Yavaş yavaş yaz mevsiminin sonuna geliyoruz. Günler giderek kısalıyor. Sabahın ilk saatlerinde bizi uyandıran serinlik akşamlara da eşlik eder oldu. Güneşin batmasıyla birlikte yeryüzünün sapsarı örtüsüne inat rengarenk olmaya hazırlanıyor gökyüzü. Yaren leylek ve eşi Nazlı çoktan yola çıktılar. Ege’nin güneyinde genellikle 15 Eylül’den sonra başlayıp yaklaşık bir ay süren, havanın güneşli, sıcaklığın makul, deniz suyunun ılık olduğu Sarı Yaz’ı da uğurlayınca hem doğa hem insanlar sonbaharı karşılamaya hazır demektir. Çok değil iki hafta sonra, bireylerin yalnızlığını ve yabancılaşmasını içimizi titreten şiirlerle anlatan şairimiz Turgut Uyar’ın Acıyor adlı şiirinden alınan, Eylül toparlandı gitti işte Ekim falan da gider bu gidişle mısraları dillerimizde dolaşmaya başlar. Çoğu kişi yıllık izinlerini tamamladı, tatil programlarını bitirdi, dinlenmenin ve güzel anıların yenilediği enerjileriyle işlerine, yaşadıkları kentlere döndü. Ülkemizde yıllık izinlerini deniz kıyısında, sahillerde geçiren önemli bir nüfus var. Turizm birçok belde halkının en önemli geçim kaynağı. Bir sahil kasabasında yaşıyorsanız tatile gelen kişilerin ilk günlerinde yüzlerinde ve bedenlerinde taşıdıkları yorgunluğu, dinlenmeye, denize kavuşma sabırsızlığını açıkça görebilirsiniz. Bütün bir çalışma yılını sıfırlamak amaçlı değil mi tatiller zaten.

Whatsapp Image 2026 09 09 At 10.51.57 (6)

Bir de Deniz Yosunlu Olmasaydı

Whatsapp Image 2026 09 09 At 10.51.57 (5)

Sahil şeridindeki ilçelerde yaşanan sorunlar da malum. Yatırımların kış nüfusuna göre yapılması nedeniyle oluşan alt yapı yetersizlikleri, elektrik, su kesintileri, ulaşım zorlukları gibi gerçeklerle karşı karşıya kalınca ziyaretçilerde zaman zaman hayal kırıklıkları oluşabiliyor. Ya denizde yüzerken ayaklara dolanan yosunlar? Epey şikayet konusu. Hem denizde canlıları hem kıyıları kaplayan kurumuş halleriyle. O nedenle tatil dönüşü iletilen taleplerde belediyelerin yosunları temizlemesi sıkça yer alıyor. Oysa onlar deniz çayırları ya da posidonia oceanica’lar. Denizlerin gizli kahramanları. Antik çağlardan bu yana denizlerin derinliklerinde yaşıyorlar, deniz canlılarına yaşam alanları sağlayarak, biyolojik çeşitliliğin oluşmasına yardımcı oluyorlar. Kara bitkileri gibi kökleri, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri ile. Amazon Ormanları’ndan daha yüksek karbon tutma özellikleri olduğu biliniyor. Doğanın iklim krizi ile mücadele eden en güçlü savaşçıları. Deniz ekosistemi için vazgeçilmez canlılar olan deniz çayırları deniz altında yaşamı çoğaltıyorlar. Hatta Mavi Ormanlar olarak anılıyorlar ki bu isim de üstlendikleri görevleri çok iyi tanımlıyor.

