Rodos’un son Türk komutanı Binbaşı Abdullah Rıza Beyin 1912’de Rodos’un Psithos köyünde (Türkler Epistos veya Epistoz olarak telaffuz ederler) işgalci İtalyan kuvvetlerine karşı gösterdiği şanlı mukavemet, Rodos Türk tarihinin önemli olayları arasında yer alır. İşgalden sonra, Abdullah Bey tutuklanarak, diğer Türk esirler (Jandarma Komutanı Muzaffer Bey, Tahir Bey, Yüzbaşı Nuh Bey) ile birlikte İtalya’ya gönderilmiştir ve Napoli civarındaki Iskıya adasına (Ischia) uzun yıllar esir olarak tutulmuştur. Bu vatansever direnişçi komutanın İtalya’da ne kadar süre esarette kaldığı bilinmiyor. Zira bir Türk arşiv belgesine göre, Osmanlı idaresi onu uzun süre unutmuştur. On yıldan fazla bu adada tutuklu kalan Abdullah Beyi, nihayet TBMM Hükümeti, 1923 yılında hatırlayarak, Roma Mümessilliğine bir yazı yazdı ve onun akıbetini öğrenmek istedi. Abdullah Bey, evliydi ve İstanbul’daki kızı yaşamını zor koşullarda sürdürüyordu. Rodos’un kaybedilişi ve Abdullah Rıza komutana yapılanlar, II. Meşrutiyet sonrasındaki çoğu üst düzey Osmanlı askeri ve sivil idarecilerinin ne deneli basiretsiz, sorumsuz, güçsüz ve ciddiyetsiz olduklarına güzel bir örnektir. Onun İtalyanlara direnişini Rodos’ta İngiliz fahri konsolos vekili olan Sir Alfred Biliotti de rapor etmiştir. Bu direniş konusunda İngiliz gizli belgeleri arasında yer alan Biliotti’nin anlatımı ile Türk kaynaklarının anlatımı arasında bazı çelişkiler olduğunu hatırlatmam gerekir.
Rodos Konsolos Yardımcısı Vekili Sir A. Biliotti’den İzmir konsolosu Barnham’a, Rodos, 17 Mayıs 1912.
Efendim,
Ayın 15'i öğleden sonra, Rodos kasabasını korumak üzere denizci askerler karaya çıkarıldı. Rodos'taki, sayıları 8.000 ile 10.000 arasında olduğu tahmin edilen tüm bu birlikler, Osmanlı kuvvetlerinin yoğunlaştığı Psithos'u (9 mil uzaklıkta) eş zamanlı olarak kuşatmak amacıyla deniz yoluyla adanın her iki tarafına gönderilmişti. Osmanlı tarafı, İtalyan kuvvetlerinin kendilerine aktarıldığı kadar önemli olduğuna inanmıyordu. General Ameglio, kan dökülmesini önlemek amacıyla, durumu izah etmesi için Rodos kadısından sefere eşlik etmesini rica etti; ancak kadının ilerlemiş yaşı buna elvermediğinden, onun yerine temsilci olarak Mahmud Abdullah Bey adında bir hoca gönderildi. Birliklere komuta eden binbaşı, görevinin sonuna kadar direnmek olduğunu yanıtladı. Elindeki İtalyan esiri geri gönderecekti. Bu esir, liman başkanı ve iki görevlisi eşliğinde gün batımından önce buraya gelmişti. Sabah 6'dan öğleden sonra 4'e kadar kasabada şiddetli top ateşinin seslerini duyduk.
