Türk futbolunun direksiyonundakiler, yine bir gecede “tarihi” dedikleri kararlara imza attılar. Gazete manşetleri, ekranlardaki altyazılar bayram havasında.

A Millî Takım’ın başına Sergen Yalçın gelmiş, yayın ihalesi öne çekilerek kulüplere para müjdesi verilmiş ve hepsinden öte, Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanlığı’na İngiliz Elit Hakem Direktörü Anthony Taylor getirilmiş.

Açıklamaya bakarsanız her şey güllük gülistanlık, devrim niteliğinde adımlar atılıyor.

Ama müsaade edin de soralım. Biz bu filmi kaçıncı kez izliyoruz?

Unumuzu eledik, eleğimizi İngiltere’ye mi astık?

MHK Başkanlığı’na bir yabancının, hele ki Anthony Taylor gibi kariyerli bir İngiliz hakemin getirilmesi Türk futbol tarihinde bir ilk.

Şaşırdık mı? Hayır.

Üzüldük mü? Fazlasıyla.

85 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’nde, kendi hakem kurumunu yönetecek, adaleti dağıtacak bir tek yurttaş bulamadık mı? Sorunun cevabı ne yazık ki Anthony Taylor’ın parlak kariyerinde değil, bu kararın arkasındaki acı gerçekte saklı.

Kariyerli bir yabancının MHK koltuğuna oturmasını mı konuşmalıyız, yoksa o koltuğa teklif götürülen yahut götürülmesi dahi düşünülemeyen yerli isimlerin bu TFF yönetimiyle çalışmak istememesini mi?

Asıl tablo işte burada. Türkiye’de bu görevi kabul edecek, bu yapının meşruiyetine inanan tek bir güvenilir yönetici kalmadı mı?

İster Pierluigi Collina’yı getirin, ister futbolun beşiğinden en yetkin isimleri transfer edin. Zihniyet değişmediği, sistem tıkandığı sürece ne değişir?

Malzeme ortada! Anthony Taylor yarın sahaya çıkıp düdük çalmayacak. Zaten klasmanları tartışmalı, özgüveni örselenmiş aynı hakem kadrosuyla çalışacak. İngiliz Hoca yakında “Nereye düştüm ben?” derse kimse şaşırmasın.

Hatırlayın, çok değil yakın zamanda TFF’nin başındaki isim ne diyordu? “Ben olduğum sürece yabancı hakem gelmeyecek!” Fıkra bu kadar işte! Yabancı hakem getirmediler, hakemin patronunu yabancı yaptılar.

Peki ya disiplin kararları ve ceza terazisi? Orada da ayrı bir dram yaşanıyor.

Bahis iddiasıyla disipline sevk edilen 448 yöneticiden sadece 146’sına ceza verildi. Hem de komik bir şekilde 45’er gün.

Diğer yanda ise alakasız maçlara iki tane kupon yaptı diye, sistemi sarsacak hiçbir nüfuzu olmamasına rağmen meslekten menedilen, hakemliği bitirilen gencecik hakemler.

Bu nasıl bir adalet kantarıdır? Gücü yetene 45 gün, garip kalana müebbet ceza. İki kupon yüzünden düdüğü elinden alınan çocukların ahı dururken, yönetim katındaki bu çifte standartla hangi güvenden, hangi meşruiyetten bahsedeceğiz?

Sorun isimlerde değil, yapıda.

Milli Takım’ın başına Sergen Yalçın’ın getirilmesi saha içi için heyecan verici bir hamle olabilir. Yayın ihalesinin 30 Kasım’a çekilmesi kulüplerin kasasına sıcak para koyabilir.

Ancak unutmayalım, meşruiyeti tartışmalı hale gelmiş, yetkileri ve görevden alınma süreçleri kanunla düzeltilmemiş bir yapıda, isimler sadece birer piyon olarak kalır.

Anthony Taylor hiç bir sorumluluk almadan, hesap vermeden bu kaosu düzeltemez. Zira sorun kişilerin kimliğinde değil, futbolu yönettiğini sananların vizyonsuzluğunda ve kurumsal yozlaşmadadır.

Türk futbolunun çaresi ne İthal Başkanlarda, ne de günü kurtaran vaatlerde.

Çare, önce kendi evimizin önünü süpürmekte, adil olmakta ve kendi değerlerimize güvenmekte.

Aksi halde biz daha çok “yabancı kurtarıcılar” bekler, her sezona yeni bir umutla başlayıp aynı kaosla veda ederiz.