Mavi Ormanlar

Whatsapp Image 2026 09 09 At 10.51.57

Ülkemizin kıyı şeridi, özellikle Datça Bozburun Yarımadası Özel Çevre Koruma Bölgesi kıyılarının tamamına yakın bölümü deniz çayırları ile kaplı. Bu bölge Akdeniz’in en önemli denizel alanlarından. Ne yazık ki son elli yılda dünyada bilinen deniz çayırı alanlarının yüzde 29’unun yok olduğu belirlendi. Yoğun tekne trafiği, düzensiz demirlemeler, yapılaşma, dolgu faaliyetleri, turizm ve insan kaynaklı kıyısal baskılar nedeniyle ülkemizde de deniz çayırları alanlarının hızla azaldığı gözlemleniyor. WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Datça Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde izleme çalışmaları yapıyor. Proje ile aynı adı taşıyan Blue Panda yelkenlisi ile deniz koruma alanlarının etkinliklerinin arttırılmasını, deniz çayırlarının korunmasını, istilacı türlerle mücadelenin güçlendirilmesini ve habitat kayıplarını araştırıyor. WWF Mavi Panda araştırma ekibi görsel sayım yöntemleriyle bölgedeki balık topluluklarını, biyolojik çeşitliliği ve deniz çayırlarının durumunu değerlendiriyor. Bu ay 39 farklı noktada 2024 yılından beri sürdürülen araştırmanın sonuçları yayınlandı. Raporda mevcut koruma alanlarının genişletilmesi, yeni tam koruma bölgelerinin oluşturulması, küçük ölçekli balıkçılığı özendiren modellerin uygulanması gerektiği vurgulandı. Denizlerimizin geleceği için mavi ormanların daha güçlü koruması gerekliğine dair çağrı yapıldı. Denizde mavi ormanlar ne kadar geniş alan kaplarsa denizin üzerinin o kadar sağlıklı olduğu bilimsel bir gerçek. Ayrıca etkin korumaların deniz yaşamını güçlendirdiği, bu uygulamalara en güzel örneğin balıkçılığa kapalı ya da kısıtlı alanlarda balık türlerinin çoğalması olduğu açıklandı.

Sürdürülebilir Turizm

Whatsapp Image 2026 09 09 At 10.51.57 (3)

Denizlerimizi gelecek nesiller için nasıl koruyabileceğiz? Cevabı tek değil ama en önemlisi sürdürülebilir turizm uygulamaları ile. Kurallara uygun yapılan yat ve tekne kullanımı ilk sıralarda yer alıyor. Unutulmaz tatil günlerinin yaşandığı, doğal güzelliklerine hayran kalınan bir beldeye kirletmeden, zarar vermeden veda etmek oraya tekrar gelindiğinde aynı doğallıkta bulmanın garantisi, gelecek nesillere bırakmanın en güzel yolu. Atılacak birkaç küçük ama özenli adımla. Örneğin güneş koruyucuları. İçerdikleri kimyasal maddeler suya ve toprağa karışıyor oradan besin zinciriyle geri dönüyor. Deniz canlıları için toksik olabiliyor, mercanların beyazlamasına, üreme ve hormon sistemlerinin etkilenmesine yol açabiliyor. Sentetik parfümler cildi tahriş ediyor alerjiye neden olabiliyor. Kullanılan ürünlerden, denize atılan çöplerden ayrışan mikro plastikler deniz canlıları tarafından yutuluyor. Kimyasal içerikli güneş koruyucularının kullanımı dünyanın bir çok yerinde yasaklandı. Güneş koruması kıyafet, şapka gölgelikler yardımıyla yapılıp kullanılan ürünler de mineral filtreli olanlardan seçilirse bu konuda önemli bir adım atılmış olacak.

Whatsapp Image 2026 09 09 At 10.51.57 (4)

Sözüm gelecek yıl için deniz tatillerini şimdiden planlayanlara. Yüzdüğünüz yerde posidonia oceanica varsa mutlu olun. Suyun çok temiz olduğunun, deniz çayırlarının doğal filtre görevini yaparak denizi sizin için temizlediğinin, tüm deniz canlılarına yuva olduğunun, hem bugünler hem yarınlar için sizin adınıza denizi koruduğunun göstergesidir.