Dünya 2019 yılında başlayan korona virüs salgını ile derinden sarsıldı. Korona virüs önce medyada duyuldu, sonra yavaş yavaş bütün hayatımızı kapladı ve kökten değiştirdi. İnsanlar daha ne olduğunu anlamaya çalışırken artan ölümle sonuçlanan vakalar nedeniyle Covid 19 pandemisi ilan edildi. Karantina sözcüğü, aşı tartışmaları, sokağa çıkma yasakları bir anda başka bir konuyu düşünüp tartışamayacak yoğunlukla günlük yaşamamıza dahil oldu. Hayatta kalmak istiyorsak her konuda dönüşümün zorunlu olduğu anlaşıldı. Uzaktan çalışma modelleri, maskeler, dezenfektanlar, internet alışverişleri, temassız kredi kartları pandemi boyunca gün gün, yaşandıkça oluşturulan değişimler oldu. İnsanı sosyal yaşamdan uzaklaştıran, birbiri ile olan ilişkisini en aza indiren uygulamalar yaşam biçimimiz haline geldi. Birçok alışkanlığımız değişti, evlerimiz daha sterildi ama daha yalnızlaştık. O dönemde virüsün yayılmasını önlemek amacıyla geliştirilen birçok önlem alışkanlığımız olarak yerleşti. Çok acı kayıplar verildi. Sonrasında aşılar ve keskin koruyucu önlemlerle virüsün şiddeti yavaş yavaş azaldı. Zaman zaman virüsün yok olmadığına, şekil değiştirdiğine dair haberlerle karşılaşıyoruz. 2024 yılında yaşanan Nimbus, Stratus, 2026 yılı başlarında Maymun Çiçeği salgınları korona virüsün bir uzantısı olarak kabul ediliyor.

Whatsapp Image 2026 05 13 At 09.41.07 (1)

Korona virüsün kaynağı

Korona virüsle tanıştığımız andan itibaren bilim insanları da virüsün çıkış nedenlerini bulmak için harekete geçtiler. Çok yönlü araştırmalarda bulgular Asya ülkelerindeki hayvan pazarlarına buluştu. Ve taşıyıcı olarak, yerlerinden insana yararına kullanılsınlar diye uzaklaştırılan iki yaban hayvanına. Yarasa ve Pangolin (Karıncayiyen). Yarasalar büyük topluluklar halinde yaşayıp, uzun mesafeler arasında uçarken karıncayiyenler dünyada kaçakçılığı en çok yapılan memeli olarak biliniyor. Yarasa ve karıncayiyenler etleri için hayvan pazarlarında satılıyor ayrıca karıncayiyenlerin bedenleri ilaç sanayiinde kullanılıyor. Hala kesin olarak kanıtlanmasa da korona virüsün pazarlarda satılan yaban hayvanlarından bir türden başka bir türe aktarılmış olması ve insana oradan geçip yayıldığı ağırlık kazanıyor.

Whatsapp Image 2026 05 13 At 09.41.07

Denge Bozulmaya Görsün

Domino taşları dizilerek oluşturulan düzenekler ne kadar güzeldir değil mi? Her yaştan bir çok meraklısı vardır bu görsel şölen yaratan aktivitelerin. Yüzlerce, binlerce renkli taşla saatler, günler boyu uğraşılarak oluşturulan figürler gösteri anı geldiğinde ilk taşa dokunularak hareketlendirilir. Ve sırayla tüm taşlar devrilir. Domino taşları dizisinin hareket etmesi için bir tanesine dokunulması yeterlidir. Ekosistem de tıpkı domino taşları gibi dengeler bütünlüğüdür. İnsan, bitki, hayvan ve diğer canlı organizmalar normal şartlarda çevreleriyle uyum içinde yaşarlar. Ama dış etkenler ya da insan kaynaklı olarak denge bozulursa sistemdeki biyo çeşitlilik de zarar görebilir. Kuraklık, ormanların yok olması, bazı canlıların neslinin tükenmesi, sıcaklıkların artması veya azalması, hava kalitesinin düşmesi, tarımdaki verimlilik oranlarının değişmesi ekosistemdeki dengenin bozulmasının birkaç sonucu sadece. Doğada bir canlının ortadan kalkması, sayısının azalması orada bir boşluk yaratıyor, o boşluk başka canlılarca dolduruluyor, o canlıların sahip oldukları defolar da aktarılıyor ve tüm dengeler alt üst oluyor.

