Mehmed Haşim, 18. yüzyılın ikinci yarısında Ferah Ali Paşanın (Gürcü kökenli Osmanlı paşası, ölümü 1784) kâtibi ve aynı zamanda bir gezgindir. O, görev yaptığı yerler ile ilgili bilgileri derlemiştir ve ‘İma-yı Törehat-ı Büldanan/ Osmanlı Beldelerinin Töreleri’ başlıklı seyahatname türünde bir eser yazmıştır. Seyahatnameler ile meşgul olan kişilerce pek de malum olmayan bu eser, 2022 yılında, F. Emecen ile İ. Şahin tarafından yayınlanmıştır. Bu eserde, Ege adaları, Anadolu ve Rumeli’nin bazı şehir ve kasabaları hakkında bilgiler verilir. Mehmed Haşim, Çeşme, Karaburun, Urla ve İzmir üzerine de ilgi çekici bilgiler verir (s.75-76). Muhtemelen Sakız adasından Çeşme’ye geçen Haşim, Çeşme kalesi ve evlerinin Sakız’dan dürbün ile göründüğünü, Çeşme’nin idari bakımdan Sakız’a bağlı olduğunu, üzüm ve bostanlarının çok olduğunu yazar. Hatta Çeşmeliler, üzümleri gül suyuna batırarak kuruturlar ve satarlarmış. Çeşme kalesinin eteğinde limon ve portakal bahçeleri varmış. Haşim, Çeşme’deki ılıca’dan da söz eder. Burası bakımsız bir haldeymiş; Gazi Hasan Paşa (öl. 1790), burada kadınlar ve erkekleri için tesisler yaptırmış. Haşim’e göre Çeşmelilerin mizacı, Sakızlılardan farklıdır. Yetiştirdikleri meyveleri ve yoğurdu, Çeşme’ye özgü filika ile (kayak) Sakız’a götürüp satarlarmış.
O, Karaburun’u ise bir dağ adı olarak belirtiyor. Burada herhangi bir yerleşim yerinden söz etmiyor. Çeşme ve Urlalıların burada ziraat yaptıklarından söz eder. Urla’nın asli ürünü ise zeytindir. Haşim, Urlalıların sadeyağ yemediklerini, sadece zeytinyağı yediklerini yazar. Hatta Urlalılardan bir dirhem zeytinyağı satın almanın da çok zor olduğunu belirtir.
Haşim, Urla’dan İzmir Yenikale’ye gelmiştir. Bu kaleye ‘Yenikale’ denilmesinin nedeni, İzmir körfezini korumak için sonradan inşa edilmesinden dolayıdır. Yenikale civarı rüzgâr almadığından Urlalılar bu kalenin dibine salatalık ekerler. Salatalıklar çiçek açtığında, Urla halkı, zurna ve davulla, salatalık tarlalarına giderek salatalıkları toplarlar ve bunları satmak için İstanbul’a gönderirler. O, ‘Gâvur İzmir’ sözcüğüne kendisince bir açıklama getirir: Hekimzade Ali Paşa (Girit kökenli paşa, ölümü: 1758) İzmir’e gelinceye kadar, İzmir’de Cuma namazından önce, ezan ve sela okunmazmış. Hekimzade, ezan ve salayı zorla okutmaya başlamış. Haşim, İzmirlilerin zeytin sabunu imal ettiklerini, burada Hristiyan devletlerin konsoloslarına ait sarayların olduğunu; Hristiyanların bakır ve pamuk satın aldıklarını; Aydın, Manisa ve Muğla’dan buraya kervanların geldiğini; İzmir iskelesinin kalabalık olduğunu, İskelede mala sahip çıkılmazsa o malın kaybolduğunu yazar. Onun belki de en çarpıcı tanımlaması, ‘İzmir’de bereket olmadığından’, özellikle kıtlık zamanlarında, ekmeğin çok fahiş fiyattan satıldığını söylemesidir. Kumaş, şişe ve bardakların satıldığı İzmir çarşılarında ise Hristiyanlar egemendir. Haşim’in verdiği bilgiler, Gavur İzmir ile ilgili açıklaması hariç olmak üzere İzmir tarihi açısından doğru gibi görünmektedir. Çünkü 18. Yüzyıl sonlarında İzmir, Avrupa’ya açılan bir liman kenti olarak, ticari bakımdan çok hareketliydi. Bu ticarete Avrupalı ecnebiler egemendi.