Ruslar ile Çinliler arasındaki stratejik ortaklık 1950’li yıllarda uluslararası ilişkilerde benzerine ender rastlanan bir balayı dönemi ile başladı.

Sovyetler Birliği, Çin Halk Cumhuriyeti’ni 1949 yılında kurulduğunda ilk tanıyan ülke oldu.

Ardından da tarihin en büyük teknoloji transferlerinden birini yaptı.

Moskova, o dönem endüstriyel olarak zayıf olan Çin’in hem askeri hem de sivil alt yapısını kurması için kapılarını sonuna kadar açtı.

Ekim 1950’de Çin, Kore Savaşı’na dahil olunca Rusların desteği zirveye ulaştı.

Sovyetler Birliği, Çin’e o dönemin en gelişmiş savaş uçaklarını tek tük değil; filolar halinde vermeye başladı.

Sadece bir yıl içerisinde Çin’e 700’den fazla Mig-15 ve 150 civarında Tu-2 bombardıman savaş uçağı verildi.

RUSLAR ÇİNLİLERE NÜKLEER SIRLARINI GÖZÜ KAPALI VERDİ

Zamanla bu stratejik yakınlaşma öylesine derinleşti ki Sovyetler, uranyum zenginleştirme tesislerinin planlarını hatta nükleer savaş başlığı tasarımlarını bile Çin ile paylaştı.

Çin’in 1964’te ilk atom bombasını patlatmasının arkasındaki asıl itici güç bu Sovyet desteğiydi.

Sonsuz bir sadakat ile birbirine bağlı olan aşıklar gibi Ruslar ve Çinliler arasındaki bağ o yıllarda öylesine güçlüydü ki Sovyet askeri yetkililer en kritik devlet sırlarını bile paylaşmakta hiçbir beis görmüyorlardı.

ÇİN, RUSLARIN FRANKENSTEIN’INA DÖNÜŞÜYOR

Ancak bu ebedi sanılan yoldaşlık ilişkisi Nikita Kruşçev’in SSCB lideri olması ile büyük bir ideolojik kırılmaya uğradı.

Kruşçev’in, Küba Krizi’nin ardından Batı ile "barışçıl bir arada yaşama" (peaceful coexistence) politikasını benimsemesi ve Stalin dönemine ağır eleştiriler yöneltmesi Pekin’de kıyameti kopardı.

Çin lideri Mao Zedong, bu tutumu Marksizm’e ihanet ve “revizyonizm” olarak değerlendirildi.

İdeolojik restleşme kısa sürede sınır çatışmalarına evrildi.

1969 yılında Ussuri Nehri üzerinde yer alan Zhenbao (Rusça adıyla Damansky) Adası'nda aylar süren kanlı çatışmalar yaşandı.

Binlerce Sovyet ve Çin askeri hayatını kaybetti.

İki nükleer güç topyekûn savaşın eşiğine geldi.

Moskova hatta yaşadığı büyük hayal kırıklığının da etkisiyle Çin’in nükleer tesislerine önleyici bir saldırı düzenlemeyi dahi masaya yatırdı.

Büyük bir tutkuyla başlayan ve kanlı bıçaklı bir boşanma ile biten bu evlilik Soğuk Savaş’ın sonuna kadar sürecek derin bir güvensizliğe dönüştü.

AMERİKAN HEGEMONYASI ESKİ EŞLERİ YENİDEN BULUŞTURDU

Takvimler 1991 yılını gösterdiğinde Sovyetler Birliği dağılmış, Amerika Birleşik Devletleri dünyanın tek kutuplu patronu haline gelmişti.

Moskova ve Pekin, aralarındaki tarihi husumeti bir tarafa bırakıp “Dünyanın tek hakimi sadece benim diyen” Washington’a karşı güçlerini birleştirmek zorundaydı.

Rusya’nın kaybettiği küresel ekonomik ağırlığını telafi etmek için amacıyla Çin pazarına ve sermayesine ihtiyacı vardı.

Çin ise özellikle 1989 Tiananmen Meydanı olayları sonrası Batı'nın uyguladığı katı silah ve teknoloji ambargolarını aşmak için Rus savunma sanayisine muhtaçtı.

