"Öyle on yıllar vardır ki hiçbir şey olmaz; ve öyle haftalar vardır ki on yılların olayları yaşanır." V. İ. Lenin
O haftaları yaşıyoruz dersem abartmış olmam. Dünya, savaş ve barış arasında sallanan bir pendulum gibi adeta. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı bir takvim meselesi.
Önce savaş ile başlayalım.
27 Ekim’deki İsrail seçimleri öncesi Netanyahu bir oldubitti peşinde, İran’a saldırmak istedi ama Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir buna izin vermedi. Bu olayın basına sızdırılması da muhtemelen ABD tarafından yapıldı. Çünkü Trump takvimi kendisine göre ayarlamak istiyor.
İsrail'deki seçimlerde koalisyonu oy kaybına uğrayıp iktidar olamasa da birinci parti (Likud) olarak seçimlerden çıkan Netanyahu, tek başına olmadığını kanıtladı. İsrail halkı da bu soykırımdan ve İran’a saldırıdan doğrudan sorumludur. Netanyahu karşı cenahtan transferlerle sandalye eksiğini kapatıp yeniden başbakan olabilir.
İleride tarihçiler dünya neden yok oldu sorusuna cevap ararlarsa, ilk seçenek İsrail olacaktır.
ABD’ye dönersek…
3 Kasım’daki ara seçimler öncesi beklenen ABD saldırısı da şu an seçim sonrasına ertelenmiş gibi gözüküyor. İran’ın şartlarını görmezden gelen Trump ve ekibi, tüm üslere 90 günlük bir savaşa hazır olma emri verdi.
Korkulan şu ki, Kazma Dağı altındaki tesisleri ancak nükleer taktik silahla yok edebiliyorlar ve bunu da açıkça tartışıyorlar.
BAE’deki kaynaklar da tüm körfezdeki diplomatların 4 Kasım itibarıyla bölgeyi terk edeceğini söylüyor. İran ise saldırıya karşılık vermek için el yükseltiyor. Rusya’dakine benzer bir ölü el sistemi kurulmuş durumda. Ancak bu SSCB’ninki gibi otomatik bir mekanizma değil, mozaik savunma sisteminde her bölge komutanının ayrıca vereceği özerk yanıtlardan oluşuyor. İran öte yandan nükleer silah geliştirme yönünde işaretler veriyor. Bence ellerinde bir iki tane de olabilir. Birkaç yıl önce İran çölünde yapay bir deprem meydana gelmişti! İran bir saldırı durumunda tüm denizaltındaki iletişimi ve enerji hatlarını sabote edeceğini de bildirdi. Bu şu demek, dünya uzun bir kışa girebilir. Nükleer kış bile mümkün. Avrupa’da boşuna marketlere hücum edilmiyor. Dünyayı Siyonist ve neoliberal çılgınlar yönetiyor ne yazık ki. Onları durdurabilecek tek şey, tek anladıkları dil olan kaba güçtür. İran da bunu yapıyor.
Tek belki de olumlu gelişme, Mekke ittifakı’nın Tahran’da İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Muhsin Rızai ile buluşması oldu. Malumunuz Yemen’deki terlikli Che Guevera’lar Suudi Arabistan’ın canına okuyor. Suudiler sivil katliamı yaparken Husiler Arabistan’ın rafinerilerini ve havaalanlarını vuruyor. Mekke İttifakı’nın başrolündeki Suudi hanedanı da paniklemiş durumda. Selman’ın kardeşi savunma bakanı, Husiler’e verilmek üzere Tahran’a bir milyar dolar nakit rüşvetle gitti ve eli boş döndü. Olumlu tarafı, Türkiye-Pakistan ve S. Arabistan’ın İran’ı dışlayan bir sünni ittifak görüntüsünden vazgeçmiş olması ve ABD izni olmadan hareket edebildiğini göstermesi oldu. Ancak Hürriyet’ten Hande Fırat’ın tam da 29 Ekim’de attığı manşet beni korkuttu: “Mehmetçik Dış’a Açılıyor”.
MSB kaynak verilerek yazılan haber, Soros’un ünlü sözünü hatırlattı: “Türkiye’nin en iyi ihraç maddesi ordusudur!” Türk ordusu kendi topraklarını, sınırlarını ve mavi vatanını korumak içindir. Ülkelerin içini renkli devrimlerle karıştırmasıyla ünlü Soros’un dediği gibi bir ihraç malzemesi asla değildir.
Bu arada Tayvan’a da dikkat derim. Çin epeydir ilmek ilmek bu işgalin hazırlığını yapıyor. ABD’nin en zayıf anlarında olduğumuz düşünülürse her an her şey olabilir.
Barış konusuna gelelim.
Ukrayna’daki savaş sona erme belirtileri gösteriyor. Yenilgiyi kabul etmek zorunda kalan Zelensky artık (İngiltere dışında) yalnızlaşıyor. ABD ve Rusya yakınlaşıyor. Trump yakında bir Rusya-Ukrayna-ABD toplantısı olacağını söyledi. Kiev rejimi Rus ağırlıklı toprakları (yüzde 25) Moskova’ya bırakmayı kabul etti bile. Ancak ordusu adım adım ilerleyen Putin Odessa’yı alıp Ukrayna’yı karaya kapatmadan işin peşini bırakmayacak gibi görünüyor. Ne olursa olsun bu kanlı savaş artık bitsin biz de Karadeniz’de yeniden huzur ve güven ortamımıza kavuşalım.
