1927’de, Türkiye geneline yayılmış olan Türk Ocakları, Türkiye’nin İngiliz Büyükelçisi George R. Clerk’in dikkatini çekmiştir. Trabzon, İzmir ve Edirne Türk Ocaklarını kendi konsoloslarına inceleten büyükelçi, her birinin faaliyeti hakkında raporlar almıştır. Bu raporlara binaen Sir Austen Chamberlain’e gönderdiği 27 Temmuz 1927 tarihli raporunda:

‘Bu kulüp, Batı kültürünün ve modern sosyal ve bilimsel fikirlerin yayılması amacıyla Türkiye genelinde kurulmuştur. Onların iddiası, eski İslamcı ve Turancıların dışarıda tutmaya çabaladıkları Batı düşüncesindeki tüm eğilimlere Türkiye'nin kapısını açtıkları yönündedir. Bu durumda onların her türlü siyasi önyargıdan arınmış olmaları gerekiyor. Ne var ki, ’Yeni Türkiye’ müjdesinin yayılmasında birer aracı konumunda oldukları için, Cumhuriyet Halk Fırkası (=CHF) liderleriyle yakın temas halinde bulunmaları ve taşrada CHF’nin birer aracı olarak kullanılmaları kaçınılmazdır. Ankara'nın otoritesinin alışılagelmiş kanallar aracılığıyla uygulanmasında güçlük yaşanan bölgelerde, bu kulüplerin ne ölçüde hükümetin yerel şubesine dönüştürüldüğünü görmek ilginçtir’ demektedir. (FO 424, 267, s.34-35). O, İzmir’deki İngiliz konsolosluğu görevlisi tarafından hazırlanan bir raporu da Londra’ya göndermiştir. Bu görevli, CHF İzmir Başkanı ile İzmir Türk Ocağı arasındaki ilişkiye dikkati çeker.

‘CHF, İzmir’de kesinlikle baskın konumdadır. Partinin İzmir’deki reisi Sadreddin Bey, İzmir’deki en etkili kişi olarak bilinir. Onun kulağına erişip desteğini kazanabilen herkes; Genel Vali, askeri yetkililer ve diğer pek çok görevli nezdinde olumlu bir muamele göreceğinden emin olabilir. Kendisi, bizzat Genel Vali'den çok daha fazla Merkezi Hükümetin (Ankara) doğrudan temsilcisidir; nitekim çoğu zaman Ankara'ya danışmaksızın, bizzat onun tavsiyesi üzerine kararlar alınmaktadır.

İzmir'de hükümete yönelik muhalefet muhtemelen önemsiz düzeydedir; bunun nedeni, her bir devlet dairesine ve ticari işletmeye uzanan kollarıyla örgütlü bir casusluk sisteminin, hem resmi görevliler hem de siviller üzerinde kurduğu sıkı denetimdir. Yetkililer için bilinmeyen hiçbir şey kalmamış gibi görünüyor. İzmir’deki idarenin askeri yapısı şüphesiz bunu kolaylaştırıyor; zira bireylerin tüm hareketleri askeri gereklilik bahanesiyle titizlikle kontrol altında tutulabiliyor.

Sadreddin Bey'in sağ kolu, eski İzmir Valisi ve mevcut belediye başkanı Aziz Bey'dir (Hüseyin Aziz Akyürek’i kastediyor, çeviren). Bu iki kişi, İzmirli Genç Türklerin güncel olayları ve sorunları tartıştığı merkezler niteliğindeki Türk Ocağı şubelerinin şehrin üç ayrı bölgesinde kurulmasında büyük ölçüde rol oynamıştır. Bu kurumların geniş bir üye kitlesi vardır; bu kurumlar bir yandan hükümetin arzu edebileceği türden propagandaların gençler arasında yayılmasına olanak tanırken, diğer yandan üyelerinin özel meseleleri, beklentileri ve sıkıntılarına dair bilgilerin toplanmasını sağlar. Şehrin Avrupalıların ikamet ettiği bölgesindeki Alsancak şubesinin kâtibi, o bölgede yaşayan her bir Avrupalı ​​ve Türk'ün çalışmaları, faaliyetleri ve eğilimleri hakkında elinde tam bilgi bulunduğuyla övünmektedir. Durum buysa, o bilgiyi toplama işi tamamlanmıştır. Yabancı şirket ve firmalarda çalışan ve belirli bir eğitim düzeyine sahip Türk çalışanların neredeyse tamamı bu kurumların üyesidir.

