Bu köşedeki son 4-5 yazılık yolculuğumuzun iki ana konusu vardı: 1. Karşıyaka Belediyesi Bostanlı Suat Taşer Sanat Merkezi’ne bir inşaat firmasının adına “sahne” eklenerek iliştirilmesi, 2. Bornova Belediyesi tarafından korunan Belkahve Ata Anı Evi’nin “Çay Bahçesi” adıyla gölgelenmesi ve çevredeki perişan dokuyla zedelenmesi.

Yeryüzünün perişan, memleketin tarumar, kentin heder edilmeye çalışıldığı bir süreçte, iş bunları konuşup yazmaya mı kalmıştı? Evet, tam da öyleydi. Bu hazin fotoğraf, asıl bunları konuşmadığımız, bir duruş sergilemediğimiz, vasat altı kabullenişleri mertçe ve Türkçe reddetmediğimiz, bilgi-görgü-duruş diyalektiğini kuramadığımız için hayatın her alanında karşımıza çıkıyordu.

Gazozuna işlerle, beşinci sınıf kahvehane siyasetleriyle oyalandığımız için, yumurta kapıya dayanmadıkça hayatı okuyamadığımız için, bu okumaya gerekli olan liyakati, emek ve değer bilirlik meselesini, hatır ve hatıralara duyulması gereken yaklaşım kekemeliğini halledemediğimiz için, sorunlar sorunları doğuruyordu.

Yoksa kimi hamhalatların mırıldandığı gibi, hocam olduğu için değildir, “İnşaat Sahnesi” gibi bir garabetin Suat Taşer gibi bir devin adına eklenmesine itiraz etmem. Belkahve’deki o tarihsel mekânın, bu değerlere sahip çıkıp koruması gereken bir kurumun toplu taşım aracı anonsunda “Çay Bahçesi” gibi bir tuhaflıkla geçiştirilmesindeki saygı yoksunluğunu, gerçekten açıklamaya ve giderilmesi için neden çağrı yaptığımı anlatmaya gerek var mı?

Yazdım da ne oldu? Karşıyaka Belediyesinden bu yanlışın düzeltileceğine dair bir yanıt gelmedi. Söz konusu inşaat şirketinden, bu talepten vaz geçildiğine dair bir açıklama da gelmedi. Ölü taklidi yapmadıklarına, bünyelerinde kendileriyle ilgili yazılıp çizilenleri takip ettikleri için maaş alanların ilettiklerine ve gereğini yapacaklarına inanmayı şimdilik sürdürüyorum. Kentteki kültür sanat oluşumlarının, kendilerini anlatırken yollarını Suat Hocaya da düşürenlerin konuya dair tavır ve talep göstermekte daha fazla nazlanmayacaklarını ummak istiyorum.

Ata Anı Evi’ne gelince… İznini almadığım için adını şimdilik adını belirtemeyeceğim ama varlığıyla sevinç duyduğum Bornova Belediyesi mensubu bir dostumdan, konuya dair yazdıklarımın ilgililere ulaştırıldığını öğrendim. Ne yapacaklarını bilemiyorum ama birkaç öneride bulunayım:

Büyükşehir’e acilen resmi bir yazıyla başvurup, araçlarındaki o tuhaf anonsum kaldırılıp, yerine “Belkahve, 9 Eylül Ata Anı Evi” adresinin kullanılmasını istemelidirler. Bu anonsun, uygun bir müzik eşliğinde sunulmasını söylemeye her halde gerek yoktur.

Ata Anı Evi’nin görüntüsünü ve algılanmasını zedeleyen o üstgeçidin kaldırılıp, Kavaklıdere Mahallesi (Köyü) yol sapağına yakın bir yerde ve mümkünse saygı mimarisi sorumluluğuyla tasarlanıp yeniden yapılması, her açıdan daha uygun ve işlevsel olacaktır.

Ata Anı Evinin çevresindeki tüm yapılanma sahiplerine, depo ve işletmelere bir çağrı yapılmalı ve nerede olduklarının bilinciyle estetik bir düzenlemeye yönlendirilmelidir. O bölge bir sit alanıysa (umarım ki öyledir), yasa ve mevzuata uygun bir çevre düzenlemesi başlatılmalıdır.

Kütahya ve civarında, Kurtuluş Savaşının yaşandığı alanlardan geçerken, araçların radyolarından –tıpkı tünellerdeki gibi- anonslar ve anlatımlar işitilmektedir. Bunun pek de fazla masraflı olduğunu sanmam. Ata Anı Evi’ne yaklaşırken ve uzaklaşırken, aynı yöntemle bir yayın yapılması, gerçekten çok şık olur.

Durakların, yönlendirme levhalarının, oturma gruplarının, hali hazırdaki açık hava görsellerinin, kahramanların fotoğraflarının vb. elden geçirilmesi, yeniden tasarlanması gibi işler de, elbette uzmanların emeğini ve alın terini beklemektedir.

Bunları yapalım ki, hiç olmazsa başımız sıkıştıkça “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” diye marşlara ve türkülere sığınmaya hakkımız olsun, değil mi Latife Hanım’ın, Zübeyde Hanımın, Hasan Tahsin’in, Bombacı Ali Çavuş’un, Yüzbaşı Şerafettin’in, Fahrettin Altay’ın, nicesinin ve elbette Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmirlileri?