Günümüzde yaşanan fon krizine, bir yıl öncesinden yapılan uyarıya rağmen göz yumuldu. Toplumun en zenginleri sıralamasında, eski ve köklü girişimciler yerine birden fon yöneticileri yeni zenginler olarak türedi. Hele de iktidara sırtını dayamış bazı kimseler, fonlarla içli dışlı olarak büyük çıkarlar sağlamışlar. Buna karşın zorlukla ve büyük umutlarla üç kuruşu bir araya getiren insanlar, umutlarını ve varlıklarını bir anda bu fonlarda kaybettiler. Üstelik toplumun bir kesimi zenginleşirken, orta sınıf eriyor, enflasyon, yoksulluk, işsizlik ve pahalılık diz boyu artıyor ise bu sorunun çözümü, toplumda köklü önlemlere ihtiyaç gösteriyor demektir. Zira bu durum bir toplumsal çözümsüzlük ve çürümeyi yansıtmıyor mu?

Toplumda köklü çözümler, sistem ve kurumlaşma getiren önlemlerle gerçekleşir. 20. Yüzyıl başında Alman Sosyal Politika Derneği’nin (Verein für Socialpolitik) 1909 Viyana toplantısında yapılan tartışmalar şu sonuca ulaşmıştı: Kısa dönemde Devlet müdahalesi ve yönlendirmesi; uzun dönemde ise ekonomik yasalar toplumsal gelişmede belirleyicidir. Günümüzün Tekillik çağında Kurzweil’e göre ise asıl belirleyen teknolojidir. Tabii ki, teknolojiyi yaratacak ortam, teknoloji dışı diğer sistemlerin teknolojik alanla uyum ve paralel gelişimi ile sağlanır. Düşünsel, kurumsal, sosyal, kültürel ve politik altyapı ve kurumlaşmalar birlikte ve uyumlu gelişir.

***

Benim “Toplumsal Sorunlara Entegre Sistem Yaklaşımı” olarak ele aldığım toplumsal analizde de en dinamik alt sitem teknolojidir. Teknoloji günümüzde uygun ortam ve toplum koşullarında sürekli yeniliklerle hem kısa dönem hem de uzun dönemde hızlı değişim ve yön belirleyici niteliktedir. Ancak bu hızlı dinamik teknolojik gelişme bir boşlukta değil bunu besleyen, bilimsel düşüncenin etkinlik kazandığı bir eğitim sistemi ve nitelikli işgücü ile; nitelikli işletmelerin küme oluşturduğu “teknolojik çevre” ile birlikte yaratılır. Ekonomik alan ve sistem da, dinamik teknolojik ortam ve yeniliklere hızla uyum sağlar.

Ekonomik alanın etkinliği ve yeni teknolojileri hızla içselleştirip devreye alması büyük ölçüde devletin teşvik politika ve stratejileri yanında, devletin kurumsal, politik yapılanmasına bağlıdır. Toplumdaki sosyal yapılanma, devletin teşvik, gelir ve sosyal politikalarından yoğun olarak etkilenir. Kısacası, günümüzde de siyasi iktidarların, çağdaş gelişmelere, bilim, eğitim, hukukun üstünlüğü, teknolojik yenilik, çağdaş demokratik hak, hukuk, adalet, uzlaşma, adalet ve özgürlükleri içeren kurumsal yapılanmaya sahip olması, katılımcı, çoğulcu demokratik değerlere saygılı olması, orta tabakayı güçlendirici uygulamalar içinde olması politikanın işlevidir. Bu bütünleşmeden kaynaklanan güç, küresel ilişki ve stratejilere de destek sağlar.

***

Ne var ki, Ülkemizdeki tek adam yönetimine geçiş, var olan demokratik işleyiş ile kuvvetler ayrılığının getirdiği kontrol mekanizmalarını yok etti. İktidarın, her koşulda kendi iktidarını sürdürme tutkusu, demokratik, çoğulcu ve katılımcı hukuk devleti anlayışını zayıflattı. Medyadaki kontrol yoğunluğu üzerinden yarattığı algı yönetimi ile yandaş olan ve olmayan ayrımı topluma yerleşti. Yandaşların kayırılması, olmayanlara uygulanan baskılar, zorlamalar, tutuklamalar, belediye başkanlarını iktidarın kontrolüne alma uğraşında kullanılan yöntemler, toplumda zıtlaşma ve kutuplaşma yarattı. Çağdaş bir toplumda var olması gereken ve toplumun alt sistemler içinde ve arasındaki bütünsellik ve uyum kayboldu. Buna karşın iktidara yandaş olmanın güç ve fırsatını kullanan çıkarcı kişilere gün doğdu. Bir yanda devletin ticaret ve inşaat teşvikleri üzerinden zenginleşen yeni holdingler; diğer yandan fon sistemini kötüye kullanan fırsatçılara da gün doğdu.

Oysa çağdaş girişimci ve iş adamı, ucuz fırsatçı olmak yerine; yasal, hukuksal yollardan, beceri, yetenek, yenilikçilik ve yaratıcılık üzerinden hak ettiği kazancı sağlar. İnsanlara yeni iş ve aş kapıları açar. Çalışma ve başarıya tutkun, bilinçli akıl ile karar vermenin ve vicdanın merkezi olan neokorteksten tetiklenen düşün ve davranış ve organizasyon gücü sergiler. Bu tür kişilik, işini, çalışanını ve vatanını sever ve hak ettiği kazancı arayıp; kendinden başkasının haklarına da saygı duyar. Buna karşın, saf fırsatçı kişiler, sadece kendi çıkarını içgüdüsel memeli beynin kalıp davranışı olarak ölümüne ve başkasını sömürmek için kullanırlar. Bunlarda vicdan devre dışıdır. Zira vicdan, neokortekste yerleşiktir ve ancak neokorteksi kullanmayı öğrenen insanlarda devreye girer. Memeli beynin fırsatçı arayış güdüsünde, vicdan ve başkaları devre dışıdır. Bu nedenle çağdaş toplumda, memeli beynin iç güdüsel arayış düzeyinin kalıplarına tutsak olmuş insanlar yerine; neokorteksi etkinleştiren, bilinçli düşünmeyi öğreten bir eğitim sistemi ile toplum bir zihniyet yenilenmesi yaşamalı ve bilimsel düşünme takdir görmelidir. Her durumda kalıcı çözüm işlevsel, etkin sistemler ve eğitimden geçer.