu tek bir kişinin iki dudağının arasında toplandı. İşin en acı, en ironik tarafı ne biliyor musunuz? Dışarıdan getirilen Portekizli eğitimci Pereira’nın dahi “Bizim mutlaka bir Hakem Akademisi kurmamız lazım” demesi! Kendi ellerimizle kapattığımız doğru sistemi, yabancı uzmana tasdik ettirmek hangi akla, hangi vicdana sığar?
Sadece üst düzey mi? Taşra da bundan nasibini aldı. İl Hakem Kurullarının özerk, sınav esaslı yapısı budandı. MHK’nin dokuz üyeden oluşması gerekirken istifa edenlerin yerine yenilerinin atanmaması, PMİK yetkisinin tek bir kişinin eline bırakılması... Kulüplerin, delegelerin sesini çıkardığı bu dönemde, TFF yönetiminin alacağı en akılcı ve şeffaf karar bellidir. Seçimli olağanüstü genel kurul kararı!
Şunu asla unutmayalım; Hakem yetiştirmek birkaç aylık kursla olmaz. Süper Lig hakemi bir gecede yaratılmaz. O yolun basamaklarını kaldırırsanız, yukarıya apar topar adam çıkarırsınız ama o hakem UEFA’nın sınavına çıktığında, o sert U müsabakalarıyla karşılaştığında gerçek yüzünüze tokat gibi çarpar.
Asıl gerçekleri ne zaman konuşacağız?

Türkiye, hakemlik tarihinin en kara iki döneminin yaşanmasına neden olan kişi nihayet istifa etti. Ancak aklımızdaki sorular havada kaldı. Bu iki dönemde kimler hangi sebeple bu kişiyi MHK başkanı yaptırdı? Son dönemde yaşananların ardından Türk futbolunda taşların yeniden dizilmeye çalışıldığı bir döneme giriyoruz. Şimdi sırada, kamuoyuna yeni dönem, temiz sayfa ve uluslararası tecrübe başlıklarıyla yeni profiller sunulacak. Umutlarımızı diri tutuyor; Türk futbolunun en tepesi ve MHK’sinin bir daha asla böylesine liyakatsiz ellere teslim edilmeyeceğini ümit ediyoruz.