Temmuz kavurucu sıcaklığın, yangının, ateşin, terin, bunalmanın buluşma yeridir hep.

Yazın, sanat, bilim, kültür insanlarımızın yitik ayıdır aynı zamanda.

Muzaffer Tayyip Uslu, Tomris Uyar, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Orhan Hançerlioğlu, Behzat Ay, Cevdet Kudret, Ekrem Reşit Rey, Vasfi Mahir Kocatürk, Bilge Karasu, Adalet Ağaoğlu, Esat Mahmut Karakurt, Refik Halit Karay, Bedrettin Cömert, Mehmet Seyda, Suat Derviş, Adnan Yücel, Didem Madak, Duygu Asena…

Temmuzun yitik tarihine işlenmişlerdir.

***

2 Temmuz 1993 ise unutulmaz bir kıyım tarihidir! 33 yılın acısını taşır günümüze. Sanata, yazına, aydınlanmaya emek vermiş, üretmiş, yapıtlar sunmuş 33 canı…

Bu yangından derin yaralarla, bellek yitimi ile morgda son anda ayak parmaklarına dokunan kalem ucuyla yaşama dönen günümüz öykücülüğünün simge adı Lütfiye Aydın usuma gelir.

Anımsayalım kendi öykü dilinden: “Geriye dönüp bakıyorsun bir an. Darmadağın belleğinin ortasında birkaç tarih duruyor.

2 Temmuz’93, 8 Ağustos ’93, 31 Aralık’94.

Öncelikle birinci ve sonuncu tarihler arasında salınıp duran örselenmiş bedeninde yaralanmış bilincin hep aynı durakta buluşuyor: Kan, yıkım, zorbalık, duyarsızlık, unutkanlık ve içtenliksizlikten oluşan soyut bir durakta.

Sen ‘varoluşun sevincini yaşatır’ diye seversin yıl dönümlerini. Bana göre yavaş çekim bir ölümün, hızla gösterilen en çarpıcı sahneleri: Kesme, zincirleme, bindirme, kararma.” (Kül Tablet, Bence Y.2011)

***

Hemşerim, can dostum, öykücülüğümüzün seçkin ve saygın bacısı Lütfiye Aydın’ın morgdaki yaşama dönüşü şu sözlerle anlatılır Sözcü Gazetesinde Soner Yalçın kalemiyle:

“Lütfiye Aydın morgda... Polis, Lütfiye Aydın’ın öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup hastane morguna kaldırıyor.

Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor. Sabaha karşı morga gidiyor güç bela. Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor "sivri bir şey var mı" diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydın’ın ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor...”

***

Dikili’de, İzmir’de buluştuğumuzda o günün, o günden sonraki sağaltım yıllarını çok dinledim Lütfiye’den, çok yandım, çok acılandım! Yeniden konuşmayı, okumayı, yazmayı öğrenmenin, öykülerine dönmenin kıvancını, coşkusunu yüzünde, gözlerinde gördükçealkışımın sesi de o denli yükseldi.

Lütfiye Aydın, kısa bir süre önce ani kararla, sessizce İzmir’den memleketi Gaziantep’etaşındı! Benim için, İzmir’deki dostları için elbette bir eksiklik; ama memleketinde akrabaları, dostları, öğrencileri ile daha varsıllaşacağını umuyorum.

Antep’te yeni öyküleri, romanlarıyla bizi eksik bırakmayacak biliyorum.

HİDAYET KARAKUŞ’UN ATEŞ MEKTUPLARI

Madımak yangınından, kıyımından rastlantıyla kurtulan şair dostum Hidayet Karakuş “Sivas’ta yakılan her insanın, geride kalanlarıyla birlikte şiiri romanı, öyküsü yazılmalı. Şimdiye değin yazılanlara baktığımda bence çok yetersiz geliyor. Günümüzde bu olaya adaletin keskin kılıcıyla yaklaşmak bundan sonra olacakların önüne geçecektir.” diyor. Elbette çok haklı.

Karakuş’un Madımak yangınını içeren ATEŞ MEKTUPLARI adlı şiir kitabı 1995’te Bilgi Yayınevinden çıktı. Madımak’ı yansıtan 2009’da Cumhuriyet Yayınlarından ŞEYTAN MİNARELERİ romanı yayımlandı.

Ateş Mektupları’ndan İSLİ BİR YARANIN ŞİİRLERİ’nden bir kesit sunmak istiyorum; diliyorum ki yeni madımaklar, yangınlar yaşanmasın, yaralar açılmasın.

isli bir telekle yazıldı bu şiirler / kömüre dönmüş çığlıkların

göğüs boşluğuma çizdiği / ışıkla yazıldı

mehdiler kör imamlar / mekiklerle döndüler mağaralarından

ruhlarımıza / ruhlarımız saydamdır şimdi

rehin verip bedenlerini / hoşça kal bile diyemeden

bir akşam üstü göçtüler / toprağın namuslu koynuna

yalnız onlar / zemzem kokan hokkabaz ağızlarına

petrol dolu kanalların / yalanlarını doldurdular

secdeye vardılar günlük kokularıyla

doğuda batıda / ateşin ve cinayetin / otağında

salyalarıyla saldırarak / gelmiş geçmiş çöl rüzgârlarına

avurtlarını yelken yapıp / aldattılar ekmeği suyu toprağı

annelerinin sütüne katran kattılar