Geçmişyen tanışımız Tunç Soyer, Seferihisar Belediye Başkanı’ydı önce.
Sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.
Son seçimlerde parti yönetimi adeta onu son ana kadar adeta oyaladı ve ikinci kez aday yapmadı.
Vefasızlığa üzüldü elbette
Soyer de.
Küsmedi, mücadeleden umudundan vaz geçmedi.
Mutlaka onun da iyileri, eksikleri ve hataları olmuştur.
Her insan gibi!
Ama insani değerleri üsttür Soyer’in.
İletişimi güçlüdür. Sürekli tebessümüyle enerjisini aktarır karşısındakine...
-13 AYDIR HÜCREDE-

Tunç Soyer 4 Temmuz 2025’te tutuklandı.
5 Ocak 2026’da "Kooperatif" suçlamasından tahliye edildi.
Cezaevinden çıkması beklenirken, aynı suçtan yedek tutuklama yapıldı.
8 ayı geçti, iddianame bekliyor Tunç Soyer.
Dosyasının tüm belgeleri, ifadeleri, fezlekeleri, MASAK dahil raporları tamam.
Ama iddianame -nedense- bir türlü yazılmıyor.
13 aydır hücrede!
Soruyor Soyer;
“Bu keyfiyetle toplumda hukuki, adalete güven nasıl sağlanır? Yaman bir çelişki değil midir?”
-SÜREKLİ OKUYOR, YAZIYOR-
Soyer 16 metrekarelik hücresinde ruhunu “zinde ve özgür tutmaya” çalışıyor.
Ona göre, “haklı ve masum olmanın hakikatini, tel örgüler de demir parmaklıklar da hapsedemiyor, bozamıyor.” Hücresini ve avlusunu bir “okul” gibi görüyor, bir dakikasını boş geçirmiyor.
Kendi ifadesiyle “Heyecanını, umutlarını biriktiriyor, büyütüyor.”
O “okul”da sürekli okuyor, yazıyor. Günlüklerini paylaşıyor.
İşte o paylaşımlarından biri;
“TaLea Ypi’nin ‘Haysiyetsizlik’ romanını bitirdim.
1900’lerin başından bugüne dek Balkan coğrafyasında yaşananları arka planına alan hem tarihi hem edebi değeri çok etkileyici nefis bir roman.
‘İnsan her türlü hakaret, incitme ya da aşağılama girişimine direnir.
Hayvanlarda yoktur bu.
Çünkü o anki varoluşlarıyla bağlantısız bir şey düşünemezler. Buna haysiyet denir.’ diyor Lea Ypi.
Yani; insanı hayvandan ayıran belki de en önemli farktır haysiyet!
Ahlaki bir amaçla doğar ve o amaç insanın hayatına yüklediği anlama dönüşür genellikle.
İnsan tükettiği şeylerden değil, uğruna emek verdiklerinden anlam çıkarır ve insan yalnızca hayatta kalmak için değil anlam bulmak için yaşar(…)
Dünyada kayıtsız şartsız en iyi şey sağlam bir iradedir.
O sağlam irade yoksa, yani direnç kaybolmuşsa, ahlaki amaç, anlam ve haysiyet de kaybolur.
Haysiyetiyle beraber erdemlerini de kaybeden insanın hayatı artık yalan ve yanlıştan ibarettir. Haysiyet, birçok insanın evlatlarına bırakacağı en kıymetli miras olduğu için sadece hayattayken değil, biz göçtükten sonra da peşimizi bırakmaz. insan hapiste en çok haysiyetli insanları özlüyor.”
-HUKUK VE HAKİKAT-
Cezaevinde ise, yine kendi benzetimiyle, “içine kapatıldığı karanlıkta durmaksızın ışık aramayı” sürdürüyor Tunç Soyer. Bir günlüğünde bakın şöyle yazmış;
“Hukuk devletinde soruşturma karanlığı bitirir, ışığıyla belirsizlikleri aydınlatır. Soruşturma hakikate ulaşmanın tek yoludur.
Ancak soruşturma bir sis perdesinin arkasında kalırsa, kimin neden cezalandırıldığı, kimin neden korunduğu anlaşılmaz hale gelir. İşte o zaman soruşturma hakikate ulaşamaz.
Artık bu sis perdesinin dağılmasını, karanlığın aydınlanmasını diliyor.
MASAK raporları, bilirkişi raporları, tüm beyanlar, her türlü delil suçsuzluğumu kanıtlamışken, giydirilmek istenen kıyafetin üzerime oturmadığı sise rağmen görülüyor.
İsnat edilen suçlar, evimize sığmıyor!”

-CEZAEVİ TURNUSOL-
Tunç Soyer, dostlar/dost bildikleriyle ilgili neler ifade etmiş o günlüklerde?;
“Nazım Usta hapiste boşuna söylememiş; ‘Dostu düşmandan ayırmakta ustalaştık’ diye.
Nice dost bildiğimiz insanın, ne kadar kötü, hain, muhbir olabildiğini ya da çok uzak zannettiğimiz birçok insanın aslında ne kadar yakın olduğunu öğreniyorsunuz.
Cezaevi tam bir turnusol kağıdı işlevi görüyor.
Cezaevinde de dışarıda da umudun kocaman mercekleriyle hayata bakmaktan asla vazgeçmemeliyiz...”
-"GELECEK OLSUN"-
Sayın Soyer!
Haysiyetinizden başka dünya yok! Bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanız dileğiyle;
“Gelecek Olsun”…