(…) bir zeytin incecik sızdı gövdesinden dostluğunu / ki zabıt kâtibi Homeros büyükbabamdır benim / Musta'fendi ile Kübra'nımın düğününe tanık / dinmez mezarbaşı ağlamalarımın arkadaşı (…) Dostlarımla geçirdiğim dört beş saat boyunca, aklımın bir köşesinde bu dizeler vardı. Bu dizeler, büyük bir heyecanla beklediğim, bir kaç güne Mask Yayınlarından çıkacak olan şiir kitabım “Dem”den, “Memleketname” adlı şiirimdendi. Köşesini yöresini yaptığı işin reklam panosuna, pazarlama tezgâhına çeviren zavallılara benzemek gibi olmasın, yazıya bu dizelerle başlamamın nedeni Klaros ve tam ortasındaki yontusuyla insanlığa bakmayı sürdüren Homeros’tur. Aşinaların bildiğince Homeros, gözleri görmemesine rağmen insanlığa görmeyi öğreten bir insanlık ustasıdır. Koskoca antik dünyanın inancını, kültürünü, algısını bugünlere taşımakla kalmamış, başta “dramatik sanatlar” olmak üzere insanlığa olağanüstü kapılar açmıştır. Söze ortasından başladığımın farkındayım. Biraz geriye alarak, meramımı dillendirmeye çalışacağım.
***
Klaros, Menderes ilçesi sınırları içinde bulunan antik Kolophon kentinin (Günümüzde Değirmendere) kutsal alanıdır. Burası, kentin baş tanrısı Apollon için yapılmıştır ve dönemim üç büyük kehanet (bilicilik) merkezinden biridir. Dönemin inanç ve kehanet mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan ve M.Ö. 13. yüzyıldan başlayarak Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı M.S. 4. yüzyıla kadar etkinliğini sürdüren Klaros’un İzmir için taşıdığı çok değer vardır. İlki, Büyük İskender’in Kadifekale (Pagos) eteklerinde gördüğü düşün Klaros Baş Kâhini tarafından yorumlanmasıyla, İzmir’in nerede kurulacağına karar verilmesidir. İkincisi de, dünya edebiyatının piri, hemşerimiz ve ustamız Homeros’un heykelinin bulunması, böylelikle ölümsüz öncümüzün İzmirli olduğunun bir daha kanıtlanmasıdır. Kutsal alanda, başta heykeller olmak üzere, topraklarımızın kadim tarihini inanılmaz biçimde derinleştirip zenginleştiren, insanlık tarihine ışık tutan buluntular vardır. Yıllar önce düzenlenen felsefe etkinliğinde konuşma yaptığım Klaros’ta, geçtiğimiz günlerde bilgilerimi tazeleme ve onlara kazı başkanı dostumuz Doç. Dr. Onur Zunal sayesinde yenilerini ekleme olanağı buldum, bulduk.
Kültür ve Turizm Bakanlığı gözetiminde yürütülen bu tür çalışmalar, başta yöre halkının titizliği ve özeni olmak üzere, birçok bileşenin kültürel, sanatsal ve düşünsel iş birliğine, kuşkusuz maddi desteğine ihtiyaç duymaktadır.
***
“Bizde taş mı yok, istedikleri kadar alıp götürsünler” aymazlığından, günümüzde kaçırılan değerlerimizi geri alma uğraşlarına varan bilinci yakalamak, kuşkusuz kolay olmamıştır. Kurtuluş Savaşının dağdağası sürerken, Polatlı’dan gelen top sesleri gürültüsü içinde, Ankara’da Etnografya Müzesini açtıran; 1937’ye kadar memleketin her yerinde 24 müzeyi insanlığa sunan zihniyeti ve geniş görüşlülüğü bilmeden, bütün bunların anlamını düşünmek olası değildir. Bu kısa özetin olağanüstü kahramanlarını ve öncülerini, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, saygıyla, vefayla ve minnetle anmak zorundayız. Bu çabalara dünden bugüne su taşıyan, emek veren, destek ve katkı sağlayan herkese ve her kuruma teşekkür etmek, yoldaş olmak yurttaşlığın ve yurtseverliğin kaçınılmaz gereğidir.
Klaros kazıları, Saya Holding’in maddi katkılarıyla ya da günümüz deyişiyle ana sponsorluğunda sürdürülüyor. Saya ve bünyesindeki başta Folkart gibi kuruluşları, İzmir’de yalnızca sektörel çalışmalarıyla değil, spordan sanata kentin birçok ihtiyacını gidermesiyle, destek olmasıyla ya da önemli işleri kente sunmasıyla dikkat çekiyor. İlgi alanımıza giren işlere örnek olarak, yapmasa kimsenin “neden yapmıyorsun?” diyemeyeceği ücretsiz tiyatro kurslarından sonuncusu “Romantika – Nazım Hikmet” adını taşıyan ve Fuar Atlas Pavyonunda açılan geniş oylumlu ve bağlantılı etkinliklerle/konuklarla/konuşmacılarla desteklenen tematik sergileri gösterebilirim. Bize düşen, bu tür çalışmaların kamusal yaygınlığa kavuşması, geniş halk kitleleri tarafından izlenmesi için elimizden geleni yapmaktır. Kültür ve sanat liginde İzmir’in olması gereken yere ulaşmasının çarelerinden biri de budur. Elbette kentin, sanatının ve hali pür mealinin tarafımızdan bir “mesele” olarak görülmesi gerekir. Köhneleşmeyi, vasatlığı, sen ben bizim oğlan oyalanmanın konforunu, bu “meselenin” önsözü haline getirmeden, görme ve davranma çözümünü bulamayız.
Geçtiğimiz günlerde kentimizin kültür ve sanatını dert edip üretenlerden bir grup yazar ve şair, Klaros’ta Homeros’la buluştu. Ustayla neler konuştum, dertleştim? Çünkü kentte hızla yükselen köksüz ve manifestosuz “Homeros Enflasyonu”ndan, “Ne yapmalı?” sorusuna dek konuşacak çok şeyimiz var. Konukseverlikleri için Mesut Sancak ve Ünal Ersözlü dostlarımıza teşekkür ediyor, hepinizi haftaya Homeros’la buluşmaya bekliyorum.