Ligin ilk haftasında Samsun deplasmanında Göztepe’nin futboluna bir kısım taraftar dudak bükse de şahsen tatmin olmuştum.
Hatta Gençlerbirliği karşısında vites yükselteceğini, göze hoş gelen ‘geçiş oyunu’nu taraftar desteği ile daha da keyifli bir futbol resitali haline getireceğini düşünmüştüm.
Bu arada Samsun’daki atak oyunun yanında savunmada yaşanan acemilikleri ilk hafta heyecanına bağlamış, takımın üzerine koya koya devam edeceğini düşünmüştüm.
Teşhislerimden o kadar emindim ki, bu haftaki yazının başlığını daha maç oynanmadan, ‘NBA futbolu’ olarak not almıştım bile.
Ancak futbolun altın kuralını bende de bir an unutmuştum işte;
‘Hiçbir maç oynanmadan kazanılmaz.’
Aslına bakarsanız Gürsel Aksel Stadı’ndaki karşılaşmanın başında ‘medcezir’i duymayınca bir şeylerin ters gittiği duygusuna kapılmadığımı söylesem yalan olmaz.
Dedim ya Samsun deplasmanındaki verilerden çokça yanıldığımı bu karşılaşmada açıkça gördüm.
****
Göztepe’nin son iki sezonda oynadığı hızlı geçişlerle bezeli ve sonuca odaklı futbolu belli ki, Teknik Direktör Stanimir Stoilov bu sezon da kendine model olarak seçmiş.
Ancak bu tempolu futbol düşüncesini sahaya yansıtmak çok da basit değil.
Bu tip oyunları yıllar boyu sürdürebilmek için istikrarlı bir kadro yapısına sahip olmak birinci kural.
Ancak Göztepe’de ne yazık ki, böyle bir durum söz konusu değil.
Çünkü benim gördüğüm kadarıyla Göztepe’yi yönetenlerin birinci önceliği bizim düşündüğümüz gibi bir ‘başarı’ değil sanki.
Yanlış anlaşılmasın, böyle bir hedefi eleştirmeyi kendime vazife görmüyorum. Yönetim olaya daha ‘profesyonel!’ bakıyor sanki.
Biz başarıyı ligdeki konum olarak düşünürken, onların kriteri ‘denk bütçe’, ‘borçsuz kulüp’ ya da ‘parlattığın futbolcuyu hemen sat’ olabilir elbette.
Ne var ki, o zaman da Başkan Rasmus Ankersen’in lig öncesi yaptığı, “Yeni sezonda hedefleri yukarıda tutacağız” açıklamaları boşa düşmüyor mu?
Danimarkalı Başkan’ın, başarıya gidişin yollarını anlattığı kitaplar yazmış olmasına rağmen, Türkiye’nin farklı bir kültüre sahip olduğu gerçeğini çok da anlamadığını düşünüyorum.
Bunu taraftarların sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarında da görmek mümkün.
Taraftarların yönetime yönelik eleştirileri bende, ‘Ankersen masal anlatma’ düşüncesini uyandırıyor.
****
Yeniden Gençlerbirliği maçına dönecek olursak;
Göztepe’nin oynamaya çalıştığı futbolun defoları, Gençlerbirliği gibi kadro kalitesi sınırlı ancak birbirine yakın oynayan bir ekip karşısında surata çarpan bir şamar gibi ortaya çıktı.
Tek tek futbolcu eleştirilerine girmeye gerek yok.
Herkes gördü; konuk takım iyi mücadelenin yanı sıra, cengaver stoperi ve dört dörtlük oynayan kalecisi ile 3 puanı alıp giderken, bu iki mevkideki iki istikrar abidesinden bu sezon vazgeçen Göz Göz, ilk maçın aksine bu karşılaşmada pek de iyi sinyaller vermedi.
Burada Ankersen’in, geçen ay yaptığı ‘Yeni bir Romulo bulmalıyız’ açıklamasına yüzde yüz katılmakla birlikte, ayrıca kale, stoper ve oyuna hükmeden bir orta sahaya ihtiyacı elzem görünüyor.
Daha ligin başında bu kadar sallamak belki doğru olmayabilir ama 35 derece sıcakta, pazar akşamı demeden stadı dolduran taraftarlar göze hoş gelen bir futbol ve iyi sonuçları hak etmiyor mu?