Bir takımı gerçekten ne galibiyetler ne de şaşaalı zaferler ele verir; asıl karakter, en karanlık ve en sarsıcı anlarda rüzgâra nasıl direndiğinizle ölçülür.

Göztepe, kendi evinde Gaziantep FK karşısında ilk yarı sahaya yayılan o tepeden tırnağa içler acısı tabloyla sadece dört golü kalesinde görüp ligin dibine demir atmadı; aynı zamanda uzun süredir halının altına süpürülen kronik akıl tutulmalarının faturasını ağır ödedi.

Fakat madalyonun diğer yüzünde, ikinci yarıda doping yapmışçasına dirilen, önde basan ve bu armanın ruhunu sırtlayan bir Göz Göz vardı. Aynı kadro, aynı forma ama kırk beş dakika arayla iki zıt Göztepe...

Bu tezat, sorunun teşhisini de açıkça önümüze koyuyor. Problem futbolcuda değil; sistemde, tercihlerde ve bu yapıyı bu hale getiren akıldadır. Söylemek acı ama kaçınılmaz. Testi bugün kırılmadı, amma velakin gayet ciddi biçimde çatladı.

Rakamlar bu acı tablonun en tarafsız tanığıdır. Ligin ilk dört haftasında kalesinde 11 gol gören bir Göztepe izliyoruz. Oysa geçen yıl aynı periyotta bu sayı sadece birdi. Stoper hattındaki agresiflik kaybı, atletizmdeki gözle görülür düşüş ve kalede arkasını toplayan bir liderin yokluğu, takımı ligin en kolay gol yiyen yapısına dönüştürdü. Sezon başından beri form tutmayan kalecideki inat, nihayetinde pahalıya patladı.

Ancak asıl mesele sadece sahadaki skandal performans değil, maç sonu taraftara meydan okuyan o kabul edilemez üsluptur. Yıllardır bu kulübün cefasını çeken, sefasında da omuz omuza yürüyen o cefakâr tribün, bu takımın düşmanı değil en asil paydaşıdır. Formanın ağırlığını taşıyamayanların bu camiada yeri yoktur.Nitekim yönetim geç de olsa doğru bir refleks gösterip kadro dışı kararıyla gereğini yaptı. Lakin asıl sorumluluk, o kaleciyi bulup getiren ve bu vasatlığa onay veren akıllardadır. Günah keçisi yaratarak asıl sorumluluğu örtbas etmek kimseye kazandırmaz.

Stanimir Stoilov ve ekibinin ise şapkasını önüne koyup ciddi bir muhasebe yapma vakti. Geçen sezon şampiyonluğu getiren o, 3-4-1-2 tılsımı, bugünün değişen oyuncu profilleriyle artık uyuşmuyor. Rakipler Göztepe’nin baskı ezberlerini tamamen çözmüşken, aynı şablonda inat etmek eldeki tüm avantajı eritmekten başka işe yaramıyor. Çözüm, hücum gücünü artırmak adına savunma arkasında otoyollar bırakmak değil. Merkezde tek bir ismin omuzlarına yüklenmeyen, alan daraltan ve kolektif savunan bir takım aklı inşa etmektir. Üstelik kazanılan penaltılarda dahi sorumluluk almaktan çekinen bir hücum hattı izliyorsak, orada taktiksel felsefeden önce ciddi bir özgüven erozyonu var demektir.

Yönetim kanadınında şapkayı önüne koyup hatalardan ders çıkarma vakti gelmiştir. Mateusz Lis, Heliton ve Anthony Dennis gibi takımın iskeletini oluşturan kritik isimlerle yollar ayrılırken, stoper kıtlığı bu kadar aşikârken savunma hattını derinleştirecek ek takviyelerin yapılmaması büyük bir planlama hatasıdır. Yaz transfer döneminin resmen kapanmasıyla birlikte artık dövünmenin ya da geriye bakmanın bir faydası yok. Bu yönetim için tek çare, yaptığı hamlelerin eksiklerini görüp mevcut kadrodan maksimum verimi alacak formüllere odaklanmaktır. Yüzbinlerce taraftarın omuzladığı, Türkiye Kupaları kaldırmış, Avrupa’da boy göstermiş bu köklü çınar, varlık içinde vizyonsuzluğa ve vasatlığa mahkûm edilemez. Alanyaspor ve Rizespor virajı, bu idari ve teknik hatalardan ders çıkararak camianın yeniden nefes alacağı kritik bir eşiktir.

Toparlanacaklar, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Başka da bir yolu yok. Ancak bu toparlanma sadece sakatların dönmesiyle değil, teknik heyetin aynaya bakıp sistemini güncellemesiyle mümkündür. Göztepe’nin çocuğu Arda Özçimen’in kaleyi devralmasıyla yakalanan o güven iklimi, doğru bir oyun planıyla taçlandırılmalıdır. Unutulmasın ki Göz Göz, pes etmeyenlerin, küllerinden yeniden doğmayı bilenlerin ocağıdır; yeter ki bu camia omuz omuza verip kendi özüne dönsün.