Türk Ocakları'nın diğer yönü bilimsel, kültürel ve sosyaldir. Bunların özel girişimlerle, yani devlet yardımından tamamen bağımsız olarak düzenlendiği belirtilmektedir; bununla birlikte, yerel yönetimlerin gerektiğinde hem manevi hem de maddi destek sağlamaları tavsiye edilmektedir. Amaçları, çağdaş uygarlığın ve demokrasinin geliştirilmesidir. Bunun yanı sıra, halk eğitiminin gerekliliği üzerinde de büyük önemle durulmaktadır. Orada yabancı diller (özellikle Fransızca) ile muhasebe, tarih ve coğrafya dersleri için akşam kursları düzenlenmektedir. Konferanslar, film gösterimleri ve eğitici nitelikteki etkinlikler düzenlenmektedir. Zaman zaman yabancı konuşmacılar da davet edilmektedir; örneğin, yakın zamanda vatanseverlik üzerine Türkçe bir konuşma yapan İzmir Fransız Başkonsolosu ve Türk Ocağı'nda eğitim konusunda bir konuşma yapan Belçikalı M. Omer Buyse (Belçikalı pedagog, 1865-1945, çeviren) bunlar arasındadır. Şu anda onların himayesinde bir sanat sergisi düzenleniyor. Türk Ocağı'nın her şubesine bir radyo cihazı da sağlanmıştır; akşamları kalabalıklar, Viyana ve diğer yerlerden yapılan yayınları dinlemek üzere buralarda toplanır. Türk Ocağı'nın Aydın şubesi de benzer şekilde donatılmıştır.

Ayrıca sporla da ilgileniyorlar. Aziz Bey, belediye tarafından bu yıl gerçekleştirilen futbol sahası ve stadyumun yeniden düzenlenmesi çalışmalarına Türk Ocağı'nın tüm üyelerinin katılımı konusuna özellikle dikkat çekmiştir.

Türk Ocağı'nın siyasi bir örgüt olmadığı ve her şeyden önemlisi, bazılarının varsaydığı gibi Büyük Asyacı ya da Avrupa karşıtı propaganda aracı olmadığı öne sürülmektedir.

Onun genel politikası CHF'nin politikasıyla aynıdır; dolayısıyla İzmir Türk Ocağı, CHF ile yakın bir ilişki içindedir. Bu politika, ulusalcı idealleri teşvik etmeyi amaçlar. Türk Ocağı, gençleri ve aydın kesimleri cezbederek, halkın yeniden dirilişinde ve günümüzdeki örgütlenmesinde belirleyici bir rol oynadığını iddia edebilir.

Türk Ocağı, hoşnutsuzların bir buluşma noktası olması nedeniyle, Türk işgücünü istihdam eden pek çok Avrupalının tepkisini çekmiştir. Bunun ne ölçüde haklı olduğunu belirlemek zordur. Şurası kesindir ki, şikâyetler yetkililere şaşırtıcı bir hızla ve bazen de şaşırtıcı sonuçlarla iletilmektedir. Muhtemelen bu, söz konusu şikâyetlerin birçoğunun iletildiği kanaldır’. (FO 424, 267, s.35-36).

Büyükelçi, 1927’de, Türk Ocaklarını, Yeni Türkiye’de, İslamcı ve Turancıların engellediği Batı düşüncesinin öğretildiği ve yaşandığı merkezler olarak tasarlandığını ama kaçınılmaz olarak CHF’nin politik merkezleri haline geldiğini belirtmektedir.

.