Aylardır beklediğim film Odyssey nihayet bu hafta vizyona girdi. Inception, Interstellar, Momento gibi hafızalara kazınan filmlerin İngiliz - Amerikalı yönetmeni Christopher Nolan diğer filmlerinde olduğu gibi müthiş yaratıcılığını Odyssey için de esirgememiş. Nolan, Homeros’un tüm zamanların en büyüleyici efsanelerini anlattığı kitapları İlyada ve Odysseia’nın kahramanlarından Odysseus’un öyküsünü görsel şölene dönüştürmüş.
Film Ithaka Kralı Odysseus’un Truva Savaşı sonrası topraklarına dönmek isterken yaşadığı maceraları anlatıyor. Büyücüler, sirenler, tek gözlü dev Kiklops hepsi etkileyici. Ama bu günlerde her zamankinden daha fazla odağımda olan ıssızlaştırılan sokaklarımız, her mecrada karşımıza çıkan barınak görüntüleri, patili dostlarımızla ilgili kaygılar nedeniyle filmde beni en duygulandıran sahne Odysseus’un evine döndüğünde köpeğiyle karşılaştığı an oldu. Bildiğim, daha önce okuduğum halde. Truva Savaşı’ndan sonra yirmi yıl boyunca Odysseus’tan haber alınamamıştır. Bütün halk krallarının öldüğünü düşünmektedir. Köpeği Argos, kralı gözlerini uzaklardan ayırmadan bekler. Yaşlıdır, hastadır. Hatta onu sarayın dışında bir çöp yığınına atmışlardır orada son nefesini vermeyi bekler. Odysseus ülkesine döner, güvenlik amacıyla dilenci kılığında saraya doğru yürür. Kimse onu tanımaz. Yalnızca Argos sahibini görünce doğrulur, son gücüyle sevinç sesleri çıkarır, kuyruğunu sallar ve ölür. Dünyaya veda etmek için Odysseus’un gelmesini beklemiştir.
Dışlanmaya Adım Adım
Tüm mitolojik anlatılarda, yerel masallarda, destanlarda sadık, koruyucu, dost, yoldaş olarak yer alan köpekler günümüzde ülkenin her yerinde yaşam savaşı veriyor. Elbet bu noktaya bir günde gelinmedi. Önce nefret söylemleri yayıldı. Gerçek dışı haberlerle kamuoyu yaratıldı. Sosyal medya baskısı oluşturuldu. Tüm itirazlara rağmen yasa değişikliği kabul edildi ve üzücü süreç başladı. Sokak köpeklerimizi barınaklara topladılar, çoğunun yaşamını sonlandırdılar. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi geçtiğimiz günlerde sokak hayvanlarının yüzde 92,35’inin toplandığını açıkladı. Hemen arkasından da yine hayvan hakkı savunucuları ve vidan sahiplerini ayağa kaldıran bir taslak çalışma duyuruldu. Bu kez haber Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan geldi. Hazırlanan taslak yasalaşırsa restoran, kafe ve gıda satışı yapılan benzeri işletmelere evcil hayvan alınmayacak. Hem de iç ve dış mekan fark etmeden. İşletmelerin bahçe ve terasları da evcil hayvanlara yasaklanacak. Mevcut uygulamada işletmeler evcil hayvan kabul edip etmemeye kendi inisiyatifleriyle karar veriyorlar. Duyurulduğu andan itibaren tartışılan taslağın yeni yasama döneminin ilk günlerinde TBMM’ne getirilmesi, evcil hayvan kabul eden işletmelere idari para cezası uygulanması da düşünülüyormuş.
Yoksa Hedef Hayvanlar Değil mi?
Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra köpeklerin yaşam haklarını korumaya çalışan, onların yitip gitmesine gönlü ve vicdanı razı gelmeyen birçok kişi, sivil toplum oluşumları, dernekler durmaksızın çabalıyorlar. Köpekler bu konuda getirilen yasal sınırlar zorlanıp, çipleniyor, sahipleniliyor ya da yaşam alanlarında koruma altına alınıyorlar. Hemen hemen herkes imkanlarını zorluyor, bir can daha kurtarmak için alan yaratıyor. Şimdi sormamız gerekmiyor mu? Bundan sonra ne var, sınırlar daha ne kadar zorlanacak? Önce sokaklarda tehlike yarattıkları algısı yaratıldı. Sonra köpekler sokaklardan çekildi. İtiraz edenlere “evinize alın besleyin” dendi. Şimdi de köpeğinizle sokağa çıkmayın, acıkır ya da susarsanız bir kafede oturamazsınız, yemek yiyemez, su içemezsiniz deniliyor. Acaba kafelere, restoranlara girmesini istemedikleri kedi ve köpekler yerine sahipleri olabilir mi? Yani bir hayvanla yaşamını paylaşan, onu dostu olarak tanımlayan, doğayı, yürüyüşü seven, sadece kendi beslediği hayvanına değil tüm dünyaya vicdan ve sorumlulukla bakan insanlar. Toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmaya çalışılan bu profildeki hayvan sahipleri mi? Çünkü onlar yaşatmayı seçtiler. Tercihlerini yaşamdan yana kullandılar.
Kiremit Tozu Katkılı Kırmızı Biber
Bu yasa tasarısının bahanesi olarak da hijyen sağlanması gösteriliyor. Oysa gün geçmiyor ki gıda güvenliği ihlali ile ilgili bir haber karşımıza çıkmasın. Yoksullaşmanın giderek arttığı ülkemizde ucuz gıdaya olan talep, bu toplumsal yarayı fırsata çevirip rant elde etmek isteyen birçok kişinin iştahını kabartıyor. Birlikte yenen yemek sonrası yüzlerce kişinin zehirlenerek hastanelere kaldırılması, pestisit kalıntısı tespit edilen ihracat ürünlerimizin geri gönderilmesi, bu ürünlerin iç piyasada tüketilmeye çalışılması, denetim yetersizlikleri, bozuk ve tarihi geçmiş ürünler, salgın hastalıkların oluşmasına yol açabilecek hijyen hataları. Bu konuda saymakla bitmeyecek kadar çok sorun varken birden bütün dikkatler zaten az sayıda olan hayvan dostu işletmelere çevrildi. Sucuklarda tespit edilen kanatlı hayvan atıkları, kıymaya katılan at, eşek, domuz etleri, raf ömrünü arttırıcı maddelerin aşırı kullanımı, eski teknoloji imalathanelerde gıdaya metal bulaşması, temizlik ve plastik madde kalıntıları hiç sorun değil insanlar yemek yerken evcil hayvanlarının masanın altında beklemesi problem. Hiç inandırıcı gelmiyor.
Üstelik bu tasarı yasalaşırsa bir Anayasa ihlali daha yapılmış olacak. Anayasa’nın 48. Maddesi “herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir” diyor. Özel işletmeler hangi müşteriyi kabul edeceklerine kendileri karar verirler. Bu özgürlüklerine idari kararlarla müdahale edilemez. Amacın; yaşam hakkı savucularını bu gibi zorlama uygulamalar ve dayatmalarla asıl mücadele alanlarından uzaklaştırmaya çalışmak, hayvan sahiplerini yalnızlaştırılmak olduğu açıkça görülüyor.
2 Ağustos 2024 tarihinden bu yana binlerce sokak hayvanımızı kaybettik. Kaybettiklerimizi unutmadan, güçlerimizi birleştirmeli, daha yüksek sesle haykırmalı, kalanları yaşatmak için hep birlikte ayağa kalkmalıyız.
Barınakları ziyaret edin. Koşullarının iyileştirilmesi için ısrarcı olun.
Toplama anında video çekin, alınan köpekleri takip edin, yok edilmelerine izin vermeyin.
Yaşam alanı oluşturan arkadaşlarımızın mama, kulübe, ilaç ihtiyaçlarına desteğinizi esirgemeyin.
Çünkü toplum olarak daha fazla vicdan yükünü taşıyamayacağız.