Merhaba Hantavirüs

Bugünlerde kulağımız yeni bir virüsle ilgili haberlerde. Hantavirüs. Herkesin aklında aynı soru. Yeni bir pandemi yaşanacak mı? Uluslararası seyahat eden bir turist gemisinde bazı kişilerde hantavirüse rastlanması tüm dünyanın dikkatini gemiye ve test sonuçlarına çevirdi. Ülkeler kendi vatandaşlarını gemiden tahliye ederek testler yaptılar ve tedbir amaçlı karantinaya yerleştirdiler. Ülkemizde de beş kişi test sonuçları negatif olmasına rağmen karantinadalar. Korona virüsün belirtileri olarak gözüken ateş, halsizlik ve ağır grip halinin aksine hantavirüs testi pozitif olan vakalarda herhangi bir belirti görülmediği, genel sağlık durumlarının iyi olduğu açıklandı. Hantavirüs aslında yeni değil uzun yıllardır bilinen bir virüsmüş. Kemirgenlerden bulaştığı çok yıllar önce saptanmış. Özellikle farelerden. Çünkü fareler insana çok yakın alanlarda yaşayan kemirgenler. Dolayısıyla bu virüsün kaynağının enfekte olmuş fareler olduğu, salya, dışkı ve idrar ile bulaştığı kesinlik kazanmış.

Fare istilası

Son dönemde Avrupa’nın turistik kentlerini gezmeye gidenlerin dikkatini çeken bir durum var. Yerleşim alanlarında ve sokaklardaki farelerin çokluğu. Paris’te ünlü bir kafede kruvasan yiyip kahve içerken, Venedik’te kanalların üzerindeki köprülerde fotoğraf çektirirken önlerinden geçen yüzlerce fare ile karşılaştıklarını anlatıyorlar. New York’ta sokakta yaşayan insanların uykularında fareleri saldırılarına uğradığı videolar sosyal medyada sık sık yer alıyor. Şimdilerde farelerinin çokluğuyla konuşulan şehirlerin, hayvan hakkı savunucularına örnek gösterilen ortak bir özelliği var. Sokaklarında kedi, köpek olmaması. Yıllar süren uğraşlarla tıpkı bizim bugün yaşadığımız yok etme çalışmalarıyla sokakta yaşayan kedi ve köpeklerin nüfusunu sıfırlamıştı bu ülkeler. Şimdi bu büyük ve turistik kentlerin sokaklarında kediler yaşamıyor belki ama fareler kanalizasyonlardan taşıp şehre yayılmışlar çoktan. Kediler evlerimizde yaşayabilen dostlarımız ama aynı zamanda ekosistemin önemli bir parçası. Tarım yapmaya başlayıp yerleşik hayata geçildiği, günümüzden 10 bin yıl öncesinden bu yana insanların etrafındalar. Evlerinin, ambarlarının, tarlalarındaki ürünleri farelerden korudukları için can yoldaşı olmuşlar. İnsanlar kedilerini seyahatlerinde de yanlarından ayırmamışlar. Değişik kedi ırkları böyle ortaya çıkmış.

Başlıkta sorduğum “Sırada hangi virüs var” sorusunun cevabı aslında çok basit. İnsan ekosistemin neresinde bir boşluk yaratırsa o boşluğu tamamlayan canlı ya da organizmaların sahip olduğu virüs.