Futbol, sadece yeşil sahalar üzerinde yirmi iki oyuncunun meşin yuvarlağın peşinden koşturduğu sıradan bir oyun değildir. Bir kentin hafızası, milyonların tutkusu, toplumların buluşma noktasıdır.

İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’in seslendirdiği bir gerçek, bu ülkenin sporuna ve özellikle Ege’nin kalbi İzmir’e yıllardır göz ardı edilen bir borcun ödenmesi için tarihi bir fırsat sunuyor.
2032 Avrupa Futbol Şampiyonası.

Türkiye ve İtalya’nın ortaklaşa düzenleyeceği bu dev organizasyon, ülkemiz spor tarihi için eşsiz bir vitrin. Ancak Özgener’inçok haklı ve bir o kadar da acı tespitiyle yüzleşmek zorundayız. Köklü futbol kültürüyle, sokaklarında top seslerinin eksik olmadığı, Türk futboluna unutulmaz efsaneler armağan eden İzmir, bu büyük tablonun neresinde?

Ne yazık ki, uluslararası standartlarda, modern ve büyük çaplı organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek bir ana stadyumdan yoksun oluşumuz, İzmir’in boynunu büküyor. İşte tam bu noktada, Mahmut Özgener’in ortaya koyduğu vizyoner öneri sadece bir inşaat projesi değil, kentin spor geleceğine vurulmuş bir mühürdür.

Özgener’in işaret ettiği adres çok manidar ve doğru. Atatürk Stadyumu.

Alsancak’ın, Göztepe’nin, Bornova’nın kendine has ruhu baş baş; ama bu kentin uluslararası devleri ağırlayacak, tarihe yakışır bir “mabet”e ihtiyacı var. Yılların yorgunluğunu taşıyan Atatürk Stadyumu’nun yıkılıp yerine tamamen modern, UEFA standartlarında, tribünleri coşkuyla inleyen yepyeni bir tesisin inşa edilmesi, İzmir’e verilebilecek en büyük hediyedir.

Ancak bu projenin en heyecan verici ve stratejik boyutu, sadece bir futbol sahası yapılmasından ibaret değil. Özgener’inönerdiği konsept; stadyumun etrafını devasa bir yaşam, kültür ve turizm kompleksine dönüştürüyor.

Büyük bir kongre ve sergi sarayı ile ihtişamlı bir spor müzesi.

Düşünsenize; İzmir Ticaret Odası’nın yapımına talip olduğu o Kongre ve Sergi Sarayı, kentin iş, ticaret ve turizm damarlarını canlandıracak. Spor Müzesi ise bu topraklarda yazılmış destansı futbol hikayelerini, Altay’ın, Göztepe’nin, Karşıyaka’nın, Altınordu’nun ve nice kulübün hatıralarını geleceğe taşıyacak. Bu, sadece betona ve demire yatırım yapmak değil. Kentin ruhuna ve kültürüne sahip çıkmaktır.

Zaman daralıyor, hedef 2032!

2032 yılı göz açıp kapayıncaya kadar gelip çatacak. Avrupa’nın futbol aristokratları Türkiye’ye geldiğinde, İzmir bu masada sadece “izleyici” olarak kalamaz. Ege’nin incisi, bu dev pastadan payını almalı. Açılış maçlarına, grup heyecanlarına, unutulmaz futbol şölenlerine ev sahipliği yapmalıdır.

İzmir’in dinamikleri, mülki amirleri, yerel yönetimleri, iş dünyası ve spor otoriteleri artık ellerini taşın altına koymalıdır. Mahmut Özgener’in yaktığı bu meşale, siyasi üstü bir ortak akılla desteklenmeli, projeler hızla raftan indirilip sahaya sürülmelidir.

Çünkü İzmir bunu hak ediyor. Türk futbolu, Atatürk’ün adını taşıyan ve modern dünyanın hayranlıkla izleyeceği dev bir eseri İzmir’e kazandırmak için daha fazla bekleyemez.

Unutmayalım; tesis varsa umut vardır, umut varsa gelecek vardır.

2032’de İzmir’in ışıkları tüm Avrupa’yı aydınlatmalıdır!