Bugün ulaştığımız, kullandığımız, hayatımızı kolaylaştıran, mutlu kılan, onurlandıran, varlığımızı korumamızı ve sürdürmemizi sağlayan ne varsa, arkasında insanlığın –bilimsel araştırmaların kanıtladığı sayı olarak- 300.000 yıldan beri harcadığı emekler, baş döndüren çalışkanlık ve ödediği akıl almaz bedeller vardır. Bu müthiş mesai, yalnızca ürünleri, eşyayı, aleti vesaireyi değil, onlarla sürdürülecek yaşamı anlatacak, geliştirecek, konumlandıracak kavramları, tasarımları, öngörüleri ve nihayet bunların insana tanıdığı hak, kullanımındaki yetki ve yüklediği sorumluluk tanımlarını da ortaya koymuştur.

Mimarlar Odasının amblemi olarak da kullanılan “ilk ev” planından bugünkü devasa kentleşmeye giden süreç, yalnızca bir yapılaşma ya da inşaat teknolojisindeki gelişmeyi anlatmaz. Bir arada yaşamanın koşullarını, kurallarını, yasalarını, yaptırımlarını da içeren, birbirini tetikleyen ve belirleyen değerlere dönüştüren bir manifestoyu da anlatır. Böylesi bir dünyada yaşamak, insanın beslenme, barınma, üreme güdülerinin ötesine geçmesini zorunlu kılar. Sözün kısası, insan bu güdülerin ötesine geçtiği için bugün demokrasiden, insan haklarından; özgürlük ve bağımsızlıktan, hukuktan söz ediyoruz. Bütün bunların farkında olmak, geliştirmek ve insanca bir yaşama dönüştürmek için felsefenin, bilimin, sanatın, aklın ve ahlakın ışığını kullanıyoruz.

****

Bu son derece yetersiz özetin altında, insanlığın kan göllerinden, utanç verici savaşlardan, doğaya ve insana karşı işlenmiş korkunç cinayetlerden geçen büyük yolculuğu vardır. İnanılmaz bedeller ödenerek elde edilmiş hak edişlerden söz ediyoruz. Bu hak ediş, bütün bunları bilmenin doğurduğu aidiyetle ve sorumluluk algısıyla, bilinciyle ve duyarlığıyla anlam kazanabilir. Demokrasi işte tam da böyle bir kavram ve değerdir.

700 yıl boyunca bir ailenin egemenliğinde yaşayan, vahim ihmal, erteleme ve ayak uyduramama zaafının sonuçlarını her açıdan yıkımla ve hüsranla yaşayan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bu aynı zamanda, çağ kapatıp çağ açmakla haklı olarak övünen bir sistem ile halkının orada kalmasının, değiştirdiği çağa ayak uyduramamasının da özetidir. İnsanlığı dönüştüren, boyut ve açılım kazandıran, hayata yeni tanımlar ekleyen hemen hemen hemen ne varsa, bu topraklara kaç zaman sonra girdiğini, bu toprakların ne zaman haberinin olduğunu araştırmak, ne demek istediğimizi anlamayı kolaylaştıracaktır.

19 Mayıs’ta başlayan, 26 Ağustos’ta şimşek hızına dönüşen, 9 Eylül’de kurtuluşun zaferine kuruluş telaşı eklenen müthiş bir yolculuğun yıldönümü günlerindeyiz. Elbette kutlayacağız, elbette gölgelemek küçümsemek içini boşaltmak isteyenlere inat, özümüzü şiirimizi türkümüzü eksik bırakmayacağız. Ama isterim ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zaferden sonra İsmet İnönü’ye yazdığı mektup da okunsun, isterim ki her fırsatta neden “Asıl savaşımız şimdi başlıyor” tümcesiyle söze başlamıştır, düşünülsün. Bu bize hem nelere karşı nasıl ve neden mücadele edildiğini, hem de bu mücadelenin eşsiz manifestosunu anımsamamızı sağlayacaktır.

****

Yüzyılların alışkanlığını, kabullenişini, sıradanlığını yıkıp, o güne dek bırak talep etmeyi, varlığından bile haberdar olmadığı kavramlarla, değerlerle, öz ve biçim olarak hazır olmadığı bir sistem ve toplum tasarımıyla bir coğrafyayı yaratmak… Hiçbir biçimde dahli, katkısı olmadığı ve uğruna bedel ödemediği değerlerle arasında bir aidiyet bağı oluşturmak… Bütün bunları, “ateşi ve ihaneti” en yürek ağrısı biçimlerde görerek, “dâhili ve harici beddahlar”ın her türlü oyununu boşa çıkararak yapmak… Büyük açıkları kapatmak hiç de kolay olmamıştır ve zaten Türkiye Cumhuriyetinin kendine özgü bir başkaldırı, direniş ve devrim sonucu olması da bundandır.

Birkaç ne deve ne kuş misali (ve halkın hiçbir biçimde rolünün olmadığı) parlamento, anayasa, hürriyet ve müsavat girişimi ya da arayışı dışında, bu coğrafyada bir “halk iradesi” oluşturmak, “halkı insan yerine koymak” ve “insan olduğunu anımsatmak”, dilden hukuka bir hayat tarzı olarak somutlamak ve topyekûn bir algıya dönüştürmek… Bu özet yalnızca müthiş bir başarıyı değil, örneğin günümüzdeki demokrasiye bakıştaki şaşılığı da kapsayan karşıdevrimci reddedişi de anlatmaktadır. Konuyu sürdüreceğiz.