Futbolun en güzel yanı, ezberleri bozan hikâyeleri yazmasıdır. Bazen kağıt üstündeki kadrolar, milyonluk yıldızlar, kürsülerdeki hesaplar yeşil zeminin hakikatine çarpıp un ufak olur.

Cumartesi akşamı Kadıköy’de Chobani Stadı’nda yaşanan tam da budur. Galatasaray derbisinin yarasıyla, teknik direktörsüzlüğün getirdiği o sessiz ama boğucu sancıyla sahaya çıkan Fenerbahçe karşısında, inancın, disiplinin ve doğru planın sözü geçti. Karşımızda son üç haftayı kayıpsız kapatmış, özgüveni tavan yapmış bir Göztepe vardı. Ama daha da önemlisi, o kulübede hamlelerini satranç ustası soğukkanlılığıyla yapan bir “komutan” vardı: Stanimir Stoilov.

Maçın ilk 45 dakikası, ev sahibi ekibin baskısı ve Göztepe’nin kendi yarı alanında kurduğu o sabırlı ama zaman zaman fazla rasyonel savunma kurgusuyla geçti. Arda Özçimen kalede devleşti; Lukaku’nun, Oğuz’un, Kerem’in tehlikeli şutlarında geçit vermedi. Akonnor soldan bindirmeleriyle Fenerbahçe savunmasını bunaltıyor, sarı kırmızılılar hücumda çoğalmakta gecikse de direniyordu.

Ancak futbolun cilvesi, devre biterken acı bir tebessümle sahneye çıktı. 45+1’de Guendouzi’nin düzgün vuruşu ağlarla buluştuğunda, tribünler rahat bir nefes almış, “İşte kriz bitti” denmişti.

Fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı. Bu takımın ruhunda pes etmek yazmıyordu. İkinci yarı, Stoilov’un tahtadaki ustalık eserine dönüştü. Deneyimli teknik adam, ilk devredeki hücum kısırlığını görmekle kalmadı, doğru müdahalelerle maçın kaderini yazdı. 65’te Janderson’un yerine Henrique’yi sahaya sürerek dalga dalga gelen bir baskının fitilini ateşledi.

74’te ise sahneye inananlar çıktı. Antunes ve Juan’ın yerine oyuna dahil olan Anjorin ve Armstrong, matrax bir hamlenin kahramanları oldular.

Dakikalar 76’yı gösterdiğinde Guendouzi’nin ölümcül geri pasını affetmeyen Armstrong, Skriniar’dan sıyrılıp Ederson’u avladığında skora denge geldi: 1-1.

Kadıköy’de buz gibi bir rüzgar eserken, Göz Göz durmadı. Sadece iki dakika sonra, sağdan kullanılan kornerde altı pasta kafayı vuran Henrique, tabelayı 2-1’e getirip İzmir’e bayram havası yaşattı.
Stoilov’un 90+1’de oyunu soğutmak için Efkan ve Godoi’yi sahaya sürmesi ise bir teknik direktörün maçı nasıl okuduğunun, sahayı nasıl mühürlediğinin ispatıydı.

Bu zafer, sadece Kadıköy’den alınan 3 puan değildir. Sezon başındaki sakatlıklar, transfer açmazları ve talihsiz kayıplar sonrası panikleyenlere, “Göztepe küme düşer” diyen ezbere eleştirmenlere verilen en şık cevaptır. Yönetimin, o çalkantılı dönemde Stoilov’un arkasında durup sözleşmesini uzatması, kulüp tarihinin en kritik kararlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir.

Üst üste gelen 4 galibiyet, 3 dış saha zaferi ve 15 puan... Göz Göz, maç başına 1.5 ortalamayı yakaladı bile. Bu takımın gerçeği, sezonun geri kalanında 2 puan ortalamasına tırmanmaktır. Tabii defans arkasında verilen o boşluklar teknik heyetin not defterine yazılmıştır. Ancak bu inanç ve bu kulübe derinliği olduktan sonra Göztepe’nin sırtı yere gelmez.
Şimdi sırada Başakşehir maçı var. İzmir’in efendileri, Stoilov’un komutasında yürüyüşüne devam ediyor. Yolu açık olsun!