Brezilya’da Lula bir mucize yaratıp ilk turda kaybettiği seçimi ikinci turda açık farkla kazandı. Böylelikle ABD ve İsrail’in Latin Amerika projesi büyük bir akamete uğradı. BRICS cephesi güçlendi. Arjantin’deki Siyonist kukla Milei de gidici gibi. Patagonya’yı İsraillilere peşkeş çekmesi halkın büyük tepkisine yol açıyor. Lula’nın rakibi olan Flavio Bolsonaro son TV tartışmasında büyük bir hata yaparak Lula’nın eksik serçe parmağıyla alay etti. Lula ise bunu nefis bir gole çevirdi. Dedi ki, “Ben 19 yaşında metal atölyesinde çalışırken parmağımı kaptırdım. Ama senin böyle bir sorunun olamazdi çünkü sen hayatın boyunca hiç çalışmadır!” Seçimi kazandıran an buydu bence. Bir de Lula Ordusu diye kurulan müthiş wattsap ağı. İlk turda 50 binden ikinci tur öncesi 10 milyon üyeye ulaştı. Amerikalı internet patronlarının sahteciliklerine büyük bir yanıt oldu. Lula 81 yaşında dördüncü seçimini kazanarak ve de ilk turda gerideyken ikinci turda fark atarak bir ilke imza attı. ABD kuklası Bolsonaro ise seçim yenilgisi sonrası CIA tarafından İtalyan pasaportu kullanılarak Miami’ye kaçırıldı.
Avrupa ise neoliberal otoriter rejimleri bir bir gönderiyor. Sırbistan’da diktatör Vucic de örgütlü öğrenci hareketine mağlup oldu. 13 yıllık otoriter rejimi devrildi. Öğrenci hareketi Soros destekli olmakla suçlansa da Rusya’ya karşı savaşa karşı ve savaş kışkırtıcısı AB’ye daha mesafeli.
HER TAŞIN ALTINDAN İSRAİL ÇIKIYOR
İspanya’daki son tren kazasında 100’e yakın kişi hayatını kaybetti. İki hızlı tren Toledo yakınlarında çarpıştı. Bu kaza bu yıl üçüncü tren kazası oldu. Herkesin aklına bir süre önce İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Filistin yanlısı İspanyol Başbakanı Pedro Sanchez’i tehdit eden sözleri geldi: "İspanya bunun bedelini ödeyecek.” Ortaya çıktı ki, İsrailli ICTS'nin iştiraki olan ve eski Shin Bet mensupları tarafından kurulan I-SEC'in İspanya’nın çeşitli bölgelerinde İspanyol Demiryolları Renfe için tren içi, istasyon ve atölye güvenliği hizmeti sözleşmeleri var. İsrailli demiryolu siber güvenlik firması Cylus ise Renfe'nin önemli bir yüksek hızlı tren tedarikçisi ve bakımcısı olan Alstom ile ortaklık yapıyor. Renfe-Catalunya'nın başındaki isim Francisco Cárdenas, makinistin insan hatası söz konusu olsa bile, trende bulunan güvenlik sistemi nedeniyle trenin kilometrelerce önce durmamış olmasının imkansız olduğunu belirtiyor. İspanya’da daha önce de siber saldırılar sonucu elektrik kesintileri meydana gelmişti.
Azerbaycan ve Türkiye arasındaki diplomatik gerilimin de arka planında İsrail var. Aliyev rejiminin İsrail ile yakın işbirliği ve Türkiye’nin Gazze’deki soykırımı sonrası Telaviv ile bozulan ilişkiler kanımca bunda ciddi rol oynuyor. Sosyal medyada bir sürü Siyonist trol, Azeri ve Türk rolü yaparak düşmanlık yaratıyor. Oktay Saral’ın görevden alınması sonrası kardeşler arasındaki ilişkilerin düzelmesi beklenirken, Bakü’den hala soğuk mesajlar geliyor. Bunda geçtiğimiz günlerde Aliyev’i ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un bir etkisi var mı bilemem. Ancak bu iş çok ileri götürülürse, Türkiye Ceyhan’dan İsrail’e akan petrolü keser ve petrolünün yüzde 60’ını buradan sağlayan İsrail zor durumda kalır. Benden söylemesi.
İsrail, mavi vatanımızda da işleri karıştırıyor. Yunanistan ve Rum Kesimi’ni fiştekleyerek gerilimi yükseltiyor. Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail elektrik şebekesi bağlantısı (Büyük Deniz Bağlantı Hattı) gibi kritik projelerin yanı sıra Girit'in güneyinde yapılacak hidrokarbon arama çalışmalarını hep İsrail (ABD üzerinden de) yönlendiriyor. Mısır için de aynı şey söz konusu. İsrail’in etkisi altındaki Kahire, Yunanistan ile kıta sahanlığı anlaşmasında zararlı çıkıyor. Oysa Türkiye ile anlaşsa 15 bin kilometre kare deniz alanı kazanacak.