İki güç, Amerikan hegemonyası ile baş edebilmek için yalnızca masaya oturmakla kalmadı; yeni bir jeopolitik çekim merkezi inşa etti.

Pekin, Moskova’yı da yanına alarak uluslararası ilişkilerde “yumuşak dengeleme” adı verilen hegemonik gücün (ABD) hareket alanını diplomatik koalisyonlar, uluslararası kurumlar ve ekonomik anlaşmalar yoluyla kısıtlama yoluna gitti.

BRICS’in, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, Yeni Kalkınma Bankası’nın kurulması, 2. Dünya Savaşı sonrasında Bretton Woods sistemi ile inşa edilen Amerikan hegemonyasına bir başkaldırıydı.

AMBARGOLAR, RUSYA’YI ÇİN’İN KUCAĞINA İTTİ

İki ülkeyi geri dönülmez biçimde kenetleyen asıl dönüm noktası ise 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı oldu.

Batı’nın ekonomik yaptırımları ile köşeye sıkışan Rusya’nın imdadına Pekin yetişti.

Moskova ve St. Petersburg sokaklarında Batılı markaların çekilmesiyle oluşan boşluğu Çin doldurdu.

Bugün Rusya'da satılan otomobillerin, akıllı telefonların ve tüketim mallarının ezici çoğunluğu Çin menşeili.

ABD en büyük rakip olarak gördüğü Çin’in önünü kesmeye çalışırken Rusya’yı tamamen izole ederek tarihi bir hata yaptı.

Batılı pazarlarından dışlanan Rusya, indirimli ham petrolünü akıttığı Çin ekonomisinin daha da şahlanmasını sağladı.

Çin günümüzde, ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 30’unu Rusya’dan karışlıyor.

RUSYA KISKACA ALINDIKÇA ÇİN KAZANDI ABD KAYBETTİ

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin son 35 yıla ilişkin veri setleri Rusya ile Çin arasındaki güç kaymasının boyutlarını gözler önüne seriyor.

SIPRI araştırmacıları bu 35 yıllık dönemi 3’e bölmüş.

1990 ile 2010 arasındaki birinci dönemde tablo tamamen Rusya’nın lehine.

Bu dönemde Çin’in toplam konvansiyonel silah ithalatının yüzde 83’ü tek bir ülkeden, Rusya’dan.

Çin o yıllarda tamamen Rusya’ya bağımlı.

Su-27 jetlerinin, S-300 hava savunma sistemlerinin, denizaltıların Çin’e satışı krizdeki Rus ekonomisine can suyu oldu.

TERSİNE MÜHENDİSLİKLE BÜTÜN RUS ENVANTERİNİ KOPYALADILAR

2010 ile 2020 arası ise Çin’in tersine mühendislikle gerçekleştirdiği mucizenin yaşandığı dönem oldu.

Çin aldığı o milyarlarca dolarlık silahları, atölyede cıvatasına kadar söküp parçalarına ayırdı ve kopyalamaya başladı.

Mesela Su-27’yi parçalarına ayırıp incelediler, aerodinamiğini çözdüler ve J-11 adıyla piyasaya sürdüler.

S-300 hava savunma sistemini alıp kopyaladılar üzerine kendi yazılımlarını yüklediler ve HQ-9’u ürettiler.

Bu sadece basit bir hırsızlık değil devasa bir mühendislik operasyonuydu.

Ancak bu durum Rusları inanılmaz rahatsız etti.

RUSYA’DAN ÇİN’E SİLAH AMBARGOSU

Rus savunma tröstü Rostec 2019 yılında yaptığı açıklamada son 17 yılda Çin kaynaklı 500’den fazla izinsiz kopyalama ve teknoloji hırsızlığı vakası tespit ettiklerini duyurdu ki bu tarihte benzeri görülmemiş bir olaydı.

Çin, Rus savunma endüstrisinin neredeyse bütün envanterini kopyalamıştı.

Düşünsenize “En yakın müttefikim” dediğiniz ülkeye güvenip en gelişmiş silahlarınızı satıyorsunuz sonra bir bakıyorsunuz aynı silahı birkaç yıl sonra o ülke kendi markasıyla üretiyor.

