Bu yazıya başlamadan önce, İzmir’in Efsane Baro Başkanlarından, Avukat, Yazar, Şair, Kültür ve Fikir Adamı Kıymetli Mehmet İskender Özturanlı’yı ilk kez ne zaman tanıdığımı hatırlamaya çalıştım. Zihnimin pencerelerini açarken, hızla tam 38 yıl öncesine gittim. Önce Haftalık Haber Dergisi Yeni Gündem’de, ardından Yeni Asır’da muhabirlik yaparken (1987/1988), o dönem henüz siyaset sahnesine çıkmamış TİP geleneğinden gelen Değerli Ağabeyim Ahmet Piriştina sayesinde, Kıymetli İskender Özturanlı ile tanıştığımızı anımsadım. Türkiye o yıllarda da inişli çıkışlıydı.
Bir muhabir için haberler konusunda bazen bir akıl insanına danışmak gerekebiliyordu. İskender Özturanlı, zengin kültürel ve hukuki bir birikime sahip, az bulunur, bilge, çok kıymetli bir insandı. O’na danışabilirdiniz. Hemen size yol gösterirdi. O’nun şair kimliğini ise Sevgili Şair Oğulları Mustafa Özturanlı ve ruhu şad olsun Murat Özturanlı’yı tanıdıktan sonra farkettim. “BAŞBAŞA” adını taşıyan tek bir şiir kitabı vardı. Memleket dertleriyle uğraştığı yoğun bir yaşamı olmasına rağmen, kalbi ve aklı hep şiirde kalmıştı. 1957 yılında yayımlanan bu şiir kitabı dışında çok sayıda kitap kaleme aldı. İzmir İskender Özturanlı’yı her zaman saygın bir noktadan sevgiyle hatırlayacaktır. Ruhu şad olsun.
SÖKE’DEN İSTANBUL’A
UZANAN YOLCULUK
1923 yılında Söke’de doğan İskender Özturanlı’nın çocukluğu, aile sıcaklığıyla olduğu kadar yoklukla da iç içeydi. Babası fırıncıydı. Annesi ise okumuş, eski ve yeni yazıyı bilen, klasik müzik dinlemeyi seven bir kadındı. İlkokuldan sonra babası onu kendi mesleğine yönlendirmek istese de annesinin ve kendi kararlılığının da etkisiyle eğitim yolculuğu başladı.
O yıllarda Söke’de ortaokul yoktu. Anılarında yazdığı gibi, babası onu Aydın Ortaokulu'na götürmüş ve okul müdürüne “Ben savaş nedeniyle okuyamadım. Cahilliğin ne kadar acı bir şey olduğunu biliyorum. Oğlumun okumasını istiyorum.” diyerek adeta yalvarmıştı. Bu sahne, onun eğitim hayatının ve belki de hukuk aşkının ilk kıvılcımı oldu.
1942 yılında İzmir’de üniversite olmadığı için İstanbul’a giden genç İskender, edebiyat sevgisiyle Edebiyat Fakültesi’ne kaydolmuştu. Lise yıllarında da sevgiyle üzerine eğildiği, kalemini özenle koruduğu için edebiyatı güçlüydü.
Ancak anılarından okuduğumuz kadarıyla babasından gelen mektuptaki ifade çok kararlıydı:
“Ya tıp fakültesine ya da hukuk fakültesine girersin, aksi takdirde beş para göndermem.”
İskender Özturanlı bu kararla, İstanbul Hukuk Fakültesi’ne geçiş yaptı.
Anılarında eğitim aldığı hocalar arasında Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Tarık Zafer Tunaya ve Mehmet Ali Aybar gibi önemli isimler vardı. Bu isimler onun düşünsel dünyasını şekillendirdi. Sosyal adaleti önceleyen, laikliği ve özgür düşünceyi savunan bir hukukçu kimliğinin temelleri işte bu sıralarda atıldı. Özturanlı öylesine zengin bir hukuk zemini aurasının ortasında yetişmişti ki bu O’nun kaçınılmaz olarak güçlü, kararlı, özel bir hukuk, fikir ve kültür adamı olmasına yol açmıştı. Anılarında Hukuk Fakültesi’nin ilk yıllarını edebiyattan hiç kopmayan kalemiyle şöyle anlatıyordu:
MEHMET ALİ AYBAR HOCASIYDI
“Bizim zamanımızda öyle ÖSS-ÖYS gibi uygulamalar yok. Lisede bitirme sınavından sonra olgunluk sınavında başarılı olursanız üniversiteye girebiliyorsunuz. On beş gün sonra kaydımı alıyorum ve Hukuk Fakültesi’ne yazılıyorum. Birinci sınıfta tam 1600 kişiyiz. Ders salonunun uzunluğu da 70 metreden fazla sanıyorum. Son sıralardan dersleri izlemek çok zor.
