Kadınlar yine sokaklardaydı. Yine dertlerine derman arıyorlardı. Yine kadın cinayetlerinin son bulmasını istiyorlardı.
Çünkü İzmir’de 10 günde üç kadın öldürülmüştü.
Olay mahallinin İzmir olması nedeniyle biz biraz daha dikkat kesildik. Ama aslında olay yerinin hiçbir önemi yok. Çünkü kadın cinayetleri bu ülkenin her köşesinde karşımıza çıkıyor.
Kadınlar ne istiyor?
Tedbirlerin artırılmasını, cezaların caydırıcı olmasını.
Haklılar.
Ama eksik!
Çünkü bu tür cinayetlerde taş uzaktan gelmiyor. Katil çoğu zaman eş, eski eş, sevgili, eski sevgili, ağabey ya da baba.
Yani kadın, en güvende olması gereken yerde tehdit altında.
İşte bu nedenle tedbir almak da kolay değil.
Üstelik hiçbir polisiye tedbir, hiçbir ceza bu sorunu tek başına çözmeye yetmiyor.
Çünkü mesele biraz da mantık, biraz da felsefe meselesi.
Sağlıklı düşünen, insana ve yaşama değer veren birinin cinayeti aklının ucundan geçirme ihtimali var mı?
Kadının ayrılmak istemesi suç, istememesi suç… Kendi bağımsızlığını ilan etmesi suç!
Peki, suç nerede?
Kadının kendi hayatı hakkında karar vermesinde mi, yoksa erkeğin bu kararları kabullenememesinde mi?

***

Asıl tehlike, erkeğin kadını kendi mülkü olarak görmesi.
Mülkünün elinden alındığını düşündüğünde en kötüsünü yapmaktan çekinmiyor.
Oysa kadın kimsenin mülkü değildir. Ne eşinin, ne sevgilisinin, ne babasının ne de ağabeyinin.
Türkiye’de felsefe ve insan hakları alanlarının öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin bir sözü var:
“Dünyadaki kötülüklerin neredeyse tamamı cehaletten kaynaklanır.”
Kuçuradi, meselenin özüne dokunuyor.
Bir başka sözü daha var:
“Eğer çocuklarımıza bugün felsefe öğretsek 20 yıl sonra bambaşka bir ülke oluruz.”
İşte üzerinde düşünmemiz gereken söz bu!
Kadının bir birey olduğunu, kendi kararlarını verebileceğini, bir ilişkiyi bitirme hakkı bulunduğunu.
Bunları çocuklarımıza öğretebilseydik, belki bugün bu cinayetleri konuşmak zorunda kalmayacaktık.
Belki de “Ya benimsin ya toprağın” anlayışı çoktan tarihe karışacaktı.
Elbette tedbir şart. Caydırıcı ceza da şart. Kadınları koruyacak mekanizmalar eksiksiz çalışmalı.
Ama asıl mesele, kadınlar öldürüldükten sonra adalet aramak değil, onların öldürülmediği bir toplum yaratmaktır.
İşte bunun yolu da cezadan önce insan yetiştirmekten geçiyor.