Moskova haliyle bu duruma öyle bir öfkelendi ki Çin’e en gelişmiş teknolojilerini satmayı durdurdu.

Ancak bu ambargo çok uzun sürmedi.

YAPTIRIMLAR HIRSIZLIĞI UNUTTURDU

Batı’nın yaptırımlarıyla ekonomisi dibe vuran Rusya gururu bir tarafa bıraktı ve hırsızlıkla suçladığı çırağının kapısını çalmak zorunda kaldı.

İki güç arasında asıl devasa güç kaymasının yaşandığı, çırağın, ustayı geride bıraktığı dönem 2020 ile 2025 arasıdır.

SIPRI’nin bu yıllara ait verileri, silah sanayinde Rusya’nın nasıl yere çakıldığını Çin’in ise nasıl kanatlandığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Bu 5 yıllık periyotta Rusya’nın küresel silah ihracatı yüzde 64 gibi inanılmaz bir çöküş yaşayarak dünyada 3. sıraya geriledi.

20 yıl öncesine kadar kopyaladığı Rus uçaklarının motorunu dahi üretemeyen Çin, bugün her bir parçasını kendisinin ürettiği 5. nesil J20 hayalet uçakları ve nükleer balistik füze taşıyan H-6N ağır bombardıman uçaklarıyla Amerikan donanmasına meydan okuyan, Fransız yapımı Rafale jetlerine üstünlük sağlayan bir askeri deve dönüştü.

GÜÇ KAYMASININ KIRILMA ANI: ZAPAD TATBİKATI

Moskova-Pekin hattında gücün el değiştirdiğini dünyaya ilan eden en somut sahne Ağustos 2021’deki ortak Zapad Tatbikatı oldu.

Tarihte ilk kez iki ülkenin ortak askeri tatkibatında komuta kademesi ağırlıklı olarak Çin’deydi

Daha da çarpıcı olanı; Rus askerlerinin tatbikatta Çin üretimi savaş uçaklarını ve zırhlı araçları kullanmasıydı.

Eskiden silahı veren Rusya şimdi o silahı kullanmayı öğrenen taraf olmuştu.

Güç dengesi resmen ve fiilen el değiştirmişti.

ÇİN OLMADAN RUS ASKERİ MAKİNESİ AYAKTA KALAMAZ

Ukrayna Savaşı, bu ilişkiyi tek taraflı ve asimetrik bir bağımlılığa kilitledi.

Batı yaptırımları altında ezilen Rus savunma sanayisi için Çin, artık yegâne yaşam hattı.

Bugün Rusya’nın cephede kullandığı seyir füzeleri ve akıllı mühimmatların içindeki mikroçip sistemlerinin yüzde 49’u Çin menşeili.

Putin’in gurur kaynağı Oreshnik ve Avangard hipersonik füzelerinin, İHA’ların ve zırhlı gövdelerin üretiminde kullanılan devasa CNC tezgahlarının yüzde 60’ı Çin’den tedarik ediliyor.

Rus hedefleme ve komuta kontrol optiklerinin ise neredeyse yüzde 100’ü Çin malı.

Kısaca Çin; Rusya’ya füzeyi doğrudan vermiyor, füzeyi üretecek fabrikayı ve beyni teslim ediyor.

Ekim 2025’te Washington Post’un sızdırdığı istihbarat raporlarına göre, Çin, muharebe alanlarında da Rusya’ya destek veriyor.

Bu rapora göre, Çin, Moskova’ya Ukrayna’ya karşı uydu istihbaratı, fiber optik donanım ve lityum-iyon bataryalar sağlayarak Rus savaş makinesini sahada diri tutuyor.

Pekin sadece bununla da yetinmiyor, savaşların seyrini değiştiren Harpy taarruz dronlarının Rusya ile ortak üretimini gerçekleştirirken Tiger tanklarını da Çeçenistan üzerinden cephe hattına gönderiyor.

808568Af 3447 490B 9994 90134E42036C

RUSYA’NIN STRATEJİK BAĞIMSIZLIĞI İPOTEK ALTINDA

Uluslararası ilişkilerde hiçbir destek karşılıksız kalmaz.