Sınıfta İzmir’den altı kişiyiz. Kaya Bengisu, Atıf Akın, Nihat Tanrıöver, Haluk Cansın, Bahtiyar Cangız ve ben. Sıralar da altı kişilik. O dönemde cumartesi günleri de ders yapıyoruz. Her gün birimiz erken kalkıp ön sıralardan yer ayırıyor. Bu uygulamaya kimse sesini çıkarmıyor. Öğretmenlerimizin tümü tanınmış profesörler. Çok şey öğretiyorlar bize.
Yaşamlarının sonuna değin ilgi ve ilişiğimi sürdürdüğüm Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve Tarık Zafer Tunaya oluyor. (…) Bir de Doçent Mehmet Ali Aybar var. 1945 yılında Vatan gazetesinde çok ilginç yazılar yazmaktaydı. Prof. Dr. Cemil Bilsel yaşamını yitirdiği için üçüncü sınıfta Devletler Hukuku dersi veriyordu. Yedek subaylığını yaptığı için derse subay elbisesiyle geliyor, ders bitince kışlasına gidiyordu. Daha sonra Aybar, İstanbul’da Hür gazetesini çıkardı. Ne var ki gazete kısa bir süre sonra iktidarca kapatıldı. İzmir’de ‘Zincirli Hürriyet’i çıkarmaya başladı. Onu da yaşatmadılar. 1960’tan sonra İşçi Partisi’ni kurdu ve Genel Başkanlığı’nı üstlendi. Güleryüzlü bir sosyalizmi gündeme getiriyordu. İşçi Partisi, 1965 seçimlerinde Meclis’te 15 milletvekili ile temsil edilmiş, olumlu işler yapmış ve Anayasa Mahkemesi’ne çok önemli davalar açmıştı. Prof. Dr. Sadun Aren, ve Behice Boran İşçi Partisi’nin başını çeken kilometre taşlarındandı.”
(Bu arada İzmirli Gazeteci Değerli Ağabeyimiz Rahmetli Haluk Cansın’ın da İskender Özturanlı ile aynı sınıfta olduğunu öğrenmiş oluyoruz.)
ADALETİN VE VİCDANIN SESİ
Hukuk Fakültesi’ndeki sıkı eğitimi sonrası 1949 yılında İzmir’de serbest avukatlığa başlayan Özturanlı, kısa sürede hukuk camiasında çok saygın bir yere geldi. 1970-1974 yılları arasında iki dönem İzmir Barosu Başkanlığı yaptı. Başkanlığı süresince düzenlediği paneller, sempozyumlar ve açık oturumlarla hem meslektaşlarına hem kamuoyuna hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını anlatmaya çalıştı. Bu alanlarda İzmir’de ve Türkiye’de öncü isimlerden biri olmuştu. Ayrıca 12 Mart 1971 sonrası özgürlükleri kısıtlayan anayasa değişikliklerine karşı çıkışı, onun hukuk devletine olan bağlılığının göstergesiydi.
Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlığı görevini de yürüten Özturanlı, yalnızca bir meslek insanı değil, aynı zamanda bir fikir ve eylem adamıydı. Siyasetle de yakından ilgilendi. CHP içinde çok etkin ve farklılığı ile hep dikkat çeken saygın bir isimdi. Bir dönem CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı da oldu. Çok öne çıkmasına, yaşadığı yıllara göre siyasette çok ileri bir çizgide olmasına rağmen, hak ettiği noktayı yakalayamadı. O da Türkiye’de aydın, nitelikli insanların genel olarak yaşadığı siyaset dışında kalma tablosuyla karşılaştı. İskender Özturanlı bu durumu hiç dert etmeyerek, her alanda üretmeye, sivil toplumun İzmir’deki adalet sesi olmaya yıllarca devam etti.
Hakiki bir fikir adamı oldu.
KALBİ HEP ŞİİRDEYDİ.
O’nun hukuk ve siyasetle dolu yaşamında kalbinin bir yanı hep şiirde kaldı. 1957 yılında yayımlanan “Başbaşa” adlı şiir kitabı, onun iç dünyasına açılan özel bir pencereydi. Şiirlerinde İzmir’in rüzgârı, çocukluk özlemi, sevda, umut ve kırgınlık vardı. Bu duyguları tek şiir kitabında yalın ve kalıcı bir dille öne çıktı. Aşağıdaki örneklerde bunu görebiliriz:
ÖZLEYİŞ
Çatalkaya dağları üstünde
Bulutlar var.
Yağmur geliyor çocuklar
Kaçın!
Girin evlerinize
Binin hayalden gemilerinize!
Benim bilmediğim
Benim gidemediğim
Işık dolu
Hayat dolu
Renk dolu denizlere
Yelken açın!
(Başbaşa, sy.70)
AKŞAM OLUNCA
Hani akşamsafaları var ya
Yumuk yumuk, sönük sönük gözlerle
İple çekerler akşamları.
Akşam olunca açılırlar
Kırmızı kırmızı
Sarı sarı
Akşam olunca benim de
Işıl ışıl yanar gözlerimin içi
Göklere çıkarım sevincimden
Çocuklar gibi.
Akşam olunca daha bir hoş olurum
Daha bir güzel görürüm insanları
Akşam olunca ben
Daha mutlu
Daha umutlu
Daha şen.
Kuşlar gibi uçarı
Akşam olunca dostlarım
Siz içeri ben dışarı.
(Başbaşa, sy.26)
İMBAT
Nerden geliyor bu imbat serin serin
Kokusunu getiriyor baharın
Sevda tılsımını da takmış peşine
Şarkısını söylüyor sanki kuşların.
Bu rüzgâr olmasa İzmir aşk bilmez
Sevgiyi, aşkı kamçılayan hep odur
Yaz ortasında darmadağın saç nasıl sevilmez
Getirdiği renktir, şarkıdır, kokudur.
Bu imbat hayat taşır bize uzaklardan
Niçin İzmir çocukları sevdalıdır deme?
Yaz günü bir sevgili bekleriz ufuklardan
Tanrım, imbatımızı bizden esirgeme!
(Başbaşa, sy.42-43)
O’nun şiiri sade ama derin; coşkulu ama hüzünlüydü. Hayatı boyunca kalemiyle konuştu, vicdanıyla, bilgisiyle yazdı. Ve belki de en çok da şair yönüyle kalplerimize dokundu.
Yayımlanmış Eserleri:
Başbaşa (şiir), 1957, Toplumsal Dönüşüm Yay., 2000
Kurtulduk mu? 1961
Barış ve Özgürlük, 1975
Türkiye’de Laikliğin Serüveni, 1995–2008 arası 4 baskı
Uygarlık, Özgürlük ve Atatürk, 1995–2002
Gecenin Neresindeyiz, 1996
Laik Devlet ve Sarıklı Siyaset, 2002–2003
Türkiye ve Atatürkiye, 2002
İnsanlığın Değişmeyen Serüveni, 2003
Nerdesin Ey Atatürk, 2004
Savaşı Atatürk Kazanacak, 2004
Büyük Hukukçular, 2004
Devler ve Cüceler, 2006
Bombalı Demokrasinin İflası, 2006
Hukuk Yolunda Altmış Yıl, 2007
Denizden Bir Avuç Su /Anılar, 2008
Değerli İskender Özturanlı hayatını Urla’da, doğaya yakın, sade bir yaşamla sürdürdü.
31 Ağustos 2008 günü, gökyüzünden bir yıldız gibi düştü dünyamıza…
Ardında kitaplar, şiirler, anılar ve onurlu bir hukuk mirası bıraktı.
Şiirinde değindiği gibi bir yıldız gibi düştü hayatın son parantezine…
Bir Yıldız Düştü
Bir taş atıldı pencereye
Param parça oldu camlar
Artık ömrün ne gündüzünden
Ne gecesinde hayır var.
Bir yıldız düştü bahçeye
Tutuştu havuz.
Ağaçlar, kuşlar ve ben
Ağlıyoruz.
(Başbaşa, sy.24)
Bugün Kıymetli İskender Özturanlı’nın adını anmak, yalnızca bir hukukçuyu değil; aynı zamanda bir şairi, bir vicdanı, bir fikir adamını hatırlamaktır.
İzmir şehri yüreğinde iz bırakan Değerli İskender Özturanlı’yı unutmayacaktır.
Ruhu şad olsun.