“Günler ağır / Günler ölüm haberleriyle geliyor.” Yaşadığımız bu berbat takvimi, büyük insanlığın en büyük evlatlarından biri olan Nazım Hikmet anlatabilirdi. Onu ve onuruna açılacak bir sergiyi anlatmaya, acımı, kederimi, öfkemi yine onun dizelerine sığınarak başlamak… Hayır, bunu bir yakınma olarak değil, Nazım Hikmet’le aynı topraktan olmanın ve aynı dili konuşmanın onuru ve kıvancıyla söylüyorum. Şimdi gelin, bu ağır günleri ve ağırdan ağır gündemi bir yana bırakıp Şair Baba’ya gidelim. “Bir yana bırakalım” ne demek? Tam tersi şunu söylemeliyiz: Hepsini aşmak için, bugün Nazım Hikmet’e gitmenin, düşünceyi, duyarlığı, cesareti, umudu, direnci ve aşkı yenilemenin tam zamanıdır.

İzmir, ona yakışır biçimde 5 Eylül-15 Ocak arasında Şair Baba’yı “Romantika – Bir Emrin Seyrüseferi” adlı kapsamlı bir sergiyle ağırlayacak. İzmir Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliği ve katkıları ile Fuar Atlas Pavyonunda yarın açılışı yapılacak bu önemli serginin yapımcılığını Folkart üstleniyor. Küratörlüğünü M.Melih Güneş, tasarımını Ömer Durmaz’ın yaptığı, 2 bin 125 metrekarelik bir alana ve 15 ayrı bölüme yayılan sergi, şairi otobiyografik bir yaklaşımla işliyor.

****

Uzun ve meşakkatli bir sürece yayılan hazırlığın verimi olan çalışma, adını Şair Baba’nın son romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”den alıyor. 1962’de yayınlanan bu romanın bir adı da “Romantika”dır ve 1925’lerde yaşanan Nazım Hikmet ile İzmir ilişkisini olağanüstü bir duyarlıkla anlatır. “Bir Ömrün Seyrüseferi” alt başlığı ise 61 yıllık bir yolculuğum özetidir ve sergi bu yolculuğu bize yüzlerce belgeyle, el yazmasıyla, kişisel eşyalarıyla, görsel-işitsel kayıtlarla, hayatın ve sanatın hemen her alanını kucaklayan disiplinler arası bir yaklaşımla aktarmaktadır. Şair Baba ile İzmir deyince, özellikle Kuvayı Milliye’yi, Kayserili bir neferin 9 Eylül’de kuzeyden güneye, doğudan batıya Türk halkıyla beraber, İzmir rıhtımından Akdeniz’i izlemesiyle bitişini nasıl unuturuz?

Enternasyonal Fuarımızın 95. Yılına denk düşen bu kapsamlı sergi İzmir’e değer katmıştır, ev sahipliği yapmak da Büyükşehire yakışmıştır. Bu yazının konusu olmadığından, fuarımızın hali pür mealini önümüzdeki yazılara bırakalım ve bir paragraf da Folkart için açalım.

Kent mimarisinde, dokusunda, siluetinde, ekonomisinde önemli yer tutan bir şirket olmakla yetinmeyen Folkart, yapmasa kimsenin “neden yapmıyorsun?” diye soramayacağı işlerle de anılmaktadır. Kente yeşil alanlar kazandırmaktan, spor kulüplerine destek olmaya uzanan bu çabaların içinde “tiyatro kursları”nın da yer alması gerçekten enteresandır. Bir şirket, işi gücü bırakıp, neden kentin en önemli öğretici/sanatçılarını toplar, neden “ücretsiz” tiyatro kurslarında bu güne kadar yüzlerce gencin eğitilmesini sağlar? Bir şirket, kentte Gazi Mustafa Kemal Atatürk adına açılmış en görkemli sergilerden birini, adını yine Nazım Hikmet’ten alarak “Ve Mavi Gözleri Çakmak Çakmaktı” diyerek açar? Bu satırlar, bir şirketi övmek için değil, kentten nasiplenen herkese örnek olsun diye yazılıyor.

****

Söz konusu olan, Nazım Hikmet gibi dünya görüşünü hayatına, hayatını sanatına, sanatını dev bir mücadele tarihine dönüştüren ve bunun her türlü bedelini ödeyen biridir ve Folkart’ın onun adına açılan bir sergiye önayak olması elbette çok dikkat çekicidir. Daha da dikkat çekici olan, bu işin özenle, titizlikle, İzmir’e yakışır biçimde yapılması için kurulan işbirlikleridir. Serginin Şair Baba’ya yakışır olacağını beklerken, “Romantika – Bir Ömrün Seyrüseferi”ne katkıda bulunanları, bir de burada anmak, her açıdan zorunlu bir görevdir:

Rusya Devlet Edebiyat ve Sanat Arşivi, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi, Vera Tulyakova Hikmet’in Arşivi, Gürkan Us ve Abidin Dino, Avni Arbaş, Natalya Gonçarova, Jak İhmalyan gibi değerlerin Ustaya dokunan işleri. Sedat Girgin’in sergiye özel işi ile Şair Baba’nın elinden çıkmış resimleri de bu listeye eklemek gerekiyor.

Nazım Hikmet’ten yola çıkılarak yazılan ve sahnelenen “Hasret”, “Aslolan Yaşamaktır”, “İtaatsizler” gibi oyunlara imzasını düşürmeye çalışan bir memleketlisi olarak, Şair Baba için hazırlanan sergiyi merakla bekliyorum. Mesut Sancak ve Ünal Ersözlü başta olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkürler.