Cem Yılmaz’ın klasikleşen repliği; Eğitim şart. Bir cips markasının reklamında sarfettiği bu cümle uzun yıllar unutulmadı. Cevaplanması gerekmeyen sorulara, ayar vermek için, kullanılır oldu.

Evet eğitim şart, ama teknik eğitim bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde adeta mecburiyet.

Eğitim kabaca iki dalda değerlendirilebilir. Her ne kadar Milli Eğitim Bakanlığı adedini tam veremese de Türkiye’de 32 ana tür orta öğretim kurumu ve 220’den fazla başlık altında orta öğretim kurumu olması abukluğu bir tarafa, eğitimi ‘akademik eğitim’ ve ‘mesleki eğitim’ olarak iki ana başlık altında irdelemek mümkün. Mesleki eğitimi de ‘teknik mesleki eğitim’ ve ‘imam hatip mesleki eğitim’ olarak iki ayrı dalda değerlendirmek gerekir. Bu durum orta eğitimde de, yüksek eğitimde de böyledir. Türk halkının ve öğrencisinin öncelikle bu konuda kafa karışıklığını gidermesinde yarar vardır... İleri ülkelerde olduğu gibi çocuklarımız daha ilk öğretimden itibaren, kabiliyetlerine göre yönlendirilmeli, orta öğretime başlarken kararlı bir şekilde, bu iki eğitim türünden gelecekte hangisini sürdüreceği konusunda ‘okul, aile, öğrenci’ üçlüsü birlikte ortak bir kararla davranmayı başarabilmelidir.

***

Her öğrencinin istediği eğitimi yapabilmesi lüksü hiçbir batılı ülkede dahi yoktur, olamaz da. Öğrencinin yeterliliği, başarısı, el becerileri, kabiliyetleri o öğrencinin alması gereken eğitim türünde belirleyici olacaktır. Aksi takdirde öğrenci okulunda mutsuz ve başarısız olacak, sonuçta büyük bir kaynak israfına sebep olabilecektir. Buradan hareketle öncelikle akademik eğitim mi, yoksa teknik meslek eğitimi mi ikilemi açıklığa kavuşturulmalı ve öğrenci o yöne yönlendirilmelidir. Böylece teknik mesleki eğitime yönelecek öğrenci kalitesi de artacak ve teknik mesleki eğitim, göreceli olarak daha başarısız öğrencilerin tercih ettiği bir eğitim türü olduğu anlayışı değişecektir. O zamandır ki biz analar babalar, gönül rahatlığıyla çocuklarımızı teknik meslek okullarına yollayabilecek ve bu okullarda “ikinci sınıf eğitim alınır, ikinci kalite öğrenci yetişir” anlayışı kökünden değişime uğrayabilecektir. O zamandır ki ileri ülkelerdeki “altın oran” %70 teknik mesleki eğitim, %30 akademik eğitim oranı bizler için de geçerli olabilecektir. Oysa biliyorsunuz bizdeki bu oran, ileri batılı ülkelerin tam tersidir... Aksine gelişmekte olan bir ülkenin, örneğin Türkiye’nin teknik mesleki eğitim oranı ilerlemiş batılı ülkelerin %70 oranının bile üstünde %80-85’ler düzeyinde olması gerekir.

***

Bildiğiniz gibi daha önce Türkiye’mizde meslek yüksek okulları üniversitelere bağlı olarak hayatiyetlerini devam ettirmekteydi. 2000 yılına kadar meslek yüksek okullarının bir üniversite çatısı altında olma zorunluluğu vardı. Zamanın Milli Eğitim Bakanı Sayın Metin Bostancıoğlu döneminde, çağdaş bir öngörü ile vakıflar da meslek yüksek okulu açabilir hale getirildi. Aslında batıda teknik meslek yüksek okulları bir akademik eğitim kurumu olan üniversitelerin çatısı altında değildir. Örneğin, sanayi ile iç içe olma adına, organize sanayi bölgelerinde ya da büyük firmaların ayrı bölümleri içindedir. Organize yönetiminin katkı ve yönlendirmeleri ile vakıflar tarafından özerk olarak kurulmuş ve o organizedeki sanayi kuruluşlarının eleman talebi yönündeki dallarda eğitim sürdürmektedir. Ders programları sanayiciler ile birlikte yapılmakta ve sanayicinin istediği nitelikte eleman yetiştirilmesi sağlanmaktadır. Bu okullarda bölge yönetimi, sanayi odası sınavlarda dahi etkin rol üstlenebilmektedir. Bu okullardaki öğrenci, stajını da o bölge sanayi tesislerinde tamamlamakta ve muhtemelen staj yaptığı işyerinde, mezun olduktan sonra da çalışma hayatına atılabilmektedir. Ayıca tatil dönemlerinde ve gece eğitimi ile “meslek içi eğitim” programları düzenlenerek, sanayicinin yanında çalışmakta mevcut elemanlarına da eğitim bu okullarda verilmektedir. Böyle bir yapılanma “dual” eğitimin daha rahat sürdürülmesini sağlamaktadır.

Dual eğitimin özü teorik eğitimin okulda, pratik eğitimin ise bir işletmede eş zamanlı olarak yürütülmesi esasına dayanır. Öğrenci işletmede de dikkatle takip edilmektedir. Genellikle de bu “yarım zamanlı” bir eşgüdüme dayanır. Bir gün okul, 4 gün işletme uygulaması yeterli teknik eğitimi edinmede eksik kalacaktır.