Az önce edindiğim bilgiye göre, İtalyanlar dün öğleden sonra Psithos'un etrafını dört bir yandan kuşattılar. Türk birlikleri, bizzat İtalyanların dahi takdirini kazanan kahramanca bir direnişin ardından teslim oldular; yalnızca Binbaşı, subayları ve yaklaşık 200 asker —ki onlar da bu sabah teslim oldular— ile bir kısım dağınık haldeki askerler bu durumun dışında kaldı. General Ameglio, Binbaşı Abdullah Bey’e kılıcını iade edip elini sıkarak ona askerî onur nişanelerini sundu. Onu, komutası altındaki birliklerin gösterdiği yiğitçe davranıştan ötürü tebrik etti ve kucakladı. Askerî birliklerin komutanı ile jandarma komutanı, İtalyan generaliyle aynı arabada kasabaya gelirler; General Hükûmet Konağı’nın balkonuna çıkar ve günün anlam ve önemine uygun bir konuşma yapar. 'Viva İtalya, Viva General Ameglio' sloganları arasında tüm Hıristiyanlar tarafından yüksek sesle alkışlandı. Abdullah Bey ve diğer subaylara büyük bir nezaketle davranılmış; kışlaya yerleştirilmelerinden önce ailelerini görmeleri için onlara izin verilmiştir. İtalyan birliklerinin bu akşam 900 esirle varması bekleniyor. Her iki tarafın yemeği için on dört inek kesildi. İtalyanlar arasındaki kayıplar, altı Bersaglieri'nin ölümü ile bu birlikten ve diğer sınıflardan yirmi sekiz askerin yaralanmasından ibarettir. Türk askerlerinden doksanı hayatını kaybetti, 130'u ise yaralandı. İtalyanların karaya çıkışının ardından yaşanan önceki çatışmalarda, iki kişi ölmüş ve sekiz kişi yaralanmış; Türk askerlerinden ise beş kişi hayatını kaybetmiş, on beş kişi de yaralanmıştır. Bu anın ardından, birliklerin ve esirlerin Hükümet Konağı'nın önündeki meydana varması (saat 20.00), tezahüratlarla karşılanıyor. Müslüman kadınlar da dâhil olmak üzere nüfusun neredeyse tamamı, bu geliş beklentisiyle öğleden beri orada toplanmış durumda. Saygılarımla. Alfred Biliotti. (FO, 424, 231, s. 128-129).
Rodos Konsolos Yardımcısı Vekili Sir A. Biliotti’den İzmir Başkonsolosu Barnham’a, Rodos, 18 Mayıs 1912.
Efendim,
Psithos’ta esir alınan binbaşı, subaylar ve erlerden oluşan tüm savaş esirleri, dün gece İtalya’ya gitmek üzere ‘Bulgaria’ adlı nakliye gemisine bindirildi. Bu sabah, gemideki yakınlarını görmek ya da onlara kıyafet ve benzeri eşyalar (ancak para değil) ulaştırmak isteyen Müslümanlar için büyük bir savaş gemisi filikası tahsis edildi. Erkeklerin yanı sıra pek çok Müslüman kadın da bu izinden yararlandı. ‘Bulgaria’ bugün yola çıktı. İtalyan subaylar, Türk askerlerinin aslanlar gibi savaştığını belirterek onlara duydukları hayranlığı dile getirdiler. Bir İtalyan subayı ayrıca, bu askerlerin iki gün boyunca aç kaldıklarını ifade etti; bu durum, İtalyanların Psithos’a ulaşmasını sağlayan Rum rehberler tarafından da bana doğrulandı. Rehberler, Psithos kuşatıldığında Türk askerlerinin ekmeklerinin henüz fırında pişmekte olduğunu, bu yüzden ekmeklerini alamadan ayrılmak zorunda kaldıklarını; ayrıca köy çeşmesinin yakınındaki bir ağaca, satın alıp parasını ödedikleri ve kestikleri bir sığırı da bırakmak durumunda kaldıklarını anlattılar. İtalyan subaylar, Rumlar tarafından son derece coşkulu bir şekilde karşılandıklarını; ayın 16’sının olağanüstü sıcak bir gün olması nedeniyle, Psithos’a yaptıkları yürüyüşün, Yunan kadınlarının askerlerin susuzluğunu gidermek için dağıttıkları sular olmasaydı çok daha sancılı geçeceğini belirtiyorlar. Psithos’tan yeni gelen bir Rum köylüsünden edindiğim bilgiye göre, savaş meydanında bulunan bazı yaralı Türk askerleri İtalyanlar tarafından alınarak, geçici bir hastane işlevi gören Rum kilisesine taşınmışlar. Kasabaya (Rodos merkeze) nakledilemeyecek kadar ağır yaralı olan on beş İtalyan askerinden ikisi hayatını kaybetmiş, diğer ikisinin ise hâlâ orada bulunduğu söyleniyor. Saygılarımla. Alfred Biliotti. (FO, 424, 231, s. 129).