Futbol, bu toprakların en büyük tutkusu, en güçlü kitle ilacı, bazen de vicdanları en çok kanatan sahnelerinden biridir.

Galatasaray ile Fenerbahçe arasında RAMS Park’ta oynanan ve sarı kırmızılıların 2-1’lik üstünlüğüyle biten derbinin ardından yaşananlar ise sporun sınırlarını çoktan aşmış, toplumsal ahlakın ve hukukun dokunulmazlık sınırlarına dayanmıştır.

Maç biter, düdük çalar, skor yazılır. Kazanılır, kaybedilir. Sevinilir, üzülünülür. Bunlar futbolun fıtratında vardır. Ama ne zaman ki sahadaki rekabet hırsı, centilmenliği devreden çıkarıp vandalizme, kural tanımazlığa ve otoriteye başkaldırıya evrilir, işte o zaman söylenecek söz biter, hesap sorulacak an başlar.

Olayın merkezindeki isim Mert Hakan Yandaş.

Nerede bir gerginlik, nerede bir kavga, nerede futbolun ruhuna aykırı bir çirkinlik varsa, orası sanki onun doğal yaşam alanıymış gibi tam merkezinde bitiyor. RAMS Park’ın çimlerinde yaşanan arbedeyi yatıştırmak, kimsenin burnunun kanamasına izin vermemek için canla başla görev yapan Spor Şube Emniyet Müdürlüğü mensuplarına karşı takınılan o tavır! Kelimenin tam anlamıyla akıl tutulmasıdır.

“Devletin Polisine Parmak Sallamak” hangi formanın hakkıdır?

Görüntüler ortada. Onlarca kamera, milyonlarca gözün önünde yaşandı her şey. Seni korumak, taşkınlığı önlemek, güvenliği sağlamak için orada bulunan polis memurunu eliyle iten, bir diğerine bağırıp çağırarak üzerine yürüyen bir futbolcu profili ile karşı karşıyayız.

Dünyanın en büyük kulübünün formasını giyebilirsiniz. Dünyanın en yetenekli futbolcusu da olabilirsiniz. Sırtınızdaki armanın, adınızın arkasındaki onurun ne kadar büyük olduğu iddia edilirse edilsin, hiç kimsenin, ama hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti’nin polisine parmak sallamaya, el kaldırmaya, bağırmaya hakkı yoktur.

Üzerinde Fenerbahçe forması var diye kimse polise saygısızlık yapamaz.

Fenerbahçe camiası; Can Bartu’ların, Lefter Küçükandonyadis’lerin, Fikret Kırcan’ların zarafetiyle, beyefendiliğiyle büyümüş bir çınardır. O büyük efsanelerin kemiklerini sızlatan bu görüntüler, o armayı taşıyanlara sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmalıdır. Kulüpler büyüktür. O kulüplerin formasını giyenler, taşıdıkları sorumluluğun da farkında olmak zorundadır.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Türk sporcusunu tanımlarken ne kadar da duru, ne kadar da vizyoner bir cümle kurmuştu; “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”

RAMS Park’ın çimlerinde yaşananlara bakıyoruz da. Zeka var mı, tartışılır. Çeviklik zaten işin doğasında var. Peki ya ahlak? O erdem, o saygı, o hudut bilinci ne yazık ki en çok ihtiyaç duyulduğu anlarda stadyum kapısının dışında bırakılıyor.

Polislerimiz orada görevini yapıyor. Sabrediyor. Profesyonelliğin, devlet memuriyetinin ve sabrın en ağır imtihanını veriyorlar. Karşılık vermiyorlar, çünkü devletin gücünü sokaktaki kavgaya alet etmeme olgunluğunu gösteriyorlar. Peki, bu sabır bir zafiyet olarak mı algılanıyor? “Nasıl olsa karşılık vermezler” cesaretiyle mi o eller kalkıyor?

Şimdi gözler Türkiye Futbol Federasyonu’na ve ilgili kurullara çevrildi.

Bu zat hakkında ne karar verilecek? Adalet, formanın rengine, ismin büyüklüğüne, arkadaki taraftar gücüne göre mi şekillenecek?

Yoksa kural kitapları herkes için eşit ve acımasız bir şekilde çalışacak mı?

Spor sahaları hukuktan bağımsız birer “Vahşi Batı” değildir. Futbolcu olmak, hukukun ve toplumsal kuralların üstünde bir dokunulmazlık zırhı kazandırmaz kimseye. Eğer bu tür taşkınlıklar cezasız kalırsa, yarın sahalarda futbol konuşmayı çoktan unuturuz.

Mert Hakan Yandaş’ın ve benzerlerinin bu pervasız tavırlarına karşı en net cevabı, hem vicdan sahibi futbol kamuoyu hem de adaleti tesis etmekle yükümlü kurumlar gecikmeden vermelidir.

Çünkü unutulmasın ki; formalar geçici, adalet ve ahlak kalıcıdır.