Çin, tek bir askerinin burnu dahi kanamadan Rusya’yı cephede tutarken faturayı son derece ağır kesiyor

Peki Rusya’nın, Çin’in bu muazzam desteğinin karşılığında ödediği fatura ne?

Moskova, Pekin’e o denli bağımlı hale gelmiş durumda ki sadece kasasındaki dövizi vermekle kalmıyor ülkenin stratejik bağımsızlığını da ipotek ettiriyor.

Enerji masasında şartları artık tamamen Pekin dikte ediyor.

Rusya için hayati olan Sibirya’nın Gücü 2 Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nde şartlarını dayatan ve süreci ağırdan alan Çin, Moskova’yı taviz vermeye zorluyor.

Daha da vahimi; Rusya yıllardır devlet sırrı gibi sakladığı kozmik savunma teknolojilerini Pekin’e açmak zorunda kalıyor.

Nükleer denizaltı tasarımları, gelişmiş uzay mimarisi ve erken uyarı radar sistemlerinin tüm detayları hayatta kalma pahasına Çin’in önüne seriliyor.

SONUÇ

Yakın geçmişe kadar Batı karşısında bağımsız bir kutup olarak küresel satranç oynayan Rusya; bugün Çin’in jeopolitik yörüngesinde dönen devasa bir hammadde tedarikçisine, yani Pekin’in kıdemli bir uydusuna dönüşmüş durumdadır.

Peki Rusya imparatorluk geçmişinden gelen o büyük tarihsel gururuna ve elindeki devasa nükleer cephaneliğe rağmen Çin’in yarı sömürgesi haline gelmiş olmayı içine sindirebilecek mi?

Rus milliyetçiliğini her şeyin üzerinde gören ve Çar Büyük Petro’dan bu yana bağımsız karar almayı varoluşsal bir refleks sayan Rus devlet aklı eski çırağı Çin’e boyun eğmeyi sessizce kabul edebilecek mi?

Bütün dünya Doğu ile Batı (Çin-ABD) arasındaki büyük hesaplaşmayı beklerken, tarihin en büyük kırılması yoksa Doğu’nun kendi içinde, Pekin ile Moskova arasında mı yaşanacak?

Bu sorunun cevabını bize zaman gösterecek.

KAYNAKÇA

  • Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (ASED). (2024-2025). Sosyal Bilimler ve Küresel Politikalar Üzerine Akademik Makaleler Seçkisi.
  • Balancing Tool of Rising Powers: BRICS Countries (Yükselen Güçlerin Dengeleme Aracı: BRICS Ülkeleri). (2025). DergiPark Akademik.
  • Center for Strategic and International Studies (CSIS). (2025). China-Russia Joint Military Exercises Database. ChinaPower Project..
  • CFR. (2026). China's Global Governance Strategy.
  • Esen. (2025). BRICS, ŞİÖ ve Küresel Güç Hiyerarşileri. DergiPark.
  • IEEE (İspanya Savunma Bakanlığı Enstitüsü). (2025, Kasım). A Comprehensive View of the Russia-China Strategic Partnership (IEEE Opinion Paper 99/2025).
  • Kazimov, U. (2020). Rusya Çin İlişkileri ve Soğuk Savaş Sonrası İlişkiler. Ahi Evran Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 1(1), 37-52.
  • Nurullayev, D. (2023). Global Battle for Hearts and Minds: Alignment with Sino-Russian Policy Positions at the UN General Assembly (1991-2020). Davis Center for Russian and Eurasian Studies, Harvard University / SGPP..
  • PRISM Security Report. (2025, Nisan). Military-Technical Cooperation Between the Russian Federation and the People's Republic of China.
  • Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI). (2025, Mart). Trends in International Arms Transfers, 2024. SIPRI Fact Sheet.
  • Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI). (2026, Mart). Trends in International Arms Transfers, 2025. SIPRI Fact Sheet.
  • SIPRI. (2026). SIPRI Arms Transfers Database 1950-2025.
  • U.S. Department of State / CSIS. (2024-2025). Global Alignment Index: Tracking Support for US, Chinese, and Russian Leadership at the UN.