Emekliler, öğrenciler, akademisyenler, çiftçiler, maden işçileri, siyasiler, sanatçılar, komedyenler ve gazeteciler.

İktidarın son yıllarda biçmediği, dövmediği meslek grubu kalmadı gibi. Önce kolluk kuvvetleriyle, olmadı yargıyla kendisine aykırı gelen bütün sesleri kesme telaşında AKP iktidarı.

Eylül ayının şampiyonu gazeteciler. En az 50 kez hakim karşısına çıkmış basın mensupları. Gazetecilerle yetinmemişler, televizyonlara kayyum atamışlar, yayını durdurmuşlar, 1350 sosyal medya hesabına da erişim engeli getirmişler. Fon skandalında milleti dolandıranlar yerine olayı açığa çıkaran gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanmakta.

Biçerdöverin bıçakları arasına takılan son kurban Halk Televizyonu. Dün sabah saatlerinde düzenlenen polis baskınıyla kanalın yayını durduruldu ve kayyum atandığı duyuruldu. Televizyon binası önünde çevik kuvvet barikat kurarken 17 kişi hakkında da gözaltı kararı verildi. Şu garip rastlantıya bakın ki, baskın sırasında 'Sansürsüz' adlı programın tekrarı bitmiş, ''Günaydın Türkiye' programı başlamıştı.

Basına uygulanan baskılar geçtiğimiz günlerde de hiç hız kesmedi. Gözaltına alınan, ev hapsine karar verilen, tutuklanan gazeteciler yine gündemin ilk sıralarını işgal etti.

Gazeteciler Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç'in tutuklanma gerekçesi, bir bakanın Bodrum'da tiyatroda bir foncuyla aynı kareye girdikleri fotoğrafı paylaşmaları. İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'e verilen ev hapsi ise bir milletvekilinin iddiasını ekranda tartışmaları sonucu ortaya çıkmış. İddia sahibi milletvekili ise dokunulmazlık zırhı altında. Nerede kaldı halkın haber alma hakkı? Nerede basın özgürlüğü?

***

Kamuoyu merak ediyor; Fon krizinde kim kazandı? Kim kaybetti? Kimler krizden önce fondan çıktı? Hangi hisselerin değeri olağan dışı işlemlerle yükseltildi? Denetim Kurumları bu gelişmeler karşısında ne yaptı? Olayda siyasi ve bürokratik nüfuz kullanıldı mı? İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'in ayaklarına kelepçe takarak, evlerine hapsederek bu soruların yanıtını verebilecekler mi? Ne gezer. Gazeteciler tutuklanırken milyarlarca fon soygununa karışan bazı önemli kişiler açıklanmıyor, serbestçe aramızda dolaşıyorlar. Adliyeye arka kapıdan girip çıkanlar var .Buna karşılık halkın haber alma hakkına saygı göstererek haber peşinde koşanlar basın özgürlükleri çiğnenerek suçlu ilan ediliyor.

Bir süre önce İzmir'de AKP ve MHP'li yöneticilerin gazetecilere yönelik tehdit ve hakaretlerine karşı 'Gazeteciler Kimsenin emir eri değildir' başlıklı bir açıklama yapması sonucu İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi'nin ifade vermek üzere Basın Savcılığına çağrılmasını, basın özgürlüğünün neresine koyacaksınız?

2026 Dünya Basın Özgürlüğü endeksine göre Türkiye son 25 yılın en düşük seviyesinde; 180 ülke arasında 163.cü sırada yer alıyor. Her geçen gün de kan kaybetmekte. Merkezi Washıngton'da bulunan Freedom House'un raporuna göre Türkiye 2018'den bu yana 'Özgür Olmayan Ülkeler' sınıfında kabul ediliyor.

Ünlü Fransız şair Paul Eluard'ın Liberte adlı şiirinin dizeleriyle noktalayalım;

‘'Okunmuş yapraklara/Bembeyaz sayfalara/Taş,kan,kağıt veya kül/Yazarım adını

Yaldızlı tasvirlere/Toplara tüfeklere/Kralların tacına/Yazarım adını/

En güzel gecelere/Günün ak ekmeğine/Nişanlı mevsimlere/Yazarım adını/

Uyanmış patikaya/Serilip giden yola/Hıncahınç meydanlara/Yazarım adını/

Arzu duymaz yokluğa/Çırılçıplak yalnızlığa/Ölüm basamağına/Yazarım adını/

Bir tek sözün şevkiyle/Dönüyorum hayata/senim için doğmuşum/Seni haykırmaya.

Ey özgürlük!''