İbrahim Aktaş “Gayrı” ve “Yoldan Geçen Hayatlar”, Orhan Baykal “Fosforlu Devrimci – Suat Derviş”, Haydar Bayak “Eski Müstakil Bir”, Mehmet Bedelcigil “Güneşli Vadi Maceraları”, Sultan İliş Bedelcigil “Neler Olmuş Neleeer!”, Ayten Dirier “İzmir Yollarında Zafer Koşusu”, Atila Er “Fragmanlar”, Ünal Ersözlü “Böğürtlen Öpücüğü”, Ümit Yaşar Işıkhan “Kırmızı Şemsiyeli Kadın”, Ahmet Kadıbeşegil “Türkiye Nerede Yanlış Yaptı?”, Kemal Kantar “Kırmızıya”, Buket Işıkdoğan Köse “Bornova’nın Hafızası: Büyük Çarşı”, Erdinç Özdemir “Salı Gününün Şemsiyesi Yoktur”, Dilek Özkan “Birkaç Porsiyon Hayat”, Erkan Sevinç “Naira”, İlhan Soytürk “Alevlerin Halayı”, Aydın Şimşek “Bahçeler Dili”, Oğuz Tümbaş “Çok Sevdim Yaşlarımı”.

Bu liste, yazarlarının soyadlarının abeceye uygun biçimde sıralanmasıyla oluşturuldu. Hepsi İZKİTAP ve 7. Homeros’un Bornova’sında Kitap Günlerinde yazarları tarafından imzalanarak, bu satırların yazarını onurlandırdı. Yazarların hepsi ve ne güzel ki İzmir’de yaşamaktadır. Aydın Şimşek gibi, yazarlığı yanında yayıncılığıyla da kente değer katmaktadır. Kitaplar şiirden romana, denemeden çocuk kitabına, öyküden anıya, belgeselden köşe yazıları derlemesine geniş bir manzara sunmaktadır. Köşeyi daha fazla zorlamamak adına, listede türler belirtilmemiş, işin bu yanı okuyucuya bırakılmıştır. Yine ne güzeldir ki, yazarların hepsi arkadaşımdır. Andığım kitapların hepsi okunmalı ve okutulmalıdır.

***

Yazıya 7 Eylül Çarşamba günü sabahında başlamıştım. Bir gözüm de televizyondaydı. Malumun ilamı olarak, sevgilim İzmir’in Büyükşehir Belediye Başkanı, bir önceki dönem Karşıyaka Belediye Başkanıyken kültür sanat danışmanı olarak birlikte çalıştığımız Cemil Tugay’ın AKP’ye katıldığı haberi ekrana düştü. Bu “tarihi” hikâyeyi naklen, bir yurttaş ve yazar olarak dikkatle, hayretle, ibretle izledim.

Haliyle, kitaplar ve yazarları çok daha önemli olsa da ertelemek, bu “yeni” duruma dair –şimdilik- birkaç kelam etmek durumundayım. Ki dahasını merak edenler, bu anlamda yazdıklarımı sosyal medya hesabımdan çoktan okumuşlardır.

***

Dr. Cemil Tugay, kayda değer bir siyasi duruş ve mücadele tarihi ya da hikâyesi olmadan İzmir’in ve ülkenin gündeminde yer bulmuş, Karşıyaka’dan sonra Büyükşehire yatay geçişle başkan olmuştur. Bu durumun açıklamasını yapmak, CHP ve YENİ Parti ilgilileri ve de başta bilhassa Sayın Özgür Özel falan dururken bize düşmez. Dahası bu durumun yolunu açanların, asfaltını döşeyenlerin ve de ahalinin oyunu yönlendirenlerin mümkünse ve herhalde iki laf etmesi, öncelikle İzmir’e hesap vermesi gerekir. Bu hesap yalnızca Tugay’la sınırlı olmayıp, “atanan” ve “seçtirilen” ve oy verenlerin yüzünü yere eğdiren fiilleriyle “utandıran” ve de hikmetinden sual olmayarak “hidayete erip parti değiştiren” tiplerle de ilgilidir. Bu tipleri sen ben seçmediğime göre, kim seçtiyse ve önümüze “oy verile!” diye koyduysa hesabını vermek durumundadır. Siz şaka mısınız kardeşim! Siz ne ayaksınız, neyin peşindesiniz kardeşim?

Tunç Soyer’in seçim tanıtım etkinliğiydi. Bayraklı Tepekule’nin üst katına çıktım. Karşıyaka’da birlikte çalıştığım sevgili arkadaşım Hüseyin Mutlu Akpınar aday gösterilmemişti. Onun yerine aday gösterilen Dr. Cemil Tugay’ı ise tanımıyordum. Üst kat merdivenlerinin bitiminde, ilk kez fotoğraflarından aşina olduğum Tugay’ı ve daha sonra tanışacağım eşini gördüm. Ellerini sıktım, başarılar dileyip salona yönelirken Tugay’ın seslenmesiyle döndüm. Benimle çalışmak istiyordu. Zaten arkadaşım olan iki üç belediye başkanıyla yaptığım görüşmeyi kesip, Karşıyaka’da yarım kalmış işleri bitirmek adına evet dedim. Meğer yönetim kurulunda olduğum CHP Bilim Yönetim Kültür Platformunun sağlığa dair biriminde üyeymiş. Bostanlı’da tuzu biberi bir sabah kahvaltısından kalkarken, ben belediye başkan yardımcısıydım, fakat görevi bitene dek hep danışman olarak kaldım. İyisi ve kötüsüyle yıllar geçti. Sonra?

Onu da haftaya konuşacağız. Ama siz önce andığım yazarları ve yapıtlarını okuyun. İnanın bu saçma sapan süreçten de, öznelerinden de harikadırlar.